E-ISSN: 2587-0351 | ISSN: 1300-2694
Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi - Pamukkale Univ Muh Bilim Derg: 28 (7)
Cilt: 28  Sayı: 7 - 2022
1.
Kapak-İçindekiler
Cover-Contents
Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi
Sayfalar I - V

2.
Siyah çay, yeşil çay ve tarhun çayı kullanarak bakır oksit nanoparçacıkların yeşil sentezi ve metilen mavisi için fotokatalitik aktivitelerinin araştırılması
Green synthesis of copper oxide nanoparticles using black, green and tarragon tea and investigation of their photocatalytic activity for methylene blue
Nurşah Kütük, Sevil Çetinkaya
doi: 10.5505/pajes.2022.47037  Sayfalar 954 - 962
Bu çalışmada, bakır oksit nanopartiküller (CuO-NP'ler), siyah çay (BT), yeşil çay (GT) ve tarhun çayı (TT) sulu ekstraktları kullanılarak biyosentez yoluyla elde edildi. Bitkilerin yapraklarından elde edilen ekstrelerin indirgeme mekanizmasına etkisi araştırılmıştır. Bitkilerden elde edilen ekstraktlarda indirgeyici ajan olarak kullanılan polifenol miktarı Folin-Ciocalteu'nun yöntemine göre belirlendi. BT, GT ve TT ekstrelerinin toplam fenolik asit miktarları sırasıyla 59.18, 42.81 ve 49.83 mg / L olarak bulundu. Bu özütler kullanılarak sentezlenen CuO-NP'lerin özellikleri UV-görünür spektroskopi, Fourier kızılötesi dönüşüm spektroskopisi (FTIR), Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), Enerji Dağıtıcı X-ışını spektroskopisi (EDX) ve Atomik Kuvvet Mikroskobu (AFM) analizi ile incelenmiştir. Ayrıca hazırlanan CuO-NP'ler metilen mavisi (MB) gideriminde fotokatalizör olarak kullanılmıştır. AFM sonuçlarına göre, CuO-NP'lerin ortalama boyutu 10 ila 12 nm arasında belirlendi. Fotokatalitik aktivite ile ilgili olarak, BT, GT ve TT'den hazırlanan CuO-NP'ler sırasıyla 360 dakikada% 89,% 87 ve % 90 oranında boyayı giderdi. Fotokatalitik giderim çalışmasında reaksiyon kinetiği sıfır, birinci ve ikinci dereceden kinetik ile incelendi.
In this study, copper oxide nanoparticles (CuO-NPs) were obtained by biosynthesis using aqueous extracts of black tea (BT), green tea (GT) and tarragon tea (TT). The effect of extracts from leaves of plants on the reduction mechanism has been investigated. The amount of polyphenol as using reducing agent in the extracts from the plants was determined according to the Folin-Ciocalteu’s method. Total phenolic acid amounts of the extracts of BT, GT and TT were found as 59.18, 42.81 and 49.83 mg/L, respectively. Properties of synthesized CuO-NPs using these extracts were examined by UV-visible spectroscopy, Fourier infrared transformation spectroscopy (FTIR), Scanning Electron Microscopy (SEM), Energy Dispersive X-ray spectroscopy (EDX) and Atomic Force Microscopy (AFM) analysis. In addition, prepared CuO-NPs were used in methylene blue (MB) removal as a photocatalyst. According to AFM results, average size of CuO-NPs was determined ranging from 10 to 12 nm. Regarding photocatalytic activity, prepared CuO-NPs from BT, GT and TT removed 89%, 87% and 90% of dye in 360 min, respectively. In the photocatalytic removal study, the reaction kinetics were investigated with zero, first and second order kinetics.

3.
Mikrodalga gücünün mikrodalgada kurutulmuş Eucalyptus camaldulensis Dehnh. yapraklarının kuruma davranışı ve uçucu yağ verimi üzerine etkisi
Effect of microwave power on drying behavior and essential oil yield of microwave dried Eucalyptus camaldulensis Dehnh. leaves
Behlül Ertuğrul Şengül, Emir Tosun
doi: 10.5505/pajes.2022.43247  Sayfalar 963 - 970
Bu çalışmada, Okaliptüs camaldulensis Dehnh. yapraklarının mikrodalga kurutulması bu esnada mikrodalga gücünün kuruma davranışı, kuruma hızı, kuruma süresi, kuruma kinetiği, nem diffüzivitesi, enerji tüketimi ve uçucu yağ verimi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yapraklar dört farklı mikrodalga güç seviyesinde (180, 360, 600 ve 720 W) kurutulmuştur. Sonuçlar, artan güç seviyelerinin kuruma süresini azalttığını ve kuruma hızının arttığını göstermiştir. Deneysel veriler, yaygın olarak kullanılan dokuz ince tabaka kurutma kinetiği modeline uydurulmuş ve Page modelinin kurutma eğrilerine uyan en iyi model olduğu bulunmuştur. Efektif nem diffüzivitesi 2.36×10-11 - 11.45×10-11m2/s aralığında bulunmuştur. Artan mikrodalga gücü, nem yayılımında bir artışa yol açmıştır. Aktivasyon enerjisi Arrhenius denklemine göre 7.4225 W/g olarak belirlenmiştir. Spesifik enerji tüketimi 8.56 ile 9.93 kWh/kg arasında değişmektedir. Maksimum uçucu yağ verimi, 180 W mikrodalga gücünde kurutulan yapraklardan elde edilmiştir.
In this study, the aim was to microwave dry Eucalyptus camaldulensis Dehnh. leaves, while evaluating the role of microwave power regarding drying behavior, drying rate, drying time, drying kinetics, moisture diffusivity, and essential oil yield. The leaves were dried by microwave at four different power levels (180, 360, 600 and 720 W). The results found that increasing the increment power levels decreased the time for drying and increased the drying rate. To fit the experimental data, nine widely used thin layer drying kinetics models were used. The analysis of the drying curves indicated that the Page model was the most appropriate. There was a significant difference in moisture diffusivity between 2.36×10-11 and 11.45×10-11m2/s. Increasing microwave power was led to an increase in moisture diffusivity. In accordance with the Arrhenius equation, a value of 7.4225 W/g was determined for the activation energy. In terms of specific energy consumption, the results ranged from 8.56 to 9.93 kWh/kg. When leaves were dried with a microwave power of 180 W, the maximum yield of essential oil was obtained.

4.
Farklı ağır metal oksitler içeren yeni geliştirilen baryum-borotellurit camının Phy-X/PSD programı kullanılarak LAC ve HVL değerlerinin hesaplanması
Calculation of LAC and HVL values of newly developed barium-borotellurite glass containing different heavy metal oxides using Phy-X/PSD
Recep Kurtulus, Taner Kavas
doi: 10.5505/pajes.2021.74184  Sayfalar 971 - 976
Bu çalışma, %2.5 mol farklı ağır metal oksitler (HMO'lar), X2O3 (X: Bi, Gd, La, Sm) ile güçlendirilmiş baryum-borotellurit (BBT), 20BaO-20B2O3-60TeO2 camının doğrusal zayıflatma katsayısı (LAC) ve yarı-değer katmanı (HVL) olarak radyasyon zırhlama özelliklerini incelemiştir. Bu amaçla, teorik hesaplamalar için yeni geliştirilen Phy-X/PSD programı uygulanarak beş farklı cam sistemi (BBT: referans, BBTB: Bi2O3, BBTG: Gd2O3, BBTL: La2O3 ve BBTS: Sm2O3) araştırılmıştır. Doğrusal zayıflatma katsayısı (LAC) ve yarı değer katmanı (HVL) 0.015 ila 15 MeV foton enerjilerinde bulundu. Sonunda, bulguları anlamlandırmak için bazı ağır betonlar ve ticari radyasyon koruyucu camlarla karşılaştırıldı. Yeni geliştirdiğimiz BBT sistemimizde HVL kalınlıklarını azaltırken, tüm HMO'ların ilavesinin LAC'nin artmasına katkıda bulunduğu söylenebilir. Özellikle BBTB camı, radyasyondan korunmada en iyi etkinliği sağladı. Ayrıca BBTB cam sistemi, ticari olarak bulunan camlarla rekabet edebilir, ve hatta kurşun oksit içeren camları geçmeyi başarabilir. Bu çalışma, farklı HMO'lara sahip BBT camlarının radyasyondan korunma uygulamalarında etkili bir şekilde kullanılabileceğini ortaya koymuştur.
This paper examined the radiation shielding characteristics as linear attenuation (LAC) and half-value layer (HVL) of barium-borotellurite glass (BBT), 20BaO-20B2O3-60TeO2, reinforced with 2.5 mol% of different heavy metal oxides (HMOs), X2O3 (X: Bi, Gd, La, Sm). For this purpose, five different glass systems (BBT: reference, BBTB: Bi2O3, BBTG: Gd2O3, BBTL: La2O3, and BBTS: Sm2O3) were explored by performing the newly developed Phy-X/PSD program for theoretical computations. The LAC and the HVL were found out in the photon energies of 0.015 to 15 MeV. Eventually, the findings were compared with some heavyweight concretes and commercial radiation shielding glasses to make a deeper sense. One can report that all HMOs addition contributed to increasing LAC while decreasing HVL thicknesses in our newly developed BBT system. In particular, the BBTB glass provided the best effectiveness in radiation shielding. Further, the BBTB glass system can compete with commercially available glasses, particularly, it could accomplish to overtake lead-oxide containing ones. This study revealed that BBT glasses with differing HMOs can effectively be used in radiation shielding applications.

5.
Çok değişkenli proseste doğrusal olmayan GPC ve kesikli-zaman PID'nin deneysel performansı: Atık yemeklik yağdan biyodizel sentezinde tepkimeli damıtma kolonunun sıcaklık kontrolünde NARIMAX ve ARX modelleri
Experimental performances of nonlinear GPC and discrete–time PID in multivariate process: NARIMAX and ARX models in temperature control of reactive distillation column in synthesis of biodiesel from waste cooking oil
Mehmet Tuncay Çağatay, Süleyman Karacan
doi: 10.5505/pajes.2022.75570  Sayfalar 977 - 986
Genelleştirilmiş Öngörülü Kontrol (GPC), çok değişkenli prosesi etkili bir şekilde kontrol edebilme avantajına sahip popüler bir Model Öngörülü Kontrol algoritmasıdır. Bu çalışmada, atık yemeklik yağdan kalsiyum-oksit katalizörlü biyodizel sentezinde tepkimeli damıtma kolonu prosesinin, NARIMAX model tabanlı doğrusal olmayan GPC ve ARX model tabanlı kesikli-zaman PID kontrol ile deneysel sıcaklık denetimi incelenmiştir. Deneyler öncesinde, tüm parametrelerin sıcaklık ve biyodizel mol kesri üzerine etkileri HYSYS simülasyonu ile analiz edilmiştir. Müteakiben, WCO akış hızı ve kazan ısı yükü ayar değişkenleri ve MATLAB'da geliştirilen algoritmalar ve kodlar yardımıyla denetim çalışmaları gerçekleştirilmiştir. SISO deneylerinde, ilgili ayar değişkeni ile kontrol edilen her bir bölgede önemli seviyede yakınsak sıcaklık cevapları elde edilmiştir. MIMO deneyler açısından ise, ayırımsız doğrusal olmayan GPC haricinde, önerilen tüm yöntemlerde en nihayetinde ayar noktalarına yakınsama olduğu tespit edilmiştir, ancak en iyi performans, daha az şiddetli etkileşim, salınım göstermeyen, daha küçük yerleşme zamanı, daha düşük IAE ve ISE’ye sahip ayırımlı doğrusal olmayan GPC ile elde edilmiştir.
Generalized Predictive Control (GPC) is a popular Model Predictive Control algorithm that has the advantage of handling multivariate process effectively. In this study, experimental temperature control of the reactive distillation column process in calcium−oxide catalyzed biodiesel synthesis from waste cooking oil was investigated using NARIMAX model−based nonlinear GPC and ARX model−based discrete–time PID control. Prior to the experiments, the effects of all parameters on temperature and biodiesel mole fraction were analyzed by HYSYS simulation. Subsequently, the control studies were carried out with the help of WCO flow rate and reboiler heat duty manipulating variables, and the algorithms and codes developed in MATLAB. In the SISO experiments, significant convergent temperature responses were obtained in each region controlled by the relevant manipulating variable. With respect to the MIMO experiments, all proposed methods, except the non-decoupled nonlinear GPC, were found to ultimately converge the setpoints, but the best performance was achieved in decoupled nonlinear GPC with less severe interaction, smaller settling time with no oscillations, lower IAE and ISE.

6.
Kristal Şeker üretiminde ÇDR, YSA ve ANFIS ile parametre tahmini
Parameter estimation in Crystal Sugar production With MLR, ANN and ANFIS
Fatma Erdem
doi: 10.5505/pajes.2022.05024  Sayfalar 987 - 992
Şeker üretim süreci, birçok değişkenin etkileşim içinde olduğu karmaşık bir süreçtir. Karmaşık süreçlerin maliyet ve zaman gereksinimleri, bilgisayar tabanlı modelleme teknikleri ile azaltılmakta ve elde edilen ürün kalitesi ile ilgili gerekli aksiyonlar zamanında alınabilmektedir. Bu çalışmada şeker üretimi için kalite kontrol kriterlerinden biri olan çözelti rengi, kristalizasyon aşaması için çoklu doğrusal regresyon (MLR), yapay sinir ağı (YSA) ve uyarlanabilir sinirsel bulanık çıkarım sistemi (ANFIS) ile tahmin edilmiştir. Üretim verileri (brix, saflık, pol, pH, kül, renk ve vakum sıcaklığı) Ankara Şeker Fabrikası Genel Müdürlüğü'nden alınmıştır. Duyarlılık analizi sonucunda kül, renk ve vakum sıcaklığının tahmin edilen çıktı üzerinde en etkili parametreler olduğu belirlenmiş ve model girdi değişkenleri olarak tanımlanmıştır. Model performans kriteri olarak R ve MSE değerleri kullanılmıştır. ANFIS, MLR ve ANN'den daha iyi tahmin performansı göstermiştir, R= 0.99.
The sugar production process is a complex process in which many variables interact. The cost and time requirements of complex processes are reduced by computer-based modeling techniques and necessary actions can be taken regarding the obtained product quality. In this study for the crystallization stage, solution color which is one of the quality control criteria for sugar production, was predicted by multiple linear regression (MLR), artificial neural network (ANN) and adaptive neural fuzzy inference system (ANFIS). Production data (brix, purity, pol, pH, ash, color and vacuum temperature ) obtained from Ankara Sugar Factory General Directorate. As a result of the sensitivity analysis ash, color and vacuum temperature was determined to be the most effective parameters on the estimated output and used as a model input variables. R and MSE values were used as model performance criteria. ANFIS showed better prediction performance than MLR and ANN, R= 0.99.

7.
Fonksiyonel gruplu polistirenlerin fotolitografik özelliklerinin incelenmesi
Evaluation of photolitographic properties of functional groups containing polystyrenes
Alaaddin Cerit
doi: 10.5505/pajes.2022.00345  Sayfalar 993 - 1000
Bu çalışmada farklı molekül kütleli PS’lerin fonksiyonel modifikatörlerle (maleik anhidrit (MA) ve asetik anhidrit (AA)), BF3O(C2H5)2 katalizörlüğünde optimum reaksiyon şartlarında kimyasal modifikasyonu yapılmış ve aromatik halkasına aktif fonksiyonel gruplar (MAPS: -CO–CH=CH-COOH ve AAPS: –CO-CH3) bağlanmıştır. Sentezlenen modifiye PS’lere bağlanan karboksil ve asetil grupların yapısına bağlı olarak fotolitografik özellikleri, çözünürlük tayini ve FT-IR analizi ile incelenmiş ayrıca sensibilizatör-aktivatör borneol maddesinin fotolitografik özellikler üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Sonuçta optimum reaksiyon şartları PS: modifikatör mol oranı 1: 0,2; modifikatör: katalizör mol oranı 1: 1 olarak bulunmuş ve düşük molekül ağırlıklı PS’lerin yapısına daha fazla fonksiyonel grup bağlandığı tespit edilmiştir. Modifiye PS’lerin toluende PS’ye göre daha az çözündüğü (sırasıyla %70,04 ve %85,48) tesbit edilmiştir. Işınlamadan sonra yapılan çözünürlük testlerinde en iyi değer %54,51 ile MAPS’den elde edilirken AAPS’nin çözünürlük değerlerinde dikkate değer bir değişim olmamıştır (%83,46). Borneol maddesinin ilavesinden sonra yapılan ışınlama işlemiyle MAPS’nin çözünürlük değeri %49,67’ye kadar düşerken, AAPS’nin çözünürlük değerlerinde önemli bir değişim olmamıştır (%84,50). Ayrıca MAPS’lerde ışınlama süresine bağlı olarak çözünürlük değerlerinde azalma gözlemlenirken bu durum AAPS’lerde görülmemiştir. UV ışınlama sonrasında MAPS’lerin çözünürlüğündeki azalma MAPS’lerin ışığa duyarlılık özelliği gösterdiğini ve ışınlama etkisiyle çapraz bağlanma yeteneğine sahip negatif fotorezist olduğunu göstermiştir. Borneol’ün de fotorezist özelliği desteklediği görülmüştür. AAPS’ler ise PS’ye göre daha düşük çözünürlük değerleri vermesine karşın UV-ışınlamadan sonra çözünürlük değerlerinde dikkate değer bir değişiklik görülmemiş ve AAPS’lerin fotorezist özellik göstermediği belirlenmiştir.
In this study, different molecular weighted PSs were chemically modified by two functional modifiers (maleic anhydride (MA) and acetic anhydride (AA)) under optimum reaction conditions with BF3O(C2H5)2 catalyst and the bonding of active functional groups (MAPS: -CO – CH = CH-COOH and AAPS: –CO-CH3) to the aromatic ring of the polymer was carried out. Depending on the structure of the carboxyl and acetyl groups attached to the aromatic ring, the photolithographic properties were examined by solubility and FT-IR analysis, also the effect of borneol, which is used as a sensitizer-activator, on photolithographic properties was investigated. As a result, the optimum reaction conditions was found to be as PS: modifier mole ratio 1: 0.2; modifier: catalyst molar ratio 1: 1 and it was determined that more functional groups were attached to the structure of lower molecular weighted PS. It was determined that modified PSs dissolved less in toluene than virgin PS (70.04% and 85.48% respectively). In dissolution tests performed after irradiation, the best value was obtained from MAPS (54.51%), while there was no significant change in the dissolution values of AAPS (83.46%). However the solubility value of MAPS decreased to 49.67% with the irradiation process performed after the addition of borneol substance but there was no significant change in the solubility values of AAPS (84.50%). In addition, it was observed that the dissolution values decreased depending on the irradiation time in MAPS, but it was not observed in AAPS. The decrease in dissolution of MAPS after UV irradiation has proven that MAPSs are light sensitive and they are negative photoresists that crosslinked by light effect. It was observed that the borneol also supports the photoresist feature. Although AAPS gives lower dissolution values than virgin PS but no significant change was observed in dissolution values after UV-irradiation and it was determined that AAPS did not present photoresist properties.

8.
Farklı dioktil tereftalat (DOTP) sentez reaksiyonları ve DOTP ile plastikleştirilmiş PVC'nin özellikleri üzerine kısa derleme
A mini-review on different synthesis reactions of dioctyl terephthalate (DOTP) and properties of DOTP plasticized PVC
Aycan Altun, Mehmet Ferdi Fellah
doi: 10.5505/pajes.2021.48840  Sayfalar 1001 - 1013
PVC, yaygın olarak tercih edilen termoplastiklerden biridir. Plastikleştirici katkı maddeleri veya plastikleştiriciler, PVC'de dipol bağlar arası etkileşimi kırmak ve genel olarak PVC'yi yumuşatmak için kullanılmaktadır. Plastikleştiricilerin elektrik konektörleri, vinil zemin kaplamaları, vinil su tutucuları, oyuncaklar, şişe kapakları, medikal cihazlar gibi pek çok uygulaması bulunmaktadır. Plastikleştiricilerin büyük çoğunluğunu çevreye zararlı ftalatlar oluştursa da, Dioctyl tereftalat (DOTP), ftalat içermeyen bir plastikleştirici olarak bilinir. Endüstride tercih edilen plastikleştiricilerden biri olan DOTP, aromatik bir tereftalattır. DOTP'nin doğrudan esterleştirme ve transesterleşme olmak üzere iki ana üretim yöntemi bulunmaktadır. Bu derlemede, DOTP plastikleştiricinin farklı sentez reaksiyonları özetlenmiştir. Literatürde, çalışmalar genellikle farklı katalizör, çözücü, reaktan oranları ve sıcaklık, basınç, reaksiyon süresi gibi reaksiyon koşullarına odaklanmaktadır. Atık PET ürünlerinden DOTP sentezlemek çevre dostu bir üretim yöntemidir. Ayrıca, başlıca migrasyon, mekanik ve termal özellikleri olmak üzere DOTP ile plastikleştirilmiş PVC'nin özellikleri ele alınmıştır. Sonuçlara göre, DOTP, PVC ile yüksek uyumluluğa sahiptir ve DOTP ile Plastikleştirilmiş PVC iyi migrasyon, mekanik ve termal özellikler sergilemektedir. DOTP, iyi özelliklere, düşük üretim maliyetine ve düşük toksisiteye sahip olmasından dolayı gelecek vaat eden bir plastikleştiricidir.
PVC is one of the commonly preferred thermoplastic. Plasticizing additives or plasticizers are added to break interstrand-dipole interaction in PVC and soften PVC in general. Plasticizers have many applications such as electrical connectors, vinyl floorings, vinyl water stops, toys, bottle caps, and medical devices. Although a great majority of plasticizers are phthalates that harm to environment, Dioctyl terephthalate (DOTP) is known as a non-phthalate plasticizer. DOTP, one of the plasticizers preferred in the industry, is an aromatic terephthalate. There are two main production methods of DOTP; direct esterification and transesterification. In this review, different synthesis reactions of DOTP plasticizer were summarized. Studies have generally focused on different catalysts, solvents, reactant ratios, and reaction conditions such as temperature, pressure, and reaction time in literature. Synthesizing DOTP from scrap PET products is an environmentally friendly manufacturing method. Besides, properties of DOTP plasticized PVC, mainly migration, mechanical and thermal properties, have been reviewed. According to the results, DOTP has high compatibility with PVC, and DOTP plasticized PVC shows good migration, mechanical and thermal properties. DOTP is a promising plasticizer due to having good properties, low production cost, and low toxicity.

9.
Bir boyahanede patlayıcı ortam oluşumunun standartlara göre incelenmesi
Evaluation of explosive atmosphere in a paint shop according to standards
Fatma Oğuz Erdoğan, Okan Duman
doi: 10.5505/pajes.2022.88027  Sayfalar 1014 - 1022
Endüstrinin pek çok dalında boyahane alanlarında boyama prosesi yer almaktadır. Bu proseste çok çeşitli tehlikeli kimyasallar kullanılmakta olup söz konusu kimyasalların yanıcılık, parlayıcılık ve alevlenebilirlik gibi özelliklerinden kaynaklı patlamalar meydana gelmekte ve ciddi ve ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir. Patlayıcı ortam oluşturma ihtimali olan durumların değerlendirilerek riskin kontrol edilmesine yönelik tüm çalışmalar ulusal mevzuatın öngördüğü şekilde “Patlamadan Korunma Dokümanı (PKD)” çerçevesinde ele alınarak yapılmaktadır. Patlayıcı ortamların belirlenmesinde ulusal ve uluslararası standartlarla ortaya konulan kavramlara, hesaplamalara ve diğer teknik düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Patlamadan Korunma Dokümanının temeli patlayıcı ortamın türünün ve boyutunun belirlenmesi aşamaları oluşturmaktadır.
Bu çalışmada yerel bir işletmede yer alan boyahanede karşılaşılan en önemli tehlikelerden biri olan gaz patlaması riskine ilşkin olarak olası tehlikeli bölgelerin tespit edilmesi için öncelikle proseste kullanılan yanıcı sıvı kimyasal maddelerin patlamaya sebep olabilecek fiziksel özellikleri ve bu kimyasalların işletmedeki yayılma kaynakları belirlenmiştir. Sonrasında bu proseste patlayıcı ortam oluşmasına sebep olabilecek sıvıların prosesteki hız ve debileri önceden belirlenmiş ve TSE EN 60079-10-1 standardı ile ortaya çıkan kısıtlar kapsamında detay düzenlemeler içeren İtalya milli standardı (uygulama kılavuzu) CEI 31-35 kullanılarak tehlikeli bölge türü ve bu bölgenin boyutu belirlenmiştir. İşletmeye patlayıcı ortamda kullanılabilecek ekipmanların belirlenmesi dahil kontrol ve güvenlik tedbirlerinin kararlaştırılması ile ilgili önerilerde bulunulmuştur.
In many branches of the industry, there is painting processes in the dyehouse areas. A wide variety of hazardous chemicals are used in this process, and explosions can arise from the properties of such chemicals such as flammability, flammability and flammability, and can have serious and fatal consequences. All studies for controlling the risks by evaluating the situations that may create an explosive atmosphere are handled within the framework of “Explosion Protection Document (EPD)” as stipulated by national legislation. Concepts, calculations and other technical arrangements laid down by national and international standards are needed in determining explosive atmospheres. The basis of the Explosion Protection Document is the determination of the type and extent of the explosive atmosphere.
In this study, in order to identify potential hazardous areas related to gas explosion risk, which is one of the most important hazards encountered in a paint shop located in a local enterprise, firstly, the physical properties of flammable liquid chemicals used in the process and their sources of release in the enterprise were determined. Afterwards, the speed and flow rates of the liquids that may cause an explosive atmosphere in the process have been determined beforehand and the hazardous zone type and extent have been determined, by using the Italian national standard (application guide) CEI 31-35, which contains detailed regulations within the scope of the restrictions arising with the TSE EN 60079-10-1 standard. Suggestions were made regarding the determination of control and safety measures, including the determination of equipment that can be used in the explosive atmosphere.

10.
Sol-jel yöntemi kullanarak aloe vera içerikli mikrokapsül aktarılan kumaşların antibakteriyel ve koku salım özellikleri
Fragrance release and antibacterial features of fabrics applied microcapsules containing aloe vera oil via sol-gel process
Nurhan Onar Camlibel, Murat Can Berberoglu, İlker Kandemir
doi: 10.5505/pajes.2021.16142  Sayfalar 1023 - 1029
Bu çalışmada kompleks koaservasyon yöntemi ile aloe vera içeren mikrokapsüller %92 verimle üretilmiştir. Bu üretim aşamasında katyonik ve anyonik polimer olarak sırasıyla jelatin ve arap zamkı, yüzey aktif madde olarak sodyum dodesil sülfat ve çapraz bağlayıcı ve kılıf sertleştirici madde olarak gluteraldehit kullanılmıştır. Optik mikroskop ile küresel kapsüllerin varlığı gösterilmiştir. Elde edilen mikrokapsüller sırasıyla çapraz bağlayıcı olarak silan içerikli başlatıcı maddeler ve dimetildihidroksietilen üre kullanarak sol-jel yöntemi ve konvansiyonel yöntemle pamuklu kumaşlara aktarılmıştır. Kumaşlar 100 oC’de 5 dk. kurutulduktan sonra 120 oC’de 4 dk. fikse edilmiştir. İki farklı yönteme göre mikrokapsül aktarılan kumaşların koku salım özelliklerinin kullanım (4 hafta), yıkama ve aşınma dayanımı subjektif yöntemle değerlendirilmiştir. Sol-jel yöntemi ile mikrokapsül aktarılan kumaşların koku salım özelliklerinin kullanım ve aşınma dayanımlarının konvansiyonel yönteme göre mikrokapsül aktarılan kumaşlara göre geliştiği tespit edilmiştir. Ayrıca aloe vera yağı içerikli mikrokapsül içeren nanosoller ile kaplanan kumaşların S. aureus bakterisine karşı etkin antibakteriyel aktivite gösterdiği saptanmıştır.
In the study, microcapsules containing aloe vera oils were produced with 92% yield by complex coacervation method. In the process, gelatin and Arabic gum as cationic and anionic polymer, sodium dodecyl sulfate as surface active agent and glutaraldehyde as crosslinking and hardening agent were used. The presence of spherical microcapsules were demonstrated by optical microscope. The microcapsules were applied to cotton fabric by sol-gel and conventional process containing respectively silane based precursors and dimethyldihydroxy ethylene urea as crosslinking agent. The fabric samples were dried at 100 oC for 5 min. and then cured at 120 oC for 4 min. The fragrance release durability against wearing (4 weeks), washing and abrasion of the fabrics were subjectively evaluated. Fragrance release durability properties against wearing and abrasion for the fabric samples treated by sol-gel process improved in comparison with that of the fabric samples treated by conventional process. Besides effective antibacterial activity against S.aureus bacteria of the fabric samples coated with nanosols containing microcapsules with aloe vera content were determined.

11.
Ham ve geri dönüştürülmüş pamuk ipliğinden üretilmiş bezayağı ve dimi dokuma kumaşların fiziksel özellikleri
Physical properties of plain and twill woven fabrics produced from carded and recycled cotton yarn
Gülşah Pamuk, Esra Zeynep Yıldız
doi: 10.5505/pajes.2021.26930  Sayfalar 1030 - 1035
Pamuk, giyim ve moda endüstrisinde önde gelen doğal liflerden birisidir. Bu yüksek talebin nedenlerinden biri, pamuğun doğal kaynaklardan elde edilen, biyolojik olarak parçalanabilen bir elyaf olmasından ötürü çevre açısından güvenli bir ürün olduğu inancıdır. Bununla birlikte, düşünülenin aksine, pamuk elyafının hem yetiştirme hem de işleme sırasında bazı ekolojik sakıncaları da bulunmaktadır. Sentetik polimerlerden elde edilen polyester gibi liflerin geri dönüşümü uzun bir süreden beri yaygın olarak uygulanmaktadır. Atıklardan elde edilip markalanan bazı sentetik iplikler de mevcuttur. Ancak geri dönüşüm oranları ele alındığında, pamuk liflerinde sentetik liflerde olduğu gibi yüksek bir oran ile karşılaşılmamaktadır. Bu durumun nedenlerinden biri, geri dönüştürülmüş veya geri kazanılmış pamuk ürünlerinin kalitesinin yetersiz olduğu görüşüdür. Bu çalışmanın amacı, geri kazanılmış iplikten üretilen pamuklu dokuma kumaşların çeşitli mekanik özelliklerini, karde pamuk ipliğinden elde edilenlerle karşılaştırmak ve bu sayede geri kazanılmış pamuk liflerinin giyim endüstrisindeki potansiyeline dikkat çekmektir. Bunun yanı sıra, çalışmada pamuk yetiştirme ve işlemenin ekolojik sakıncaları ile tekstil endüstrisinin pamuk geri kazanım sürecinde üstesinden gelmesi gereken mevcut zorluklar da ele alınmıştır.
Cotton is the leading natural fiber in the apparel and fashion industry. One of the reasons for this high demand is the belief that cotton is an environmentally safe product since cotton is a biodegradable fiber obtained from natural sources. However, contrary to what is conceived, cotton fiber has some ecological drawbacks, both in the cultivation and during processing. Recycling of fibers, such as polyester, obtained from synthetic polymers is widely applied for a long time. Even some synthetic yarns obtained from wastes have been branded. However, in terms of cotton, the recycling ratio does not seem to be as good as synthetic ones. One of the reasons for this situation is the opinion of insufficient quality of recycled or reclaimed cotton products. The purpose of this study was to compare some main mechanical properties of recycled cotton clothing fabrics with the ones obtained from carded cotton and by this way showing the potential of recycled cotton fibers in the clothing industry. Besides that, we summarized the ecological drawbacks of cotton cultivation and processing and reviewed current challenges that the textile industry has to overcome in cotton recycling.

12.
Dondurarak ve vakumla kurutulmuş mürdüm eriklerinin rehidrasyon davranışının geliştirilmiş bir Chebyshev ağı ile modellenmesi
Modeling of rehydration behavior of freeze- and vacuum-dried damson plums by an enhanced Chebyshev network
Hilal İşleroğlu, Selami Beyhan
doi: 10.5505/pajes.2021.03837  Sayfalar 1036 - 1044
Bu çalışmanın amacı, dondurarak ve vakumla kurutulmuş mürdüm eriklerinin (Prunus insitia) üç farklı sıcaklıkta (25, 45 ve 60°C) rehidrasyon özelliklerini incelemektir. İlk olarak, kinetik modeller (Weibull, Peleg, Üstel ve Birinci derece) matematiksel modeller oluşturmak ve rehidrasyon kinetiğini analiz etmek için tasarlanmıştır. İkinci olarak, yapay bir Chebsyhev ağı, modelleme kabiliyetini geliştirmek için yeni bir aşırı öğrenme makinesi tabanlı özellik çıkarma katmanı önerilecek şekilde rehidrasyon kinetiğinin modellenmesi için tasarlanmıştır. Deneysel veriler ve yapay modeller, rastgele seçilen veri setleri dikkate alınarak analiz edilmiş ve modellerin doğruluğunu karşılaştırmak için hataların kök ortalama kareleri hesaplanmıştır. Diklik ve öznitelik çıkarımı nedeniyle önerilen geliştirilmiş Chebyshev ağı, mürdüm eriklerinin rehidrasyon davranışını açıklamak için en düşük RMSE değerleri ile test edilen modeller arasında en iyi yaklaşım modeli olarak elde edilmiştir. Önerilen Chebyshev ağının, rehidrasyon ve kurutma makinelerinin gömülü tasarımında cimri bir model olarak kullanılabileceği ve böylece rehidrasyon ve kurutma özelliklerinin önceden doğru bir şekilde tanımlanabileceği sonucuna varılmıştır.
The aim of this paper is to investigate the rehydration properties of freeze- and vacuum-dried damson plums (Prunus insititia) at three different temperatures (25, 45 and 60°C). First, kinetic models (Weibull, Peleg, Exponential and First-order) were designed to construct mathematical models and analyze the rehydration kinetics. Second, an artificial Chebsyhev network was designed for modeling of the rehydration kinetics such that a novel extreme learning machine-based feature extraction layer is proposed to improve its modeling capability. The experimental data and artificial models were analyzed considering the randomly selected data sets, and the root-mean squared-errors were calculated to compare accuracy of the models. Due to orthogonality and feature extraction, the proposed enhanced Chebyshev network was obtained as the best approximator model among tested models having the lowest RMSE values for the explaining the rehydration behavior of damson plums. It is concluded that the proposed Chebyshev network can be used as a parsimonious model in the embedded design of the rehydration and drying machines so that predefined rehydration and drying characteristics can be accurately obtained.

13.
Farklı hidrokolloid kombinasyonları ve depolama süresinin sütlaç örneklerinin bazı özellikleri üzerine etkileri
Effects of different hydrocolloid combinations and storage time on some properties of rice pudding samples
Selen Kadağan, Seher Arslan
doi: 10.5505/pajes.2022.38328  Sayfalar 1045 - 1050
Bu makalede, farklı hidrokolloid kombinasyonlarının (ksantan gam-guar gam, karregenan-guar gam ve karregenan-ksantan gam) sütlacın fiziksel, duyusal, kimyasal ve tekstürel özelliklerine etkisi araştırılmıştır. Depolama süresi ve farklı formülasyonlar serum ayrılması, Hunter L, b değerleri, sertlik, esneklik, sakızımsılık ve iç yapışkanlık değerleri üzerinde istatistiki açıdan önemli seviyede etkilemiştir (p<0.05). Depolama süresine bağlı olarak serum ayrılması artış gösterirken, en düşük serum ayrılması değerine sahip olan depolamanın sonunda karregenan-ksantan gam içeren sütlaç örneği olmuştur. Sütlaçların sertlik değerleri 1.01-2.31 N, elastiklik değerleri 6.28-12.71 mm ve sakızımsılık değerlerini ise 0.426-0.872 N ve iç yapışkanlık 0.20-0.52 olarak tespit edilmiştir. Panelistlerle yapılan duyusal analiz sonucunda depolamanın sonunda en yüksek koku, kıvam ve tat puanına guar gam–karregenan kombinasyonu ile hazırlanan örneğin verdiği saptanmıştır. Hidrokolloid ilave edilmeyen örneğin genel beğeni puanları, diğer örneklere göre daha düşük olarak belirlenmesine rağmen, bu fark istatistiki açıdan önemli bulunmamıştır (p>0.05).
In this article, the effects of different combinations of hydrocolloids (xanthan gum-guar gum, carrageenan-guar gum and carrageenan-xanthan gum) on the physical, sensory, chemical and textural properties of rice pudding were investigated. Storage time and different formulations had a statistically significant effect on serum separation, Hunter L, b values, hardness, springiness, gumminess, and cohesiveness values (p<0.05). While serum separation increased depending on the storage time, carrageenan-xanthan gum containing rice pudding sample had the lowest serum separation value at the end of the storage. The hardness values of the rice puddings were determined as 1.01-2.31 N, the springiness values as 6.28-12.71 mm and the gumminess values as 0.426-0.872 N and cohesiveness as 0.20-0.52. As a result of the sensory analysis conducted with the panelists, it was determined that the sample prepared with the combination of guar gum and carrageenan gave the highest odor, consistency and taste score at the end of storage. Althought, the general appreciation scores of the sample without hydrocolloid were lower than the other samples., this difference was not found to be statistically significant (p>0.05).

14.
Siyez, tam buğday ve beyaz buğday unları ile üretilen muffin keklerin kalite karakteristiklerinin karşılaştırılması
Comparison of quality characteristics of muffins produced with einkorn, whole grain and white wheat flours
Fatma Işık, Ezgi Özgören, Yağmur Sola
doi: 10.5505/pajes.2022.49107  Sayfalar 1051 - 1061
Bu çalışmada, %100 tam tahıllı siyez unu (EF), 50/50 tam tahıllı siyez unu/tam tahıllı modern buğday unu (E-WGWF) ve %100 tam tahıllı modern buğday unu (WGWF) ile üretilen muffin keklerinin kimyasal, fiziksel ve duyusal özellikleri incelenmiştir. Rafine beyaz buğday unu (WWF) yerine tam tahıllı siyez unu ve tam tahıllı modern buğday unu kullanılmasıyla muffinlerin çözünmeyen ve toplam diyet lifi, Ca, K, Mg, P, Mn ve toplam fenolik madde içerikleri ile toplam antioksidan aktivite değerlerinin arttığı tespit edilmiştir. EF ile üretilen keklerin en yüksek protein içeriğine sahip olduğu; kontrol kekin (C) iç rengi en açık ve en sarı iken, %100 WGWF (WGM) ile üretilen kekin iç renginin en koyu ve en kırmızı olduğu saptanmıştır. Tüm keklerin hacim indeks değerleri, spesifik hacimleri, simetri ve tekdüzelik indeksleri benzer bulunmuştur. %100 siyez unu (EM) içeren keklerin en yüksek sertlik, yapışkanlık ve çiğneme değerlerine sahip olduğu tespit edilmiştir. SEM mikrograflarında;, EM, WGM ve E-WGWF ile üretilen (E-WGM) keklerin, daha yüksek miktarda diyet lifi nedeniyle daha büyük boyutlu hava gözeneklerine sahip oldukları görülmüştür. Duyusal değerlendirmede, tüm kekler benzer koku, tat ve genel kabul edilebilirlik puanları almışlardır.
In this study, the chemical, physical and sensory properties of muffin cakes produced with 100% whole grain einkorn flour (EF), a 50/50 blend of whole grain einkorn flour/whole grain modern wheat flour (E-WGWF), and 100% whole grain modern wheat flour (WGWF) were determined. The insoluble and total dietary fiber content, Ca, K, Mg, P and Mn content, total phenolic content and total antioxidant activity values of the muffins were increased by using whole grain einkorn flour and whole grain modern wheat flour instead of refined white wheat flour (WWF). The muffins produced with EF had the highest protein content; the crumb color of the control muffin (C) was the lightest and yellowest, while the crumb color of the muffin produced with 100% WGWF (WGM) was the darkest and reddest. Volume index values, specific volumes, symmetry indexes and uniformity indexes of all muffins were similar. Muffins having 100% einkorn flour (EM) had the highest hardness, gumminess and chewiness values. According to SEM micrographs, the WGM, EM and muffins produced with E-WGWF (E-WGM) had larger sized air pores due to the higher amount of dietary fiber. In the sensory evaluation, all of the muffins had similar scores of odor, flavor and overall acceptability.

LookUs & Online Makale