E-ISSN: 2587-0351 | ISSN: 1300-2694
Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi - Pamukkale Univ Muh Bilim Derg: 26 (6)
Cilt: 26  Sayı: 6 - 2020
1.
Kapak-İçindekiler
Cover-Contents
Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi
Sayfalar I - VI

2.
Yukarı Aras Havzasında hidrolojik modellerin karşılaştırması
Comparison of hydrological models in upper Aras Basin
Ali Arda Sorman, Emin Tas, Yusuf Ogulcan Dogan
doi: 10.5505/pajes.2019.98852  Sayfalar 1015 - 1022
Günbegün önemi artan su kaynakları planlama ve yönetimi çalışmalarında hidrolojik modellemenin etkin kullanılması yaygınlaşmaktadır. Özellikle Türkiye’deki drenaj havzaları başlangıç bölgelerinin karlı dağlık alanlardan oluşması ve bahar aylarında karların erimesiyle birlikte akımların büyük bir bölümünün kar erimesinden meydana gelmesi bu bölgelerdeki modelleme uygulamalarını önemli ve zorunlu kılmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye’nin doğu ve dağlık bölgesinde yer alan Aras Havzasının memba suları iki farklı kavramsal hidrolojik model (HEC-HMS ve HBV) kullanılarak 2008-2015 su yılları arasında modellenmiş ve karşılaştırılmıştır. Nash-Sutcliffe ölçütü kullanılarak performansı değerlendirilen her iki modelin akıma göre kalibrasyon başarısı 0.8 ve doğrulaması 0.7 değerlerinin üzerinde bulunmuştur. Aras Havzasında öncül bir kavramsal hidrolojik modelleme uygulaması olan bu karşılaştırma çalışmasının başarılı sayılabilecek sonuçlar verdiği ve benzer çalışmaların akımın yanı sıra başka değişkenlerin de çalışmaya dahil edilebileceğini göstermiştir.
The increasing importance of water resources planning and management each day has led to a widespread use of hydrologic modeling. Especially in Turkey, where the headwaters of drainage basins are located around mountainous areas, snowmelt dominates streamflow during spring months which makes modeling applications important and necessary. In this study, two different conceptual hydrologic models (HEC-HMS and HBV) are compared during 2008-2015 water years in the mountainous headwaters of Aras Basin, located in eastern Turkey. For both models, performance on runoff using Nash-Sutcliffe Efficiency is above 0.8 and 0.7 for calibration and validation respectively. This first conceptual hydrologic modeling implementation and comparison in Aras Basin did indeed give promising results as well as suggesting to consider other variables beside streamflow.

3.
Kazınmış Asfalt Kaplama (RAP) Malzemelerinin Filler Oranının CBR Performansına Etkisi ve Maliyet Analizi
Effect of Filler Percentage of Recycled Asphalt Pavement (RAP) Materials on CBR Performance and Cost Analysis
Ayşegül Güneş Seferoğlu, Mehmet Tevfik Seferoglu, Muhammet Vefa Akpınar, Muhammet Çelik
doi: 10.5505/pajes.2019.48154  Sayfalar 1023 - 1029
Kazınmış asfalt kaplama (RAP) malzemeleri çevre kirliğini azaltması, enerji ve maliyet tasarrufu sağlaması nedeniyle doğal agregaya (DA) alternatif sayılabilecek bir malzemedir. Pek çok ülkede, yol üstyapı tabakalarında belirli oranlarda RAP malzemesi kullanımına müsaade edilmektedir. Fakat RAP malzemelerinin mekanik özellikleri malzemenin üstyapının hangi tabakasından elde edildiğine, kazındığı yolun hizmet ömrü ve yapım özelliklerine, yolda kullanılan malzemelerin (bitüm ve agrega) özelliklerine ve kazı makinesinin özelliklerine bağlıdır. Bu çalışmada, iki farklı karayolunun bozulmuş aşınma tabakalarından özel kazıma makinesiyle elde edilen RAP malzemeleri (RAP1 ve RAP2), DA ile farklı oranlarda (%0, %15, %30, %45, %60, %100) karıştırılmıştır. Elde edilen karışımlar üzerinde bitüm oranı, elek analizi, modifiye proktor ve Kaliforniya taşıma oranı (CBR) gibi laboratuar testleri yapılarak karışımların bazı karakteristik özellikleri, %100 DA karışım değerleri referans alınarak incelenmiştir. Sonuçlara göre DA malzemesine alternatif olarak plentmiks temel (PMT) tip-1 tabakasında kullanılabilir maksimum RAP1 ve RAP2 oranları ülkemiz Karayolu Teknik Şartnamesi (KTŞ) kriterleri doğrultusunda belirlenmiştir. Ayrıca RAP malzemelerinin kullanılması durumunda DA malzemesine olan ihtiyacın azalmasının sağlayacağı malzeme maliyetlerindeki kar oranları da kapsamlı bir maliyet analizi yapılarak belirlenmiştir.
Recycled asphalt pavement (RAP) materials are an alternative to natural aggregate (NA) because they reduce environmental pollution and provide energy and cost savings. In many countries abroad, the usage of RAP materials in road pavement layers are permissible at certain rates. However, the mechanical properties of RAP materials are dependent on; the materials are derived from the in which pavement layer, the service life and construction characteristics of the road it is milled, the properties of the materials used (bitumen and aggregate)in the layer and the characteristics of the milling machine. In this study, two types of RAP materials (RAP1 and RAP2) obtained from the degraded wearing layers of two different roadway using milling machine were mixed with NA in different rates (0%, 15%, 30%, 45%, 60%, 100%). Some of the characteristics of the mixtures were examined with reference to 100% NA mixture values by performing laboratory tests such as bitumen ratio, sieve analysis, modified proctor and California bearing ratio (CBR) on the mixtures obtained. According to the results, maximum rates of RAP1 and RAP2 which can be used in plant-mix base type-1 layer as an alternative material to NA is determined according to Turkey Highway Technical Specification. In addition, in the case of using RAP materials, the profit rates of material costs to be reduced by the reduction of the need for NA material are also determined by cost analysis.

4.
İnşaat yıkıntı atığı ve kireçle kil zeminin stabilizasyonu üzerine deneysel bir çalışma
An experimental study on the stabilization of a clay soil with construction wastes and lime
Mamadou Lamine Diallo, Yeşim Sema Ünsever
doi: 10.5505/pajes.2019.51436  Sayfalar 1030 - 1034
Günümüzde, kentsel dönüşüm projelerinden ortaya çıkan katı atık maddelerinin büyük hacimlerinden dolayı depolama problemi yarattığı gerçeği gündeme gelmiştir. Bu gibi atık maddelerin kullanılması, hem çevre korunması hem de maliyet açısından kazanç sağlar. Bu yüzden, son yıllarda bu atık malzemelerin kullanılabilmesi yeni araştırma konularına olanak sağlamıştır.
Bu çalışmada, araziden alınan bir kil üzerine sabit %2 kireç ve %5 ile %35 arasında değişen oranlarda inşaat yıkıntı beton atıkları katılarak iyileştirme yapılmıştır. Öncelikle araziden elde edilen zemin üzerinde, Granülometri analizi ve Atterberg deneyleri yapılarak zemin sınıflandırılması yapılmıştır. Proktor deneyi yardımıyla hazırlanan numunelerin optimum su muhtevaları ve maksimum kuru birim hacim ağırlık değerleri elde edilmiştir. Karışımların mukavemetini belirlemek için ise bulunan optimum su muhtevasına uygun olarak 38 mm çapında ve 76 mm uzunluğunda silindirik numuneler hazırlanmıştır. Hazırlanan numuneler üzerinde 3, 7 ve 28 gün kür süresinden sonra serbest basınç deneyi yapılmış ve mukavemetleri belirlenmiştir.
Yapılan deneylerin sonucunda, yüksek plastisiteli kilin mühendislik özeliklerinin kullanılan kireç ve inşaat atıklarıyla birlikte farklı yüzdelerde arttığı bulunmuştur.
Nowadays, there is a storage problem of solid waste materials from the urban transformation projects due to their large volumes. Environmental protection and cost saving are provided when such waste materials are used. Therefore, in recent years the usage of these waste materials has been new trend research topics.
In this study, 2% of lime (constant through the experiments) and different percentages of construction concrete wastes (changes between 5% and 35%) were added on a clayey soil taken from field for soil stabilization purposes. The optimum water content and maximum dry density values of the prepared samples has been determined by using proctor compaction test. To determine the strength of the samples, 38 mm diameter and 76 mm length cylinders of the samples with the optimum water content has been prepared. Unconfined compression tests were performed on those samples after 3, 7 and 28 days curing time and their strengths has been determined.
As a result of the experimental research, it was found that the engineering properties of the high plasticity clay increases with the different percentages by adding waste material and lime.

5.
Bina Beton Atıklarının Karayollarında Bitümlü Temelde Agrega Olarak Kullanılabilirliğinin Araştırılması
Investigation Of The Usability Of Building Concrete Wastes As Aggregate In Bituminous Base Course On Highways
Serdal Terzi, Mahmut VURAL
doi: 10.5505/pajes.2019.57983  Sayfalar 1035 - 1041
Bu çalışmada ekonomik ömürlerini tamamlayarak yıkılan binaların atıkları öğütülerek agrega haline getirilmiştir. Referans kireçtaşı numunesi ve bina atıklarından elde edilen agrega numunelerinin, fiziksel ve mekanik özellikleri belirlenerek şartname limitleri ile karşılaştırılmaları yapılmıştır. Bununla birlikte agrega haline getirilen atıklar Bitümlü Sıcak Karışım (BSK) numuneleri ile, kalan kısmı kireçtaşı olmak üzere, sırasıyla %100, %75, %50 ve %25 oranlarında karıştırılmıştır. Her farklı karışım oranı için karışımın SuperpaveTM yöntemi ile hacimsel analizi yapılarak optimum bağlayıcı içeriği belirlenmiştir. Optimum bağlayıcı içeriği belirlenen numunelerin AASHTO T 283’e göre nem hassasiyetleri incelenmiştir. Ayrıca atık ilave edilmeyen referans kireçtaşı numuneleri için de deneyler yapılmış ve sonuçlar bina atıkları ile karşılaştırılmıştır. Test sonuçlarının Karayolu Teknik Şartnamesi limitleri ile kıyası yapıldığında, atık numunelerin su emme oranları ve Los Angeles aşınma deney sonuçlarının şartname limitlerini aştığı gözlemlenmiş olup, bina atıklarının bitümlü temellerde ancak %25 oranında kullanılabileceği belirlenmiştir.
In this study, the wastes of the buildings that were destroyed by completing their economic life were granulated into aggregate. Comparisons were made with specification limits by identifying physical and mechanical properties of raw limestone and aggregate obtained from demolition wastes. Afterwards, the granulated aggregate was mixed into Hot Mix Asphalt (HMA) at 100%, 75%, 50% and 25% by weight and the remaining part is used as limestone. For each mixing ratio, optimum binder content was determined by using Superpave volumetric mix design procedure. The moisture susceptibility of the samples, with optimum binder content was determined according to AASHTO T 283. Moreover, tests were also performed for the samples without adding waste and the results were compared with the demolition waste samples. When the test results are compared with the limits of the Highway Technical Specifications, it is observed that the water absorption rates of the waste samples and the Los Angeles abrasion test results exceed the specification limits, and it is determined that demolition wastes can be used only at a rate of 25% on asphalt base layers.

6.
Cocamide Diethanolamide Kimyasalının Bitüm Modifikasyonunda Kullanımı
Use of Cocamide Diethanolamide Chemical in Bitumen Modification
Gizem Kaçaroğlu, Mehmet Saltan
doi: 10.5505/pajes.2019.01643  Sayfalar 1042 - 1047
Bu çalışmada, Cocamide Diethanolamide kimyasalının bitüm modifikasyonunda kullanımı araştırılmıştır. Katkı malzemesi olarak Cocamide Diethanolamide kimyasalı seçilirken kimyasal ve bitüm arasındaki sıcaklığa bağlı davranış, kimyasal yapı gibi özelliklerin benzer olması etkili olmuştur. Buna ilaveten, Cocamide Diethanolamide kimyasalının bitüm modifikasyonunda ilk kez kullanılmış olması, bu çalışmayı ayırt edici kılmaktadır. Bitümün kimyasal ile %1, %3 ve %5 katkı oranlarında, 155 °C ve 165 °C modifikasyon sıcaklıklarında, 30, 60, 90 dakika boyunca 1000 rpm karışım hızı kullanılarak birden fazla kez modifikasyonu sağlanmıştır. Bu modifikasyonlar sonucunda her biri üç numune içeren 6 adet deney seti elde edilmiştir. Farklı parametrelerin modifiye edilmiş numuneler üzerine etkileri yumuşama noktası, penetrasyon, düktilite, dönel viskozimetre deneyleri ile araştırılmıştır ve Cocamide Diethanolamide kimyasalının, bitümü yumuşattığı ve bitümün işleme sıcaklığını düşürdüğü görülmüştür. Katkı oranı arttıkça karıştırma ve sıkıştırma sıcaklıklarında görülen düşüş, hem ekonomik hem de çevresel olarak fayda sağlamaktadır.
In this study, the usage of Cocamide Diethanolamide chemical for bitumen modification were investigated. When selecting Cocamide Diethanolamide chemical as the additive material, it has been effective that the properties such as behavior, chemical structure depending on the temperature between chemical and bitumen are similar. In addition, the usage of Cocamide Diethanolamide chemical for the first time in bitumen modification makes this study distinctive. Modification of bitumen with chemical was achieved more than once at the 1%, 3% and 5% additive ratios, 155 °C and 165 °C modification temperatures, using a mixing speed of 1000 rpm for 30, 60, 90 minutes. As a result of these modifications, 6 testing sets, each of them contains three sample, were obtained. The effects of different parameters on modified samples were investigated by softening point, penetration, ductility, rotational viscometer tests and it has been observed that Cocamide Diethanolamide chemical softens bitumen and lowers the processing temperature of bitumen. As the additive ratio increases, the decrease in mixing and compaction temperatures is beneficial both economically and environmentally.

7.
Lastik katkılı asfalt karışımındaki kırıntı lastik boyutunun ve oranın Marshall Parametrelerine Etkileri
Effects of Crumb Rubber Size and Concentration on Marshall Parameters of Rubberized Asphalt Mixture
Ali Almusawi, Hassan Shuaibu Abdulrahman, Mohammad Razeq Shakhan, Bora Doğaroğlu
doi: 10.5505/pajes.2020.50318  Sayfalar 1048 - 1052
Genelde Bitümlü Sıcak Karışım (BSK) asfaltların büyük bir yüzdesini oluşturan doğal agrega kaynakların tüketilmesi ve hurda lastiklerinin imhası gelecek için önemli çevre sorunları oluşturmaktadır. Karayolu yapımında hurda lastikler gibi atık ürünlerin kullanılması, bu sorunların üstesinden gelmenin sürdürülebilir bir yolu olarak kabul edilmektedir. Kırıntı Lastik (KL), BSK'ların performansını artırmak için kullanılabilecek bir tür polimer katkı ve termoplastik elastomerdir. Bu çalışmada, kırıntı lastik büyüklüğünün ve karışımdaki doğal agrega ile kısmi değiştirilmesinin lastik katkılı asfalt karışımlarının Marshall test parametreleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Üç farklı boyutta kırıntı lastik kullanılmıştır; ince (≤1.18mm), kaba (≥1.18 ve ≤33.35 mm) ve (50/50) oranında hem ince hem de kaba kombinasyonu. %1,5 ve %2,5 oranlarında olmak üzere agrega toplam ağırlığı kısmen değiştirilerek farklı yüzdelerde kırıntı Lastik kullanılmıştır. Lastik katkılı asfalt karışımları, geleneksel asfalt karışımıyla karşılaştırılmıştır. Optimum bitüm içeriği Asfalt Enstitüsü (AI) ve Ulusal Asfalt Kaplama Derneği (NAPA) yöntemleri kullanılarak belirlenmiştir. Kuru işlem metodolojisi uygulanarak farklı ebatlarda ve yüzdelerde kırıntı lastik katkı maddesi eklenmesi Marshall test parametreleri üzerinde önemli bir etkiye sahiptir ve ayrıca Asfalt Enstitüsü ve Ulusal Asfalt Kaplama Derneği yöntemleri ile belirlenen optimum binder (bağlayıcı) içeriği tahminlerini etkilemektedir. Bu çalışmanın sonuçları BSK'larda kırıntı lastik kullanımı için bir referans olarak kullanılabilir.
The depletion of natural aggregate sources which generally accounts for a huge percent of Hot Mixed Asphalts (HMAs) and the difficulty posed by disposal scrap tires are a major environmental concern for the future. The use of waste products like scrap tires in highway construction is considered a sustainable way of dealing with these issues. Crumb rubber is a material pulverized from waste polymer products like scrap tires which are then added to HMAs to improve their performance. This study focuses on the sensitivity of crumb rubber particle sizes (fine ≤1.18 mm), (coarse ≥1.18 mm and ≤3.35 mm) (and mix of 50% fine and 50% coarse) and partial replacement (1.5 and 2.5% of total weight) of aggregates on the Marshall test parameters of rubberized asphalt mixes. The Marshall test parameters: density, stability, VTM, VFB of both rubberized asphalt and conventional asphalt samples were compared and also the Asphalt Institute (AI) and National Asphalt Pavement Association (NAPA) methods were used to obtain the optimum bitumen content (OBC). From the results, it suggests that; the utilization of dry process methodology of adding crumb rubber additives in different sizes and percentages had a considerable effect on Marshal test parameters and also influences the optimum binder content estimates. The results of this study can be used as a reference point for the use of crumb rubber in HMAs.

8.
Mineral katkı kullanımının hava sürükleyici katkılı çimentolu harçların taze ve sertleşmiş hal özeliklerine etkisi
Effect of utilization of mineral admixture on the fresh and hardened properties of air-entrained cement mortars
Ece Güleryüz, Süleyman Özen, Ali Mardani-Aghabaglou
doi: 10.5505/pajes.2020.85353  Sayfalar 1053 - 1061
Bu çalışmada, silis dumanı ve uçucu kül kullanımının hava sürükleyici katkılı tekli, ikili ve üçlü çimentolu sistemleri içeren harç karışımlarının taze ve bazı sertleşmiş hal özelliklerine etkisi karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu kapsamda tek tip CEM I 42.5R tipi çimento, tek tip polikarboksilat esaslı su azaltıcı katkı, tek tip hava sürükleyici katkı, silis dumanı ve uçucu kül kullanarak farklı kombinasyonlara sahip harç karışımları hazırlanmıştır. Mineral katkı içermeyen kontrol karışımına ilaveten, üç seri daha harç karışımı hazırlanmıştır. Birinci ve ikinci seride uçucu kül ve silis dumanı sırasıyla, %30 ve %10'u oranında çimento ile yer değiştirmiştir. Üçüncü seride ise, çimento ağırlığının %30 ve %10 oranında, hem uçucu kül hem de silis dumanı kullanılmıştır. Çalışmada tüm harç karışımlarında su/çimento oranı, kum/bağlayıcı oranı ve yayılma değerleri sırasıyla, 0.485, 2.75, 270±20 mm olarak sabit tutulmuştur. Harç karışımlarının zamana bağlı yayılma değerleri, 90 günlük su emme değerleri, 3, 7, 28 ve 90 günlük basınç dayanımları ve 0, 50, 100, 150, 200 donma-çözülme çevrimi sonrası basınç dayanım değerleri elde edilmiştir. Deney sonuçlarına göre, hava sürükleyici katkılı çimento harçlarında mineral katkı kullanımı karışımların taze hal özelliklerini olumlu yönde etkilemiştir. Mineral katkı içeren karışımlar erken yaşlarda kontrol karışımına kıyasla daha düşük dayanım gösterirken, 90 günün sonunda kontrol karışımından daha yüksek basınç dayanım değerlerine sahip olmuşlardır. Mineral katkı kullanımı ile harç karışımlarının 90 günlük su emme değerleri, kontrol karışımına kıyasla daha düşük olmuştur. Donma-çözülme çevrimleri bakımından en başarılı karışımın hem uçucu kül hem de silis dumanı içeren, üçlü bağlayıcı sisteme sahip olan K-UK-SD-HSK karışımı olduğu tespit edilmiştir.
In this study, the effect of silica fume and fly ash on the fresh and some hardened state properties of mortar mixtures containing plain, binary and ternary cementitious systems and air entraining admixture were investigated comparatively. Within this regard, different mortar admixture combinations were prepared by using a CEM I 42.5R type cement, a type of polycarboxylate-ether based water reducing admixture, air entraining admixture, silica fume and fly ash. In addition to the control mixture containing no mineral admixture, three series of mortar mixtures were prepared. In the first and second series, silica fume and fly ash were replaced by 30% and 10% of cement, respectively. In the third series, both silica fume and fly ash were used as 30% and 10% of cement weight. Within all mortar mixtures, water/cement ratio, sand/binder ratio and flow values were kept constant as 0.485, 2.75, 270±20 mm, respectively. Time-dependent flow values, 90-day water absorption values, 3, 7, 28 and 90-day compressive strengths and compressive strengths values after 0, 50, 100, 150, 200 freeze-thaw cycle of mortar mixtures were measured. According to the results, the use of mineral additives in cement mortars containing air-entraining admixture had a positively effect on the fresh state properties of the mixtures. While mixtures containing mineral admixture exhibited lower strengths at early ages compared to the control mixture, they had higher compressive strength values than the control mixture at the end of 90 days. The 90-day water absorption values of the mortar mixtures were observed to be less with the use of mineral admixture compared to that of control mixtures. In terms of freeze-thaw cycles, the most successful mixture was determined to be K-UK-SD-HSK mixture having ternary cementitious system and containing both fly ash and silica fume.

9.
Dış sıcaklık verisinin bina ısıtma enerji gereksinimine etkisinin ve TS 825 derece-gün bölge kümelendirmesinin geçerliliğinin incelenmesi
Investigation of the effect of outdoor temperature data on the building heating energy requirement and validity of the TS 825 degree-day region clustering
Murat Altun, Aslı Akçamete, Çağla Meral Akgül
doi: 10.5505/pajes.2019.00334  Sayfalar 1062 - 1075
Dış sıcaklık verisi, binaların enerji gereksinimi hesaplamasını etkileyen en önemli parametrelerden biridir. Hacimsel ısıtma ağırlıklı enerji tüketiminin görüldüğü Türkiye’de, binaların ısı yalıtımı tasarımının yapılması ve ısıtma enerji ihtiyacının hesaplanması, TS 825 “Binalarda Isı Yalıtım Kuralları” standardına göre yapılmaktadır. TS 825’te, iller, sahip oldukları iklimsel koşullara göre derece-gün bölgelerinde (DGB) kümelendirilmektedir. Bu DGB’leri birbirinden ayıran temel iklimsel parametre ise dış sıcaklık verisidir. Bu çalışmada, dış sıcaklık verisinin bina ısıtma enerji gereksinimine etkisinin ve standartta oluşturulan DGB’lerin geçerliliğinin dış sıcaklık verisine göre tartışılması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, oluşturulan örnek binanın ısıtma enerji ihtiyacı (Qyıl), illere ait farklı dış sıcaklık verilerine ve standardın yürürlükteki ve önerilen versiyonundaki DGB’lerine ait dış sıcaklık verilerine göre hesaplanmış ve 81 il için ayrı ayrı kıyaslanarak DGB‘lerin geçerliliği ve standartta yapılan güncellemelerin etkinliği incelenmiştir. Sonuçlar, bazı DGB’ler arası geçişlerde, farklı DGB’de yer alan illerin Qyıl değerlerinin birbirine çok yakın olduğunu; hatta bazı illerin kıyaslamalı Qyıl değerlerinin, bulundukları DGB’lerin verileri ile çeliştiğini göstermektedir. Bu durum, DGB yaklaşımının yeniden gözden geçirilmesini düşündürmektedir. Bunun yanında, standardın önerilen versiyonunda yeni oluşturulan DGB’ler, kıyaslamalı sonuçlar ile daha iyi örtüşmektedir. Bunlara ek olarak, ısıtma eşiği sıcaklığı seçimi hesaplamalara kısıtlı etki yaparken, analizlerde kullanılacak dış sıcaklık verisinin güncelliğinin binanın ısıtma enerji hesabını önemli oranda etkilediği görülmüştür.
The outdoor temperature is one of the most important parameters affecting the calculation of energy requirements of buildings. Determination of the thermal insulation details and heating energy requirement of the buildings in Turkey, where energy consumption is dominated by space heating, is made according to TS 825 "Thermal Insulation Rules in Buildings" standard. In TS 825, the provinces are clustered in degree-day regions (DDR) according to their climatic conditions. The main climatic parameter that separates these DDRs from each other is the outdoor temperature. In this study, it is aimed to discuss the effect of outdoor temperature on the building heating energy requirement and validity of the DDRs in the standard according to outdoor temperature data. In this context, the heating energy requirement of the case building is calculated according to different outdoor temperature data of the provinces and the outdoor temperature data of the DDRs in the current and recommended version of the standard. The effectiveness of the DDRs and the updates in the standard are examined by comparing them separately for 81 provinces. The results show that in some DDR clusters, Qy values of the provinces from different DGBs are very close to each other; even, comparative Qy values of some of them contradict with their DDR. This situation suggests that the DDR approach should be re-examined. Besides, the new DDRs in the recommended version of the standard is rather compatible with the comparative results. In addition, the selection of the heating threshold temperature has been shown to have a limited effect on the calculations, while the up-to-dateness of the outdoor temperature data to be used in the analyses has been shown to significantly affect the heating energy calculation of the building.

10.
Kurşun Çekirdekli Kauçuk İzolatörün Yükseklik Boyunca Düzenli ve Düzensiz Çerçevelerin Sismik Tepkisine Etkisi
Effect of Lead Rubber Bearing on Seismic Response of Regular and Irregular Frames in Elevation
Ahmet Hilmi Deringöl, Esra Mete Güneyisi
doi: 10.5505/pajes.2019.49207  Sayfalar 1076 - 1085
Taban izolatörleri binaların yapısal sistemleri için etkili bir sismik koruyucu sistem olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada, kurşun çekirdekli kauçuk izolatörlerin (KÇKİ) deprem kayıtlarına maruz bırakılmış moment aktaran çelik yapılar üzerinde etkinliği araştırılmıştır. Bu amaçla, KÇKİ ile iyileştirilmiş 12 katlı yükseklik boyunca düzenli ve düzensiz çelik yapılar, oluşan bölgesel ve genel deformasyonlar dikkate alınarak incelenmiştir. KÇKİ; izolatör periyodu, efektif sönüm oranı ve rijitlik oranı gibi üç önemli parametre kullanılarak modellenmiştir. Taban izolatörlü çelik yapıların 2 boyutlu modelleri oluşturularak farklı depremler altında zaman tanımlı analizleri yapılmıştır. İzole edilmiş ve edilmemiş çerçevelerin sismik davranışları; izalatör deplasmanı, ivme, katlar arası ötelenme oranı, göreli yer değiştirme, çatı katı ötelenmesi, normalize edilmiş taban kesme kuvveti, taban momenti ve histeretik eğrileriyle değerlendirilmiştir. İzole edilmiş çerçevelerin izole edilmemiş olanlara kıyasla sağladığı avantajlar tartışılmıştır. KÇKİ’nin uygulanmasıyla yükseklik boyunca düzenli ve düzensiz çerçevelerin sismik tepkilerinin belirli bir düzeye kadar iyileştirilebileceği gözlemlenmiştir.
Base isolations are acknowledged as an effective seismic protective system for structural systems of buildings. This study investigates the effectiveness of lead rubber bearing (LRB) on the nonlinear response of the steel moment resisting frames subjected to real ground motions. To this aim, 12-storey regular and irregular steel frames in elevation upgraded with LRB were studied by evaluating the local and global deformations. LRB was modeled by considering three key parameters of isolation period, effective damping ratio, and stiffness ratio. Two-dimensional model of the base isolated frames were created and a series of time-history analyses were carried out by different earthquake ground motions. The seismic behaviour of the bare and isolated frames was measured by the variation of isolator displacement, acceleration, interstorey drift ratio, relative displacement, roof drift ratio, normalized base shear, base moment, and hysteretic curve. The supremacy of the base-isolated frames over the bare frames was discussed accordingly. It was found that the seismic response of the regular and irregular frames in elevation could be improved up to a certain degree by implementing LRB.

11.
Düşey yük taşıyıcı sistemlerin süneklik düzeyi yüksek çelik moment aktaran çerçevelerin göçme performansına etkisi
Impact of gravity frames on collapse performance of special steel moment frames
Onur Şeker
doi: 10.5505/pajes.2019.34032  Sayfalar 1086 - 1097
Yapıların performans değerlendirmesinin yanı sıra taşıyıcı sistem davranış katsayısı ve elastik olmayan deplasman arttırma katsayısı gibi önem taşıyan tasarım parametrelerinin belirlenmesinde kullanılan olasılıksal göçme analizi prosedürü, P-695, düşey yük taşıyıcı sistemlerin yatay dayanım ve rijitliğe katkısını göz önünde bulundurmamaktadır. Basit birleşimli çelik kiriş-kolon birleşimlerinin, kiriş rijitliğinin ve dayanımın, sırasıyla, %25 ve %40’ını aktarabileceği düşünüldüğünde, bu kapasite rezervinin yapıların doğrusal olmayan davranışında göz önüne alınmaması, yapıların değerlendirilmesinde eksikliklere yol açabilmektedir. Bu çalışmanın amacı; düşey yük taşıyıcı sistemlerin, çelik yapıların deprem performansına olan etkisini sayısal yöntemlerle sistematik olarak incelemektir. Bu amaçla, iki farklı 6 katlı çelik çerçeve, zaman tanım alanında doğrusal olmayan analizlere tabi tutularak, elde edilen sonuçlar P-695 olasılıksal göçme analizi yöntemiyle karşılaştırıldı. Yapılan değerlendirme, düşey yük taşıyıcı sistem etkisinin seçilen orta yükseklikteki yapının göçme performans değerlendirmesinde önemli fark yarattığını göstermiştir.
Probabilistic collapse analysis procedure, P-695, which is a methodology used for determination of seismic design parameters such as response modification factors and deflection amplification factors along with seismic performance evaluation of structural systems, does not consider the contribution of gravity-load-carrying system to the lateral stiffness and strength. Considering the fact that shear connections are capable of transferring 25% and 40% of the beam’s stiffness and strength, respectively, ignoring the impact of this extra capacity on the non-linear behavior might lead to inaccurate seismic evaluation of structures. This study aims to investigate the impact of gravity frames on the seismic performance of steel structures through numerical methods. For this purpose, incremental dynamic analyses are carried on two different frames and the results are compared using probabilistic collapse analysis methodology, P-695. Assessment conducted herein pointed out that the gravity frame played a critical role on the collapse performance of the selected mid-rise structure.

12.
Lifli Betonlar için Elastisite Modülü Tahmini
Elastic Modulus Prediction for Fiber-Reinforced Concretes
Eren Yağmur
doi: 10.5505/pajes.2019.34017  Sayfalar 1098 - 1109
Bu çalışmada, farklı ayrık lif tiplerinin betonun elastisite modülü üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla 260 adet silindirik basınç deney numunesi derlenmiştir. Dikkate alınan lif tipleri çelik, PVA, polipropilen, polyolefin, bazalt ve olefindir. Çalışma sonuçları tüm lif tipleri için kaba agrega miktarının ince agrega miktarına oranının 1.5’i aşması durumunda beton basınç dayanımının azaldığını göstermiştir. Çelik lifli karışımların lif narinlik oranının 60’dan küçük ve eşit olduğu durumlarda elastisite modülü artış gösterirken 60’dan büyük değerler için elastisite modülünün azaldığı görülmüştür. Dikkate alınan tüm lif tipleri için geçerli olan bir elastisite modülü denklemi önerilmiştir. Önerilen denklem deney sonuçları ile ve literatürde yer alan diğer formüllerle karşılaştırılmış ve farklı durumlar için denklemlerin geçerlilikleri sorgulanmıştır.
In this study, the effects of different discrete fiber types on the modulus of elasticity of concrete were investigated. For this purpose, 260 cylindrical pressure test specimens were compiled. The fiber types considered are steel, PVA, polypropylene, polyolefin, basalt and olefin. The results of the study showed that if the ratio of coarse aggregate to fine aggregate exceeds 1.5 for all fiber types, the compressive strength of concrete decreases. It has been observed that the modulus of elasticity increases in cases where the fiber aspect ratio of the steel fibers is less than and equal to 60, while the modulus of elasticity decreases for values greater than 60. An elasticity modulus equation, which applies to all fiber types considered, is proposed. The proposed equation was compared with the experimental results and the other formulas in the literature and the validity of the equations for different cases was questioned.

13.
Yüksek sıcaklığa maruz atık çelik lif takviyeli alkali ile aktive edilmiş yüksek fırın cüruflu harçların davranışı
Behaviour of the waste steel fibre reinforced alkali-activated slag mortars exposed to high temperatures
Serhat Çelıkten, Mehmet Canbaz
doi: 10.5505/pajes.2019.66199  Sayfalar 1110 - 1116
Bu çalışmada, yüksek sıcaklığa maruz atık çelik lif takviyeli alkali ile aktive edilmiş yüksek fırın cüruflu harçların davranışı araştırılmıştır. Bu amaçla, yüksek fırın cürufu sodyum silikat (Na2SiO3) ve sodyum hidroksit (NaOH) ile aktive edilerek harç karışımları oluşturulmuştur. Atık lif içermeyen karışımlar ile birlikte hacimce %1 ve %2 atık lif içeren karışımlar üretilmiş ve atık lif içeriğinin alkali ile aktive edilmiş harçların mekanik özelliklerine etkileri araştırılmıştır. Harç karışımlarından alınan 4x4x16 cm boyutlarındaki prizma harç numuneleri 200ºC, 400ºC ve 600ºC olmak üzere üç farklı derecede yüksek sıcaklık etkisine maruz bırakılmış ve harçların birim hacim ağırlıklarında, ultrases geçiş hızlarında, eğilme ve basınç dayanımlarında meydana gelen değişimler deneysel olarak belirlenmiştir. Deney sonuçları, atık çelik liflerin alkali ile aktive edilmiş yüksek fırın cüruflu harçların mekanik özelliklerini geliştirdiğini göstermiştir. Ayrıca, 200ºC ve 400ºC sıcaklıklara maruz bırakılan alkali ile aktive edilmiş harçların eğilme ve basınç dayanımları değişen oranlarda artmıştır.
In this study, behaviour of the waste steel fibre reinforced alkali-activated slag mortars exposed to high temperatures is investigated. For this purpose, mortar mixtures are produced by activating blast furnace slag with sodium silicate (Na2SiO3) and sodium hydroxide (NaOH). In addition to the mixtures produced without waste fibre, the mortar mixtures including 1% and 2% waste fibre by volume are manufactured and the influence of waste steel fibre content on the mechanical properties of the alkali activated mortars is investigated. The specimens with the dimensions of 4x4x16 cm taken from the mortar mixtures are exposed to 200ºC, 400ºC and 600ºC temperatures and the changes due to the elevated temperature effect on the unit weights, ultrasound pulse velocities, flexural and compressive strengths of the mortars are determined experimentally. Results show that the waste steel fibres improve the mechanical properties of the alkali-activated mortars. Besides, the flexural and compressive strengths of the alkali activated mortars are increased in different proportions after exposure to 200ºC and 400ºC temperatures.

14.
Pachnoda Marginata Larva'nın Arka Bağırsağı'ndan Anaerobik Lignoselülitik Mikrobiyal Kültür Geliştirilmesi
Anaerobic Lignocellulolytic Microbial Community Derived from Hindgut of Pachnoda Marginata Larva
Emine Gözde Özbayram, Orhan İnce, Sabine Kleinsteuber, Marcell Nikolausz
doi: 10.5505/pajes.2019.50980  Sayfalar 1117 - 1122
Tarım atıkları, yüksek enerji içerikleri ve üretim miktarları ile düşük maliyetleri nedeniyle anaerobik çürütücüler için en önemli biyokütle olarak değerlendirilmesine rağmen karmaşık lignoselülozik yapıları bu maddelerin hidroliz aşamalarını sınırlandırmaktadır. Hidroliz verimini artırmak için etkin lignoselüloz degradasyon stratejileri geliştirilmektedir. Bu çalışmanın amacı, Pachnoda marginata larvalarının arka bağırsağından lignoselüloz parçalayabilen anaerobik mikrobiyal topluluğun zenginleştirilmesidir. Bu kapsamda, Pachnoda marginata larvaları 3 hafta süre ile lignoselülozik substrat ile beslenmiş, sonrasında disekte edilmiştir. Arka bağırsak kültür şişelerine transfer edilmiştir. Bakteriyel topluluk çeşitliliği 16S rRNA amplikon dizileme yöntemi ile Illumina MiSeq platformunda analiz edilmiş, metanojenik arkeal topluluk ise T-RFLP yöntemi ile incelenmiştir. Kültür şişelerinde biyogaz üretimi zaman ile artış göstermiş, tüm şişelerde metan üretimi gözlenmiştir. Zenginleştirme prosedürü sonucunda, kültürün bakteriyel topluluk profili değişiklik göstermiş, üç transfer sonrasında alınan örneklerde Porphyromonadaceae (phylum: Bacteroidetes) bolluğunun artarak baskıladığı görülmüştür. Metanojenik topluluk ise Methanobrevibacter ile baskılanmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlar, Pachnoda marginata larvasının sindirim sisteminden üretilen zenginleştirilmiş kültürün, lignoselülozca zengin kompleks biyokütleyi etkin bir şekide parçalayabildiğini göstermiştir.
Agricultural wastes are considered as the most important biomass for anaerobic digesters due to the high energy content, high abundance, and low costs. However, complex lignocellulosic structure limits the hydrolysis of these materials. Thus, the effective lignocellulose degradation strategies are developing to enhance hydrolysis rate. The aim of this study is to enrich microbial consortia that degrade lignocellulosic biomass from the hindgut of Pachnoda marginata larvae. Within this scope, Pachnoda marginata larvae kept on lignocelluloric rich diet for 3 weeks and then dissected. Hindgut compartment was transferred to culture bottles. Bacterial community compositions were examined by amplicon sequencing of the 16S rRNA gene on the Illumina MiSeq platform, methanogenic archaeal communities were determined by T-RFLP method. Biogas production was increased over time and methane production was observed in all bottles. The bacterial community profile of the enrichment culture was shifted as a result of the enrichment procedure with particularly the abundance of Porphyromonadaceae (phylum: Bacteroidetes) increasing during prolonged subcultivation. The methanogenic community was dominated by Methanobrevibacter. Our results show the successful establishment of an enrichment culture from the gut system of Pachnoda marginata larvae that effectively degrades complex lignocellulose rich biomass.

15.
Çimento harcı içerisinde kullanılan atık döküm kumunun çevresel risklerinin ve harç mekanik özelliklerine olan etkilerinin değerlendirilmesi
Evaluation of the environmental risks of the waste casting sand used in cement mortar and its effects on the mechanical properties of the mortar
Derya Azak, Derya Över Kaman, Serdar Göncü
doi: 10.5505/pajes.2019.12571  Sayfalar 1123 - 1132
Dökümcülük, metalleri işlemek ve metallere şekil verme konusunda yüzyıllardır kullanılan önemli endüstri dallarından biridir. Döküm yöntemi ile üretilen malzemeler, kuyumculuktan, ağır sanayi tezgâhlarına, tarım makinelerinden, gemi makinelerine kadar çok farklı alanlarda kullanılmaktadır. Dökümcülüğün geniş pazar payından dolayı çeşitli üretim proseslerinden çıkan atık miktarı oldukça fazladır. Düzenli depolama sahalarının kritik doluluk oranı, tehlikeli atıkların bertaraf maliyeti endüstriyel simbiyoz ihtiyacını arttırmaktadır. Buna bağlı olarak, söz konusu atıkların beton ve harç içerisinde değerlendirilmesi konusunda çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışma, inşaat sektöründe atığın geri dönüştürülerek kullanımı ile endüstriyel simbiyozu sağlamayı ve atığın çevresel etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda, çimento harcı kompozisyonu içerisinde bulunan Standart kum, ağırlıkça %0 (referans), %10, %20, %30, %40 oranlarındaki atık döküm kumu (ADK) ile ikame edilerek ASTM C109 standardına uygun olarak harç karışımları hazırlanmıştır. Üretilen numunelerin üç farklı kür ortamında çevresel etkisi ve sızma davranışları incelenmiştir. ADK içeren harç numunelerinin çevresel etkilerinin yanı sıra mekanik özellikleri de incelenmiştir. ADK'nun fiziksel ve çevresel açıdan etkileri incelendiğinde, sonuç olarak olumsuz bir etkisinin olmadığı ve harç üretiminde ince agrega yerine %20 oranında kullanılabileceği görülmüştür. Numunelerin basınç dayanımı değerleri de standartlarda ifade edilen koşulları sağlamaktadır.
Casting is an important industrial process that used for metal processing and metal shaping. Materials produced by casting are used in several fields like jewelry, industrial benches, agricultural machines etc. Due to the large market share of the casting, the amount of waste from various production processes is quite high. Critical occupancy rate of landfill areas and the cost of disposal of hazardous wastes increase the need for industrial symbiosis. Accordingly, various studies are carried out to evaluate the wastes in concrete and mortar. This study aims to provide industrial symbiosis by recycling of waste in the construction sector and to investigate the environmental effects of waste. In this context, mortar mixtures were prepared in accordance with ASTM C109 standard by replacing the standard sand used in the cement mortar composition with 0% (reference), 10%, 20%, 30% and 40% by weight of waste casting sand (WCS). Environmental effects and leaching behaviors of the samples were investigated in three different curing environments. In addition to the environmental effects of mortar samples containing ADK, their mechanical properties were also investigated. As a result, it was concluded that ADK could be used 20% instead of fine aggregate in mortar production without causing a negative physical and environmental impact. The compressive strength values of the samples also satisfy the conditions stated in the standards

16.
Tabakhane katı atiklarının anaerobik birlikte çürütülmesi: optimum deri etleme atığı yükü
Anaerobic co-digestion of tannery solid waste: optimum leather fleshings waste loading
Alper Bayrakdar
doi: 10.5505/pajes.2020.22465  Sayfalar 1133 - 1137
Tabakhane katı atıklarından biyogaz üretimi üzerine literatüre katkı sağlamak amacıyla yürütülen bu çalışmada deri etleme atığı yükünün anaerobik biyogaz üretimine etkisi ve optimum deri etleme atığı yükü, farklı etleme atığı ve arıtma çamuru karışım oranlarıyla (0: 1, 0.25: 1, 0.35: 1, 0.50: 1) kesikli olarak işletilen dört eşdeğer anaerobik reaktör ile incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, lipit içeren atıkların metan üretim potansiyelini arttırdığını göstermiştir. Ancak, H2S inhibisyonu ve uçucu yağ asitlerinin birikimi bu atıkların anaerobik olarak çürütülmesinde dikkat edilmesi gereken önemli hususlar olarak görülmüştür. Kesikli deneyler ile elde edilen verilere Gompertz modeli uygulanarak bu atıkların anaerobik olarak çürütülmesinde kinetik katsayılar belirlenmiştir. 0,35: 1 ve 0,5: 1 (kuru bazda) karışım oranı ile işletilen reaktörlerin nihai metan üretim potansiyelleri ve metan üretim hızı değerlerinin oldukça benzer olduğu model çıktıları ile hesaplanmıştır. Çalışmada, 0,35: 1 karışım oranı ile işletilen reaktörün hiç etleme atığı ilave edilmemiş kontrol reaktörüne göre %54 daha fazla metan üretim potansiyeline sahip olduğu ve bu karışım oranının optimum etleme atığı ve arıtma çamuru oranı olduğu gözlenmiştir.
In this study, loading of optimum leather fleshings was investigated with four identical batch reactors with different fleshings and treatment sludge ratios (0: 1, 0.25: 1, 0.35: 1, 0.50: 1) to contribute to the state of art of the biogas production from tannery solid wastes. Results showed that lipids-containing leather fleshings boosted the methane production potential. However, H2S inhibition and volatile fatty acids accumulation were the main concern in the anaerobic digestion of these wastes. The modified Gompertz model was applied to the batch tests data to determine the kinetic constants of anaerobic digestion of tannery solid wastes. It was calculated with the model outputs that the ultimate methane production potential and maximum methane production rate in reactors having mixing ratio of 0.35: 1 and 0.5: 1 (dry basis) were highly similar. 0.35 was found to be an optimum leather fleshing and treatment sludge ratio with a 54% more methane production potential than that of control reactor in this study.

17.
Zenginleştirilmiş koagülasyon prosesiyle içme sularından doğal organik madde giderimi
Natural organic matter removal from drinking water by enhanced coagulation process
Seda Tözüm Akgül, Sehnaz Sule Kaplan Bekaroglu, Nevzat Ozgu Yigit
doi: 10.5505/pajes.2019.48265  Sayfalar 1138 - 1147
Doğal organik madde (DOM), dezenfeksiyon yan ürünlerinin (DYÜ) oluşumunda öncü bir bileşik olduğundan içme suyu arıtımında doğal organik maddenin giderimi önemli bir husustur. DYܒler, insan sağlığı üzerindeki potansiyel kanserojen etkileri sebebiyle bir endişe kaynağıdır. Bu sebeple DOM’un, içme suyu arıtımında dezenfeksiyon prosesinden önce uzaklaştırılması gerekmektedir. Ülkemizde içme suyu arıtımında kullanılan konvansiyonel metot, koagülasyon, flokülasyon, çökeltim/flotasyon ardından kum filtrasyonudur. Ancak konvansiyonel koagülasyon metotları, bulanıklık giderimine odaklandığı için, etkili bir DOM giderimi sağlayamaz. Bu nedenle DOM gideriminde, işletme şartlarının optimize edildiği (koagülant dozu ve pH gibi) zenginleştirilmiş koagülasyon prosesi etkin olarak kullanılmaktadır.

Bu çalışmada, zenginleştirilmiş koagülasyonla içme suyu kaynaklarından DOM giderimi üzerine yapılan araştırma çalışmalarının bir incelemesi sunulmuştur. Koagülasyon prosesinde kullanılan çeşitli koagülant maddeler incelenmiş ve koagülasyonu geliştiren pH, koagülant dozu, DOM kaynağı gibi faktörlere değinilmiştir. Bunun yanı sıra, zenginleştirilmiş koagülasyonla membran filtrasyonu, iyon değişimi ve aktif karbon adsorpsiyonunu birleştiren entegre proseslere yer verilmiş, entegre proseslerin DOM giderimi üzerindeki etkinliklerine değinilmiştir.
As natural organic matter (NOM) is a precursor compound in the formation of disinfection by-products (DBP), removal of natural organic matter in drinking water treatment is an important issue. DBPs are a source of concern because of their potential carcinogenic effects on human health. For this reason, NOM must be removed before disinfection process in drinking water treatment is conducted. The conventional method used in drinking water treatment in our country is coagulation, flocculation, sedimentation / flotation and sand filtration, respectively. However, since conventional coagulation methods focus on turbidity removal, they cannot provide effective NOM removal. Therefore, in the NOM removal, the enhanced coagulation process in which the operating conditions are optimized (such as the coagulant dose and pH) is used effectively.
In this study, a review of research studies carried out on NOM removal by enhanced coagulation from drinking water sources are presented. The used various coagulants in coagulation processes have been studied and the factors such as pH, coagulant dose, NOM source, which improve coagulation, have been mentioned. In addition, integrated processes combining coagulation and membrane filtration, ion exchange, activated carbon adsorption are included and the effectiveness of integrated processes on NOM removal have been addressed.

18.
Erçek Gölü su kolonunun mevsimsel sıcaklık dinamiği, Doğu Anadolu/Türkiye
Seasonal temperature dynamics of Lake Erçek water column, Eastern Anatolia/Turkey
Ayşegül Feray Meydan, Suna Akkol
doi: 10.5505/pajes.2019.64436  Sayfalar 1148 - 1153
Erçek Gölü, Türkiye’nin doğusunda farklı iklim sistemlerin kesiştiği kilit bir noktada yer almasıyla birlikte, Van Gölü’nden sonra havzada yer alan ikinci büyük kapalı havza gölüdür. Su kolonunda daha önce gerçekleştirilen çalışmalar, su kolonunun yıl boyunca sıcaklığında meydana gelen değişimlerin açıklanması için yeterli değildir. Bu çalışma kapsamında 2016-2017 yılları arasında 12 ay süresince gölün en derin noktasından dikey olarak su kolonunda CTD cihazı ile sıcaklık ölçümleri yapılmıştır. Göl suyu sıcaklığının değişiminin incelendiği bu çalışmada elde edilen veriler kapsamında, göl su kolonunun mayıs-kasım ayları arasında termal tabakalanma gösterdiği ve kış mevsiminde su kütlesinin karıştığı ortaya konulmuştur. Tüm veriler doğrultusunda Erçek Gölü “Holomiktik Göl” sınıfına dahil edilmiştir.
Lake Erçek is located in eastern Turkey which has a key point where different climatic systems intersect and after Lake Van it is the second largest closed basin lake in the basin. Previous studies in the water column are not sufficient to explain changes in the temperature of the water column throughout the year. Wihtin the scope of this study, temperature measurements were carried out in the water coloumn vertically from the deepest point of the lake for 12 months between 2016-2017 with CTD device. In this study, the change of the lake water temperature was examined and it was revealed that the lake water column showed thermal stratrification between may and november and the water body mixed in winter. All data showed that Lake Erçek is included in “Holomictic Lake” class.

19.
Çok düşük-orta aşındırıcı kayaçların tek eksenli basınç dayanımının Cerchar aşınma indeksi ile tahmini
Estimation of uniaxial compressive strength of very low-medium abrasive rocks from Cerchar abrasiveness index
Ahmet Teymen
doi: 10.5505/pajes.2019.36604  Sayfalar 1154 - 1163
Kayaç aşındırıcılığının belirlenmesinde yaygın olarak kullanılan yöntemlerin başında Cerchar Aşınma İndeksi (CAI) yer almaktadır. Aşınmayı etkileyen temel parametreler, yoğunluk, çimentolanma derecesi, dayanım özellikleri ve kayaçtaki aşındırıcı minerallerin miktarı gibi özelliklerdir. Bu çalışmada, aşındırıcılık özelliği az-orta düzeyde olan 35 farklı kayaç üzerinde tek eksenli basınç dayanımı (UCS) ve CAI başta olmak üzere 15 farklı test gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kullanılan 35 kayacın UCS değerleri 6.64-148.36 MPa, CAI değerleri 0.68-2.67 arasında değişmektedir. Kayaçların tamamı CAI sınıflamasına göre orta aşındırıcılık kategorisinin altında yer almaktadır. Çalışmanın temel amacı en sık kullanılan kayaç özelliği olarak bilinen UCS değerinin CAI değerleri yardımıyla tahmin edilmesidir. Bu amaçla, CAI ve test edilen diğer parametreler kullanılarak UCS çoklu regresyon yöntemi ile tahmin edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonuçları UCS ile CAI arasında kayda değer ilişkiler olduğunu göstermektedir.
Cerchar Abrasiveness Index (CAI) is one of the commonly used methods for determining rock abrasiveness. The main parameters that affect abrasion are density, cementation, strength properties and amount of abrasive minerals in the rock etc. In this study, 15 different tests including uniaxial compressive strength (UCS) and CAI were performed on 35 different rocks with low-medium abrasive properties. UCS and CAI values of 35 rocks used in the study are ranged between 6.64 to 148.36 MPa and 0.68 to 2.67 respectively. All of the rocks are classified below the medium abrasiveness class according to CAI classification. The main purpose of the study is to estimate the UCS value which is known as the most commonly used rock feature by CAI values. For this purpose, it was tried to estimate UCS values by multiple regression method using CAI and other test parameters. The results of the study show that there are significant relationships between UCS and CAI.

20.
İki boyutlu levha tipi yapıların SP anomalilerinin ters çözümü
Inverse solution of the SP anomalies of two dimensional sheet like bodies
Coşkun SARI, Emre TİMUR
doi: 10.5505/pajes.2019.44069  Sayfalar 1164 - 1169
En küçük kareler ve ters çözüm yöntemlerinin kullanımı jeofizik veri analizinde yaygın olarak uygulanmaktadır. Eğilimli tabaka benzeri cisimlerin kuramsal anomalilerinin doğal potansiyel yöntemi için çözümü, basit yinelemeli yöntemler ve sönümlü en küçük kareler (Marquardt-Levenberg) yöntemi kullanılarak Fortran tabanlı bir bilgisayar programı yazılarak karşılaştırılmıştır. Kuramsal model çalışmaları sonucunda, küçük hata limitlerinde çok az sayıda yineleme ile model parametrelere ulaşılmıştır. Uygulanan Marquardt-Levenberg yöntemi sönümleme faktörü programda, yakınsak ve yakınsak olmayan koşullara bağlı olarak otomatik olarak gerçekleştirilmiştir. Eğimli levha modelinin derinlik, yatay uzunluk ve başlangıç noktası (X0) parametreleri, model ve gerçek alan verileri için iterasyon yöntemleri ile karşılaştırıldığında düşük hata sınırları içinde elde edilmiştir.
Usage of the least squares and inversion methods are commonly applied to the geophysical data analysis. Solution of the theoretical anomalies of inclined sheet like bodies for the self potential method were compared by writing a Fortran based computer program which is using simple iterative methods with damped least squares (Marquardt-Levenberg) method. As a result of theoretical model studies, model parameters have been reached with very little number of iterations at the small error limits. Applied Marquardt-Levenberg method damping factor has been carried out automatically in the program depending on converging and non-converging conditions. Depth, horizontal length and starting point (X0) parameters of the inclined sheet model were obtained within low error limits compared with the iteration methods for model and real field data.

21.
Potansiyel Jeotermal Kaynaklar için Radyojenik Isı Üretiminden Sıcak Kuru Kayanın Belirlenmesi ve Isparta-Yakaören Örneği
Determination of the Hot Dry Rock from Radiogenic Heat Production for Potential Geothermal Sources and Example of Isparta-Yakaören
NURTEN AYTEN UYANIK, Büşra Kurt, Osman Uyanık
doi: 10.5505/pajes.2019.03502  Sayfalar 1170 - 1177
Jeotermal sistem, enerji açısından önemli bir kaynaktır. Enerji ihtiyacı yüksek olan ülkelerde “sıcak kuru kaya” kavramı daha da önem kazanmaktadır. Bu çalışmada radyoaktif verilerden yararlanarak sıcak kuru kaya niteliği taşıyabilecek yapı araştırması yapılmıştır. Bu amaçla gama-ışın spektrometre cihazı ile Isparta-Yakaören civarında uzun ömürlü doğal radyoaktif elementler olan K, U ve Th konsantrasyon verileri elde edilmiştir. Çalışma alanında 362 farklı noktada yerinde spektrometrik ölçümler yapılmıştır. Bu ölçümler sonucunda elde edilen U, Th ve K konsantrasyon değerleri kullanılarak radyojenik ısı üretim değerleri hesaplanmıştır. Daha sonra çalışma alanı için U, Th, K konsantrasyon ve radyojenik ısı üretim haritaları oluşturulmuştur. Haritalar yorumlanarak çalışma alanı jeotermal potansiyeli açısından tartışılmıştır. Çalışma alanındaki trakiandezit, tüf ve alüvyona ait ortalama radyojenik ısı üretimi sırasıyla 6.5μW/m3, 4.2μW/m3 ve 3.8μW/m3 olarak elde edilmiştir. Çalışma alanında özellikle trakiandezit kayasının yüksek ısı üretiminden ve bu kayacın geçirimsiz olması durumunda sıcak kuru kaya jeotermal kaynağı olarak geliştirmek için bir potansiyele sahip olabileceği düşünülmektedir.
The Geothermal system is an important source in terms of energy. In countries with high energy requirements, the term “hot dry rock" becomes even more important. In this study, in a place where it can be a hot dry rock, field survey was conducted by using radioactive data. For this purpose, the data of K, U and Th concentration, which is long term natural radioactive elements, were obtained with gamma-ray spectrometer device around Isparta-Yakaören. In the study area, in-situ spectrometric measurements were performed at 362 different points. Radiogenic Heat production values were calculated by using the values of U, Th and K concentration obtained as a result of these measurements. Then, maps to evaluate of the study area were generated by using U, Th, K concentration and radiogenic heat production values. The study area was discussed in terms of geothermal potential by interpreted maps. The average radiogenic heat production values of the trachyandesite tuff and alluvium units in the study area were obtained as 6.5μW/m3, 4.2μW/m3 and 3.8μW/m3, respectively. It is thought that in the study area, especially from the high heat production of trachyandesite rock and this rock may have a potential to develop as a hot dry rock geothermal source if it is impermeable.

LookUs & Online Makale