E-ISSN: 2587-0351 | ISSN: 1300-2694
Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi - Pamukkale Univ Muh Bilim Derg: 27 (7)
Cilt: 27  Sayı: 7 - 2021
1.
Kapak-İçindekiler
Cover-Contents
Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi
Sayfalar I - V

2.
Bi-Streç denim kumaşlarda buruşma özellikleri
Wrinkling properties of Bi-Stretch denim fabrics
Gülbin Fidan, Yasemin Korkmaz, Hatice Kübra Kaynak
doi: 10.5505/pajes.2020.74044  Sayfalar 781 - 787
Uzun yıllardan bu yana günlük hayatta rahatlığı sebebiyle yaygın biçimde kullanılan bi-streç denim kıyafetler günümüzde resmi ortamlarda dahi kullanılmaya başlanmıştır. Kullanımda hareket konforu sunan bu tür ürünler için tüketici kullandığı ürünün estetik görünüm açısından da belirli bir kalite seviyesinde olmasını ister. Buruşma sonucu giysinin istenmeyen bir görüntüye sahip olması kullanıcıyı rahatsız eden bir durumdur. Bu çalışmada farklı elastan çekimi, atkı sıklığı ve doku tiplerinde üretilen bi-streç denim kumaşların buruşma özellikleri incelenmiştir. Atkı ipliği numuneleri, Ne 20/1 penye olarak, %100 pamuk hammaddesiyle ve 78 dtex doğrusal yoğunluğa sahip elastan öz ile, 4 farklı elastan çekim oranında (3,07, 3,33, 3,63, 3,99) üretilmiştir. Çözgü ipliği olarak, Ne 16/1 dual-core (55 dtex PBT – 44 dtex lycra ) iplik kullanılmıştır. Denim kumaş numuneleri, 3 farklı atkı sıklığında (21 tel/cm, 25 tel/cm ve 29 tel/cm), 3/1 ve 2/2 dimi desenlerinde dokunmuştur. Böylelikle 4 farklı elastan çekim oranında üretilen atkı iplikleri, 3 farklı atkı sıklığında ve 2 farklı desende, çözgü iplikleri sabit tutularak dokunmuş ve üretilen 24 adet denim kumaş numunesinin buruşma özellikleri araştırılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre, kumaşların buruşma dayanımı özelliklerinde önemli bir farklılık görülmemiştir. Ancak, buruşma geri dönüşüm açısı test sonuçlarına uygulanan istatistiksel analiz sonucunda, atkı sıklığı ve doku tipinin buruşma geri dönüşüm açısı üzerine etkili olduğu, ancak elastan çekimindeki farklılığın etkisinin olmadığı görülmüştür.
Denim clothing, which has been widely used for many years because of its comfort in daily life, has started to be used even as official wear. Consumers desire an optimum quality level regarding the aesthetic appearance from this type of high movement comfort clothing. Having wrinkles causing an undesired appearance is a disturbing situation for consumer. In this study, wrinkling properties of bi-stretch denim fabrics produced with different elastane draft, weft density and weave types were investigated. Weft yarn samples were produced from 100% cotton raw material as Ne 20/1 combed yarn with 78 dtex elastane core and with 4 different elastane draft ratios (3.07, 3.33, 3.63 and 3.99). Ne 16/1 dual-core (55 dtex PBT – 44 dtex lycra ) yarn was used as warp. Denim fabric samples were produced with 3 different weft densities (21 weft/cm, 25 weft/cm and 29 weft/cm) and 2 different weave types (3/1 ve 2/2 twill weave). In doing so, wrinkling properties of the total of 24 denim fabric samples which were produced with 4 different elastane draft ratio, 3 different weft sett levels keeping the warp yarn constant and with two different pattern types were investigated. According to the results, no significant difference was seen on wrinkle recovery of the fabrics. But, as a result of the statistical analysis applied to the wrinkle recovery angle test results, it was observed that the weft density and the weave type have a statistically significant effect on the wrinkle recovery angle, whereas there is no statistically significant effect of elastane draft ratio on wrinkle recovery angle.

3.
Elektrolif çekim yöntemi ile β-arbutin içeren nanolifli tekstil yüzeyi üretimi
Production of nanofiber textile surfaces with β-arbutin via electrospinning method
Gamze D. Tetik, Ejebay Jumageldiyeva, Ayşe Ebru Tayyar
doi: 10.5505/pajes.2021.98223  Sayfalar 788 - 793
Bu çalışmada, cilt lekeleri azaltıcı etkisi bilinen β-arbutin ilave edilmiş polimer çözeltisinden nanoliflerin elektrolif çekim yöntemi ile üretimi amaçlanmıştır. Bu amaçla %2, %5 ve %10 (w/v) oranlarında β-arbutin, formik asit ile hazırlanmış poliamid 6 çözeltisine ilave edilerek, çözeltilerin elektrolif çekimleri gerçekleştirilmiş ve gerçekleştirilen taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizi ile optimum elektrolif çekim parametreleri belirlenmeye çalışılmıştır. SEM görüntüleri, en düzgün morfolojili nanoliflerin %2 (w/v)’lik β-arbutin içeren çözelti ile elde edilebildiğini göstermiştir. %2 (w/v) konsantrasyon değeri ile çalışılırken denenen 3 farklı voltajdan 30 kV’un en iyi sonucu verdiği gözlemlenmiştir. Ortalama lif çapları için gerçekleştirilen istatistiksel analizde, nanoliflerin çaplarının konsantrasyon değerlerine göre değiştiği belirlenmiştir. Bu çalışmada, çalışma kapsamında üretilen cilt lekeleri azaltıcı madde içeren nanolifli tekstil yüzeylerinin hafif ve oldukça ince formda bir kozmetik tekstil ürünü olarak kullanılmak üzere elektrolif çekim yöntemi ile üretilebileceği gözler önüne serilmiştir.
In this study, it is aimed to produce nanofibers via electrospinning method using a polymer solution doped with β-arbutin, which is known as a skin blemishing agent. For this purpose, β-arbutin was added to the polyamide 6/ formic acid solution with chosen concentrations as 2, 5 and 10% (w/v). After electrospinning process, scanning electron microscope (SEM) analysis was performed to determine the optimum spinning parameters. The SEM images presented that nanofibers with uniform morphology was obtained with the 2% (w/v) β-arbutin concentration. Three different voltages were applied for 2% (w/v) β-arbutin added solution and the best morphology was get by a voltage of 30 kV. According to the statistical analysis performed, it was seen that the mean diameters of nanofibers varied due to the β-arbutin concentration. In this study, it has been demonstrated that the thin and light nanofiber textile surfaces containing a skin blemishing agent can be produced via electrospinning method to be used as a cosmetic textile product.

4.
[email protected]@Ag nanokompozitlerin hazırlanması, PVP ile nanolif üretimi ve karakterizasyonu
Preparation of [email protected]@Ag nanocomposites, production of nanofiber with PVP and its characterization
Aylin Yıldız, Cumali Demir, Derman Vatansever Bayramol, Ahmet Özgür Ağırgan
doi: 10.5505/pajes.2021.00225  Sayfalar 794 - 799
Manyetit (Fe3O4), Hümik Asit (HA) ve Gümüş (Ag) önemli özelliklere sahip malzemelerdir. Bu malzemelerin özelliklerini taşıyacak tek bir malzeme sentezlenmesi ve kullanılması bazı uygulama alanları için önemli ölçüde avantaj sağlayabilecektir. Bu çalışmada, sentezlenen [email protected]@Ag, %5, %7.5 ve %10 ağırlık oranlarında polivinilpirolidon (PVP) içerisine katkılandırılarak elektrospinning yöntemi ile nanolif üretimi gerçekleştirilmiştir. Üretilen nanolifli yapıların yapısal özellikleri X-ışını Kırınımı (XRD) ile morfolojik özellikleri Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) ile spektroskopik ve termal karakterizasyonları da Fourier dönüşümü kızılötesi (FTIR) ve Termogravimetrik Analiz (TGA) ile incelenmiştir. Nanoliflere ait analiz sonuçları değerlendirildiğinde, [email protected]@Ag katkılı PVP nanoliflerin başarılı bir şekilde üretildiği tespit edilmiştir.
Magnetite (Fe3O4), Humic Acid (HA) and Silver (Ag) are materials with important properties. Synthesizing a single material which will have all the properties of these materials can provide significant advantages for some application areas. In this study, synthesized [email protected]@Ag was doped into poly(vinyl pyrrolidone) (PVP), in weight ratios of 5%, 7.5% and 10%, and nanofiber production was carried out by electrospinning method. Structural properties of nanofiber structures were investigated by X-ray Diffraction (XRD), morphological properties by Scanning Electron Microscope (SEM), spectroscopic and thermal characterizations by Fourier transform infrared (FTIR) and Thermogravimetric Analysis (TGA). When the analysis results of nanofibers were evaluated, it was determined that [email protected]@Ag doped PVP nanofibers were successfully produced.

5.
Kekik oleoresini katılan domates çorbasında B. coagulans bakterisinin ısıl direncinin incelenmesi
Investigating the thermal resistance of B. coagulans in the thyme oleoresin added tomato soup
Ahsen Rayman Ergün, Taner Baysal, Dilber Çağlar, Hilal Tüfenk, Bekir Batmaz
doi: 10.5505/pajes.2020.47717  Sayfalar 800 - 806
Gıda üreticileri kaliteyi korumak ve raf ömrünü uzatmak amacıyla koruyucu madde kullanımına ve geleneksel ısıl işlemlere alternatif olarak, minimum işlem görmüş gıdaların üretimine yönelmişlerdir. Bu amaçla doğal antimikrobiyal maddelerin kullanımı tercih edilmektedir. Doğal antimikrobiyal bileşenleri içeren oleoeresinler bitkilerden ekstrakte edilen yağ ve reçine karışımıdır. Bu çalışmada domates çorbası kekik oleoresini ile zenginleştirilerek, domates ürünlerinin ısıl işleminde hedef mikroorganizma olan Bacillus coagulans’ a karşı oleoresinin minimum inhibisyon konsantrasyon değeri belirlenmiş, ürünün fiziksel ve kimyasal kalite özellikleri üzerine etkileri saptanmıştır. Domates çorbasında B. coagulans için D90 değeri 3.67 dakika olarak saptanırken, kekik oleoresini içeren çorbada bakteriye ait bu değer 2.58 dakika olarak bulunmuştur. Kekik oleoresinli çorbanın likopen ve parlaklık değerlerinin kontrol (oleoresinsiz) grubuna kıyasla daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
Food manufacturers have focused on the production of minimally processed foods as an alternative to the use of preservatives and traditional heat treatments in order to protect quality and extend shelf life. Therefore, the use of natural antimicrobials is preferred. Oleoresins which are rich in natural antimicrobials, are a mixture of essential oil and resin extracted from plants. In this study, the tomato soup was enriched with thyme oleoresin, and the minimum inhibition concentration value of oleoresin on the target microorganism, Bacillus coagulans, at heat treatment of tomato based product was determined. The changes on the physical and chemical quality characteristics of the product were determined. The D90 value of the B. coagulans in tomato soup was found as 3.67 minutes while this value was found as 2.58 minutes for the bacteria in the soup which contains thyme oleoresin. It was concluded that soup with thyme oleoresin had higher lycopene and brightness values than the control (without oleoresin) group.

6.
Otoklavlama-Retrogradasyon yöntemi uygulanarak pirinç nişastasından elde edilen enzime dirençli nişastanın ekmek hamuru reolojisi ve ekmeğin bazı kimyasal özellikleri üzerine etkisi
Effects of enzyme-resistant starch obtained from rice starch by autoclaving-retrogradation method on the rheology of bread dough and some chemical properties of bread
Ayşe Demirekin, Hülya Gül
doi: 10.5505/pajes.2020.25738  Sayfalar 807 - 812
Bu çalışma ile son yıllarda popüleritesi hızla artan ürünlerden olan enzime dirençli nişastanın (EDN) otoklavlama-retrogradasyon (OR) yöntemi ile eldesi ve ekmek hamurunun reolojik özellikleri ile ekmeğin bazı kimyasal özellikleri üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Başlangıçta bileşiminde EDN bulunmayan saf pirinç nişastasına OR yöntemi uygulandığında içeriğinde %0.57 oranında EDN oluşmuştur. OR uygulanmış END (ORN)’nin nem, kül ve toplam nişasta içeriği sırasıyla %8.74, %0.50, %70.82 olarak bulunmuştur. Elde edilen ORN, ekmeklik buğday unu ile yer değiştirme prensibine göre %0,%2,%4 ve %6 oranlarında buğday ununa ilave edilave edilmiştir. Amilograf, Kieffer hamur ve gluten uzayabilirlik testi ve Chen-Hoseney hamur yapışkanlık testleri (CHT) ile farklı oranlarda ORN eklenerek oluşturulan ekmek hamurunun reolojik özellikleri ölçülmüştür. Jelatinizasyonun maksimum noktasındaki vizkosite %6 ilave oranında en düşük değeri (782 BU) alırken %2 ilave oranında maksimum kuvvet (Rmax) en yüksek değeri (65.96 g) almıştır. Uzayabilirlik yeteneği %2 ilave oranında kontrol örneğine benzer değerde iken %4 ve %6 oranlarında artmıştır. Yapışkanlık, adezyon kuvveti ve hamur gücü parametreleri üzerine %2 oranında eklenen dirençli nişastanın etkisi olmazken eklenme oranı %4 ve %6’ya çıkarıldığında değerler yükselmiştir.%0,%2,%4 ve %6 oranlarında ORN eklenerek üretilen ekmeklerin dirençli nişasta miktarı ilave oranıyla orantılı olarak artmıştır. Sonuç olarak OR yöntemi ile pirinç nişastasından EDN elde edilebileceği ve %2 oranında ekmek hamuruna eklenen bu ORN’nin reolojik özellikler bakımından kontrol örneğe yakın değerler içerdiği, ancak ekmekte önemli düzeyde diyet lif artışı sağlanabilmesi için ORN’nin en az %6 oranında ilave edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen EDN fırıncılık ürünlerinin fonksiyonel özelliklerini geliştirmede değerli bir bileşen olarak kullanılabilir.
This study was aimed to investigate the effects of enzyme resistant starch (ERS)which is rapidly growing product in recent years obtained by autoclaving-retrogradation (AR)method, on the rheological properties of bread dough and some chemical properties of bread. In pure rice starch, while there was not ERS found at the beginning, 0.57% ERS was occurred after AR application. moisture, ash and total starch content of AR applied ERS (A-ERS) were found as 8.74%, 0.50%, 70.82% respectively.A-ERS was added in to wheat flour at 0%, 2%, 4% and 6% levels replacement with wheat flour. Effects of A-ERS on dough rheological properties was evaluated by using amylograph, Kieffer dough and gluten extensibility rig (KER) and Chen–Hoseney Dough Stickiness Rig tests (CHT). The lowest amylograph peak viscosity (782 BU) was observed when A-ERS was added at 6% concentration and the maximum force (Rmax) measured with KER was shown the highest value as 65.96 g by the addition of 2% A-ERS. The extensibility increased with the addition of 4% and 6% A-ERS while at 2% addition level it was given the similar values with control sample.. CHT tests showed that inclusion of 2% A-ERS did’nt cause any significant change on the stickiness, work of adhesion and dough strength but significant increase on these parameters were observed as the level of A-ERS increased from 2 to 4 and 6% respectively. The amount of resistant starch present in the chemical composition of the bread increased proportionally with the addition rate of A-ERS. As a result; RS was occurred with AR application, substitution at 2% of A-ERS gave rheological values at least as good as the control sample. However, in order to achieve significant dietary fiber increase in bread, it was concluded that A-ERS should be added at least 6% level.Thus it can be suggested that A-ERS can be used as a valuable ingredient to enhance the functional properties of bakery products.

7.
Dondurularak kurutulmuş meyve tozlarının keklerin bazı fizikokimyasal özellikleri üzerine etkisi
The effect of freeze dried fruit powders on some of the physicochemical properties of the layer cake
Kadriye Ergün Altay, Gülşah Çalışkan Koç, Safiye Nur Dirim
doi: 10.5505/pajes.2020.83883  Sayfalar 813 - 819
Bu çalışmanın amacı, dondurarak kurutulmuş meyve tozlarının kek hamurlarına ilavesinin kekler üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Kek hamuruna meyve tozlarının eklenmesiyle, keklerin nem içeriğinde önemli bir düşüş gözlenmiştir (%6.96-34.13, p<0.05). Ayva tozu içeren kek en yüksek hacim (90.56-92.78 mm) ve simetri indeksi (6.13-7.00 mm) değerlerine sahiptir. Keklerin C vitamini içeriği (%6.17-32.94) kek hamuruna meyve tozu ilavesiyle önemli ölçüde artmıştır. Duyusal analiz sonuçlarına göre balkabağı tozu içeren kekler panelistler tarafından daha çok beğenilmiştir.
The objective of this research is to observe the effect of the addition of freeze-dried fruit puree powders to cake batter during cake production. The moisture content data pointed out that the addition of fruit powders to the cake batter resulted in a decrease in the moisture content values of the cakes (6.96-34.13%, p<0.05). The cake with quince powder had the highest volume (90.56-92.78 mm) and symmetry index values (6.13-7.00 mm). The vitamin C content (6.17-32.94%) of the cakes significantly increased with the addition of fruit powder to the cake batter. The sensory evaluation showed that the cake containing pumpkin powder had greater acceptance by the panelists.

8.
Tarhun ilavesinin sucuğun uçucu bileşen profiline ve bazı kalite parametrelerine etkisi
Effect of tarragon addition on volatile compound profile and some quality paramaters of sucuk
Aybike Kamiloğlu, Tuğba Elbir, Kübra Çinar Topçu
doi: 10.5505/pajes.2021.37236  Sayfalar 820 - 825
Bu çalışmada tarhun ve olgunlaştırma süresinin sucuğun bazı kalite parametreleri ve uçucu profili üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Sucuk örneklerinde 3 farklı seviyede (% 0.25,% 0.50 ve % 0.75) tarhun ve kontrol olarak tarhun içermeyen örnek kullanılmıştır. Analizler olgunlaşma süresinin 0., 3., 5., 7., 9. ve 13. günlerinde yapılmıştır. Tarhun varlığı, L *, b * değerlerini etkilemezken sucuk örneklerinin pH, a * (P <0.01), aw (P <0.05) ve TBARS değerlerini istatistiksel olarak etkilemiştir. Tarhun, göstermiş olduğu % 90 ± 0.3 DPPH süpürme aktivitesi ile uyumlu olarak sucukta antioksidan aktivite göstermiştir. Uçucu profili değerlendirildiğinde, tarhun ilavesinin etki ettiği major bileşenin Anisole, p-allyl- olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak kullanılan konsantrasyonlardaki tarhun varlığında, sucukta olgunlaştırma sırasında antioksidatif etki tespit edilirken, pH ve aw gibi bazı kalite özellikleri üzerinde arzu edilmeyen değişimler gözlenmemiştir.
The goal of the present study was to investigate the effect of tarragon and ripening period on certain quality parameters and the volatile profile of sucuk (Turkish dry fermented sausage). Tarragon was used in sucuk samples at three distinct levels (0.25 %, 0.50 % and 0.75 %), and tarragon-free samples were used as control. Analyses were performed on the 0., 3., 5., 7., 9. and 13. days of ripening time. Although the presence of tarragon did not affect L * and b * values, the pH, a * (P<0.01), aw (P<0.05), and TBARS values of the sucuk samples were statistically affected. Tarragon demonstrated antioxidant activity in sucuk in accordance with 90 % ± 0.3 DPPH scavenging activity. When the volatile profile was evaluated, the key component affected by the addition of tarragon was determined as Anisole, p-allyl-.As a result, while an antioxidative effect was detected during ripening in the presence of tarragon in sausage, undesirable changes were not observed on some quality characteristics such as pH and aw.

9.
Sarı kantaron (Hypericum perforatum) ve ıtır (Perlargonium graveolens) bitkisi ekstraktlarının incelenmesi ve hazır bitki çayı olarak kullanımının araştırılması
Investigation of herbal extracts from St John’s wort (Hypericum perforatum) and geranium (Perlargonium graveolens) and their usage as instant herbal tea
Merve Sılanur Yılmaz, Kübra Köşker, Hicran Arslan, Fatoş Altunkara, Serap Eraslan, Özge Şakıyan
doi: 10.5505/pajes.2021.40403  Sayfalar 826 - 834
Bitkiler, çok eski zamanlardan beri sağlık üzerine olumlu etkilerinden dolayı çeşitli şekillerde kullanılmaktadır. Bitki çayları bu kullanım şekillerinden en yaygın olanı ve yüksek fenolik madde içeriğinden kaynaklı yüksek antioksidan aktivite özelliğine sahip olanıdır. Bu çalışmanın amacı sarı kantaron (Hypericum perforatum) ve ıtır (Perlargonium graveolens) bitkilerinden mikrodalga ve ultrason destekli ekstraksiyon yöntemleri kullanılarak elde edilen ekstraktlardan hazır çay üretebilmektir. Kontrol grubu olarak maserasyon yöntemi ile elde edilen ekstraktlar kullanılmıştır. Mikrodalga destekli ekstraksiyon işlemi için farklı mikrodalga güçleri (90, 180 ve 270 W) ve farklı işlem süreleri (10, 20, 30 ve 50 dakika) kullanılmıştır. Aynı amaçla ultrason destekli ekstraksiyonda da farklı ultrason güçleri (14, 35 ve 56 W) ve farklı işlem süreleri (1, 10, 20, 30 ve 60 dakika) uygulanmıştır. Ekstraksiyon işlemlerinden elde edilen toplam fenolik madde miktarına göre optimum işlem koşulları belirlenmiştir. Mikrodalga destekli ekstraksiyonda sarı kantaron bitkisi için 180 W-40 dakika en uygun proses koşulu iken, ıtır bitkisi için en uygun işlem koşulu 180 W-30 dakika olarak belirlenmiştir. Ultrason destekli ekstraksiyon işlemine göre ise optimum koşullar sarı kantaron bitkisi için 56 W-30 dakika iken ıtır bitkisi için 14 W-60 dakikadır. Çalışmada elde edilen bulgular ışığında, yeni teknolojiler ile daha kısa sürede ve daha yüksek fenolik madde içeriğine sahip ekstraktlar elde edildiği ve çözünürlük değerleri kıyaslandığında hazır bitki çayı üretiminde kullanılacak ekstraktlar için mikrodalga destekli ekstraksiyonun daha tercih edilebilir bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır.
Plants have been used since ancient times due to their positive effects on health. Herbal teas are most commonly used and have high antioxidant activity due to their high phenolic content. The aim of this study is to produce instant tea from plant extracts obtained from St. John's Wort (Hypericum perforatum) and geranium (Perlargonium graveolens) by using microwave and ultrasound assisted extraction. Extracts obtained by maceration method were used as control group. Different microwave powers (90, 180 and 270 W) and different processing times (10, 20, 30 and 50 minutes) were used for the microwave oven process. For the same purpose, different ultrasound powers (14, 35 and 56 W) and different processing times (1, 10, 20, 30 and 60 minutes) were applied in ultrasound assisted extraction. Optimum processing conditions were determined according to the total phenolic content obtained from extraction processes. In the microwave-assisted extraction, 180 W-40 minutes was the optimum process condition for St. John's Wort while the optimum process condition was 180 W-30 minutes for the geranium. According to the ultrasound-assisted process, the optimum was 56 W-30 minutes for St. John's Wort plant and 14 W-60 minutes for geranium. In the light of the results of the study, it was concluded that the microwave assisted extraction method is more preferred new technology for extracts with higher phenolic content obtained in a shorter time.

10.
Keçi sütünden üretilen peynirlerin yağ asidi bileşimi ve konjuge linoleik asit içerikleri
Fatty acid composition and conjugated linoleic acid content of cheeses produced with goat milk
Oğuz Gürsoy, Rabia Fakı, Kübra Kocatürk, Gamze Esgin, Yusuf Yılmaz
doi: 10.5505/pajes.2021.05995  Sayfalar 835 - 841
Bu çalışmada, ülkemizde ağırlıklı olarak keçi sütü ile üretilen peynirlerin (n=13) genel kompozisyonu, yağ asidi bileşimi ile konjuge linoleik asit (KLA) içeriği belirlenmiştir. Sonuçlar, tüm peynirlerin yağ asidi bileşimlerinin benzer olduğunu göstermiştir. Farklı peynir örneklerindeki kısa ve orta zincirli yağ asitleri nispi bulunma oranlarına göre bütirik, kaproik ve kaprilik asit olarak sıralanmıştır. Tüm peynir örneklerinde oransal olarak en fazla bulunan uzun zincirli yağ asitleri sırasıyla palmitik, oleik, miristik, stearik, laurik, linoleik ve palmitoleik asit olmuştur. Peynirlerde en fazla bulunan doymuş yağ asitleri olarak palmitik, miristik ve stearik asit belirlenmiştir. Peynirlerde, en fazla bulunan yağ asidi ve doymamış yağ asidinin sırasıyla palmitik asit ve oleik asit olduğu tespit edilmiştir. Tüm peynir örneklerinde laurik asidin kaprik aside oranı 0.78'den düşük bulunmuştur. Peynir örneklerinde toplam KLA içeriğinin 1.79 ile 4.83 mg/g yağ arasında değiştiği tespit edilmiştir. En yüksek KLA içeriği %70 keçi sütü ve %30 inek sütü karışımından üretilen beyaz peynirde, en düşük KLA içeriği ise %50 keçi, %45 koyun ve %5 inek sütü karışımından üretilen Ezine peynirinde belirlenmiştir. Özellikle, iki beyaz peynir örneği, tüketicilerin günlük KLA alımına önemli katkı yapma potansiyeline sahiptir. Çalışma sonuçları, Türkiye’de üretilen ticari peynirlerin KLA içeriklerinde büyük bir değişkenlik olduğunu göstermiştir.
In this study, approximate compositions, fatty acid (FA) composition and conjugated linoleic acid (CLA) content of commercial cheeses (n=13) produced predominantly with goat milk in Turkey were determined. FA compositions of cheeses were similar. Major short and medium chain FAs in cheese samples included butyric, caproic and caprylic acids, respectively, according to their relative presence rates. Palmitic, oleic, myristic, stearic, lauric, linoleic and palmitoleic acids were found as the major long chain FAs in all cheese samples while palmitic, myristic and stearic acids were the major saturated FAs in a decreasing order. Palmitic acid was the major FA in cheeses while oleic acid was the dominant unsaturated FA. The ratio of lauric to capric acid was lower than 0.78 in all cheese samples. The range for the total CLA contents of cheese samples was from 1.79 to 4.83 mg/g fat. The highest CLA content was determined in a white cheese sample produced by a mixture of goat (70%) and cow (30%) milk while the lowest value was detected in an Ezine cheese sample produced by a mixture of goat (50%), sheep (45%) and cow (5%) milk. Especially, two white cheeses with a high CLA content could significantly contribute to the daily CLA intake of consumers. Results indicated that commercial cheese samples produced in Turkey had a high variability in their CLA contents.

11.
Kemik doku mühendisliği uygulamalarında kullanılmak üzere nanopartikül katkılı doku iskelelerinin geliştirilmesi
Development of tissue scaffolds with nanoparticles for bone tissue engineering applications
Zeynep Püren Akgüner, Ayça Bal Öztürk
doi: 10.5505/pajes.2020.63933  Sayfalar 842 - 850
Bu çalışmada, farklı oranlarda çift katmanlı hidroksit bileşikleri (LDH) içeren bir seri jelatin-metakrilat (JelMA)/ İpek fibroin (J/IF LDH) doku iskeleleri hazırlanmış, LDH nanopartiküllerinin fiziksel, kimyasal, mekaniksel ve biyolojik özellikleri üzerine etkileri ve kemik dokusu olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Mg/Al LDH nanopartikülleri hidrotermal metot ile sentezlenmiş, FTIR, XRD, ICP-MS, TEM, partikül boyu ve zeta potansiyeli analizleri ile karakterize edilmiştir. Mg/Al LDH nanopartiküllerinin sitotoksisitesi osteoblast hücre hattı kullanılarak 3,(4,5-dimetiltiazol-2-il)-2,5-difenil tetrazolyum bromid (MTT) testi ile belirlenmiş ve toksik olmadıkları bulunmuştur. J/IF LDH doku iskeleleri Irgacure2659 (fotobaşlatıcı) varlığında UV ışığı altında mikro-kalıplama tekniği ile hazırlanmıştır. Yapısı FTIR analizi ile karakterize edilmiştir. Şişme analizi, mekaniksel dayanım testi ve osteoblast hücreleri ile hücre-adezyon testi gerçekleştirilmiştir. Tüm sonuçlar, Mg/Al LDH nanopartikül katkılı doku iskelelerinin kemik doku mühendisliği uygulamaları için yapay kemik üretiminde kullanılabileceğini göstermiştir.
In this study, a series of gelatin-methacrylate (GelMA)/ Silk fibroin tissue scaffolds with different contents of layered double hydroxides (LDHs) were prepared (J/IF LDH), the effects of Mg/Al LDH nanoparticles on physical, chemical, mechanical and biological properties of scaffolds and their use as bone tissue were investigated. Mg/Al LDH nanoparticles were synthesized by hydrothermal method and characterized by FTIR, XRD, ICP-MS, TEM, particle size and zeta potential analysis. The cytotoxicity of Mg/Al LDH nanoparticles was assesed by using 3,(4,5-dimethylthiazol-2-yl)-2,5-diphenyl tetrazolium bromide (MTT) assay with osteoblast cell line. Mg/Al LDH nanoparticles were found to be non-toxic. J/ IF LDH tissue scaffolds were prepared by micro-molding technique under UV light in the presence of Irgacure2659 (photoinitiator). Their structure were characterized by FTIR analysis. Swelling analysis, mechanical strength test and cell-adhesion test were performed with osteoblast cell line. All results showed that tissue scaffolds with different contents of Mg/Al LDH nanoparticles have great potential in artificial bone tissue production for bone tissue engineering applications.

12.
Potasyum iyonunun tayini için PVC membran potansiyometrik sensör geliştirilmesi ve uygulamaları
Development of PVC membrane potentiometric sensor for the determination of potassium ion and its applications
Ömer Işıldak, Oğuz Özbek, Meliha Burcu Gürdere, Alper Çetin
doi: 10.5505/pajes.2020.27982  Sayfalar 851 - 855
Bu çalışmada, pirazol türevi bir molekülünün iyonofor olarak kullanıldığı yeni tümüyle katı hal kontak poli(vinilklorür) (PVC) membran potasyum sensörü geliştirildi. Potasyum seçici sensör poli (vinilklorür), iyonofor, anyon dışlayıcı (potasyum tetrakis (p-klorofenil) borat (KTpClPB)) ve plastikleştirici (bis (2-etilheksil) adipat (DEHA)’ın 32.0: 4.0: 1.0: 63.0 (mg) bileşimine sahiptir. Geliştirilen potasyum seçici sensör, 6.02 × 10-6 M’lık düşük algılama limiti ile 1.0 × 10-5 - 1.0 × 10-1 M konsantrasyon aralığında doğrusal olarak çalışmaktadır. Geliştirilen potasyum seçici sensör pH 6.0 - 10.0 aralığında çalışmaktadır ve iyi tekrarlanabilirlik, seçicilik ve 10 saniyelik kısa cevap zamanına sahiptir. Son olarak, geliştirilen potasyum seçici sensör musluk suyu ve ilaç örneğinde potasyum tayininde başarıyla kullanılmıştır.
In this study, a novel all-solid-state contact poly(vinylchloride) (PVC) membrane potassium selective sensor with a pyrazole derivative molecule as an ionophore has been developed. The potassium selective sensor has a composition of poly(vinyl chloride) (PVC), ionophore, anion excluder (potassium tetrakis (p-chlorophenyl) borat (KTpClPB)) and plasticizer (bis(2-ethylhexyl) adipate (DEHA)) in the ratio of 32.0: 4.0: 1.0: 63.0 (mg). The potassium selective sensor works in a linear concentration range of 1.0 × 10-5 to 1.0 × 10-1 M with a low detection limit of 6.02 × 10−6 M The developed potassium selective sensor works in pH range of 6.0 - 10.0 and has good repeatability, selectivity and a short response time of 10 seconds. Finally, the developed potassium selective sensor was successfully used in the determination of potassium in tap water and a drug sample.

13.
Niğde (Ulukışla) kompleks Pb-Zn cevherinin optimum flotasyon şartlarının belirlenmesi
Determination of optimum flotation conditions in Niğde (Ulukışla) complex Pb-Zn ore
Tevfik Ağaçayak, Nur Benan Yılmaz
doi: 10.5505/pajes.2020.79749  Sayfalar 856 - 862
Bu çalışmada, Niğde-Ulukışla yöresine ait Pb-Zn kompleks cevherinin optimum flotasyon şartları araştırılmıştır. Deneysel çalışmalarda kullanılacak olan cevher numunesinin serbestleşme tane boyutu (d80) belirlenmiş ve mineralojik analizleri gerçekleştirilmiştir. Flotasyon deneyleri, %30 katı oranında, 10 L/dk hava akım hızında, 1250 dev/dk karıştırma hızında ve pH=9’da gerçekleştirilmiştir. Öğütme, Pb ve Zn kaba flotasyonu devresinde kullanılması gerekli olan reaktifler ve miktarları belirlenmiştir. Deneylerde, öğütme devresinde 8 dakika, Pb Devresinde 4 dakika, Zn Devresinde 5 dakika kondisyon süresi uygulanmıştır. Sonuç olarak, %80.63 verim ile %55.13 Pb ve %77.60 verim ile %37.32 Zn kazanılabileceği görülmüştür.
In this study, optimum flotation conditions of Pb-Zn complex ore from Niğde-Ulukışla region were investigated. The liberalization grain size (d80) of the ore sample to be used in experimental studies was determined and mineralogical analyzes were performed. Flotation experiments were performed at 30% solid ratio, 10 L/min air flow rate, 1250 rpm stirring speed and pH = 9. Reagents and their amounts were determined in grinding, Pb and Zn rough flotation circuits. 8 minutes in the grinding circuit, 4 minutes in Pb Circuit and 5 minutes in Zn circuit were applied to in the experiments. As a result, The lead grade of lead concentrate for 55.13%,the recovery for 80.30%, and zinc grade of zinc concentrate for 37.32%, the recovery for 77.60% were obtained.

14.
Meyve kabuğu atıklarından pektin ekstraksiyonu ve karakterizasyonu
Extraction and characterization of pectin from waste of fruit peels
Emine Şen, Semanur Özdemir, Erdal Uğuzdoğan
doi: 10.5505/pajes.2021.91033  Sayfalar 863 - 872
Çalışmada; mandalina, nar ve bal kabağı kabukları gibi meyve kabuğu atıkları kullanılarak geleneksel asit ekstraksiyonu yöntemi ile pektin ekstrakte edilmiştir. Farklı meyve kabukları kullanılarak ve ekstraksiyon koşulları değiştirilerek elde edilen pektinler karakterize edilerek ticari pektin ile karşılaştırılmıştır. Ham madde olarak üç farklı meyve kabuğu, ekstraksiyon ortamı için iki farklı asit türü (sitrik asit ve hidroklorik asit) ve iki farklı ekstraksiyon sıcaklığı (80°C ve 90°C) gibi değişen parametrelerle pektin ekstraksiyonları gerçekleştirilmiştir. Değiştirilen bu parametrelerin elde edilen pektin verimine ve pektinin özelliklerine etkisi incelenmiştir. Ekstrakte edilen pektin örneklerinin; nem ve kül içeriği, FTIR analizleri, esterleşme derecesi, eşdeğer ağırlığı, metoksil derecesi ve anhidroüronik asit içeriği belirlenmiştir. Çalışmada elde edilen pektin verimlerinin; mandalina kabuğu için %4.70-14.50, nar kabuğu için %4.40-9.25 ve bal kabağı kabuğu için ise %2.10-4.80 değerleri arasında değiştiği bulunmuştur. Pektin ekstraksiyonu için çalışmada kullanılan meyve kabukları arasında en yüksek pektin verimi bir turunçgil meyvesi olan mandalina kabuğundan %14.50 olarak elde edilmiştir. Yapılan analiz ve karakterizasyon sonuçları; çalışmada elde edilen pektinlerin çoğunlukla yüksek metoksilli pektinler olduğunu göstermektedir. Farklı meyve kabuklarından ekstrakte edilen pektinlerin verimleri, ekstrakte edilen pektinlerin özellikleri ve çevresel etkiler göz önüne alındığında ekstraksiyon ortamı olarak sitrik asitin kullanımının ve ekstraksiyon sıcaklığı olarak 90°C sıcaklığın seçilmesinin daha uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
In this study; pectin was extracted using traditional acid extraction method using fruit peel waste such as mandarin, pomegranate and pumpkin peels. The pectins obtained by using different fruit peels and changing the extraction conditions were characterized and compared with commercial pectin. Pectin extractions were carried out with varying parameters such as three different fruit peels as raw materials, two different acid types (citric acid and hydrochloric acid) for the extraction medium and two different extraction temperatures (80°C and 90°C). The effects of these parameters on the pectin yield and properties of pectin were investigated. Moisture and ash content, FTIR analysis, esterification degree, equivalent weight, methoxyl degree and anhydrouronic acid content were determined for the characterisation of the extracted pectin samples. The pectin yields were found to be; 4.70-14.50% for mandarin peel, 4.40-9.25% for pomegranate peel and 2.10-4.80% for pumpkin peel. Among the fruit peels used in the study for pectin extraction, the highest pectin yield was obtained as 14.50% from the mandarin peel, which is a citrus fruit. The results of the analysis and characterization show that the samples are mainly composed of high methoxy pectins. Considering the yields of extracted pectins from different fruit peels, their properties and environmental effects, it was concluded that it is more appropriate to use citric acid as the extraction medium and to select the extraction temperature of 90 °C.

15.
Sulu çözeltilerden Cd(II) iyonlarının adsorpsiyonunda kağıt fabrikası çamur atığının karbonizasyonu ile elde edilen karbonun kullanımı
The use of carbon obtained by carbonization of paper mill sludge waste in the adsorption of Cd(II) ions from aqueous solutions
Çiğdem Er Çalışkan, Harun Çiftçi
doi: 10.5505/pajes.2021.63822  Sayfalar 873 - 881
Kağıt fabrikası çamur atığının (KFÇA) farklı sıcaklıklarda iki saat süre ile karbonizasyonundan elde edilen karbonizasyon ürünü ile sulu çözeltilerden Cd(II) iyonlarının adsorpsiyonunun incelendiği bu çalışmada, karbonizasyon sıcaklığının artmasıyla adsorpsiyon veriminin arttığı gözlenmiştir. Cd(II) iyonlarının adsorpsiyon verimi büyük ölçüde ortamın pH’sına bağlıdır. 100 mg/L’lik Cd(II) çözeltisinin 5 g/L dozunda 300, 400 ve 500 0C’deki karbonizasyon ürünü ile 240 dakika süre ile pH 5.5’da temas ettirilmesiyle mevcut Cd(II) iyonlarının sırasıyla %45.3, %52.4 ve %61’i giderilmiştir. Bu değerler Cd(II) iyonlarının başlangıç konsantrasyonu 50 mg/L olarak alındığında %56, %65.3 ve %73.4’e yükselmiştir. 100 mg/L’lik başlangıç konsantrasyonu için doz 20 g/L olarak uygulandığında ise mevcut Cd(II) iyonlarının tamamı (300 0C’deki karbonizasyon ürünü hariç) adsorplanmıştır. Her karbonizasyon ürünü için elde edilen sonuçlar Langmuir ve Freundlich izotermlerine uygulanmıştır. Kadmiyum adsorpsiyon kinetiği, ikinci dereceden bir model ile tanımlandı ve kadmiyum adsorpsiyon izotermi, Langmuir modeline daha iyi uyduğu belirlendi. Sonuçların izoterm denklemlerine uygulanabilirliği ve izoterm sabitlerinin değerinin karbonizasyon sıcaklığına bağlı olarak değişimleri irdelenmiştir.
In this study, in which the adsorption of Cd (II) ions from aqueous solutions with the carbonization product obtained from the carbonization of paper mill waste sludge at different temperatures for two hours, it was observed that the adsorption efficiency increased with the increase of the carbonization temperature. The adsorption efficiency of Cd (II) ions depends largely on the pH of the environment. By contacting the 100 mg/L solution of Cd (II) with the carbonization product at 300, 400 and 500 0C at a dose of 5 g/L for 240 minutes at pH 5.5, the current Cd (II) ions were 45.3%, 52.4% and 61% removed. These values increased to 56%, 65.3% and 73.4% when the initial concentration of Cd (II) ions was taken as 50 mg/L. When the dose was applied as 20 g/L for the initial concentration of 100 mg/L, all of the existing Cd (II) ions (except the carbonization product at 300 0C) were adsorbed. The results obtained for each carbonization product were applied to the Langmuir and Freundlich isotherms. The cadmium adsorption kinetics were defined with a second order model and the cadmium adsorption isotherm was determined to fit the Langmuir model better. The applicability of the results to the isotherm equations and the changes in the value of the isotherm constants depending on the carbonization temperature were examined.

LookUs & Online Makale