E-ISSN: 2587-0351 | ISSN: 1300-2694
Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi - Pamukkale Univ Muh Bilim Derg: 29 (5)
Cilt: 29  Sayı: 5 - 2023
1. 
Kapak-İçindekiler
Cover-Contents
Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi
Sayfalar I - VI

2. 
Hazne öncesi kıvılcım ateşlemesi: ön yanma odalı valf fonksiyonlarının güvenilirlik analizi
Pre-Chamber spark ignition: a reliability analysis of pre-chamber valve functions
Faraz Akbar, Sarah Zaki
doi: 10.5505/pajes.2022.66990  Sayfalar 418 - 425
Ön oda ateşlemesi, kıvılcım ateşlemeli motorların zayıf hava-yakıt ayarlarında çalışmasına izin vermek için çekici bir yaklaşımdır. Yakıt verimliliğini artırır ve emisyonları azaltır. Bu çalışmada, Karaçi'de elektrik üretim sektöründe sürekli yükte çalışan tek bir GE Jenbacher J620 doğal gaz motorunun güvenilirlik analizi yapılmıştır. Ön oda gaz vanasının (PCV) bir küvet eğrisi oluşturuldu. Toplanan üç yıllık veriler, bir sonraki revizyona kadar tam bir revizyondan sonra meydana gelen PCV arızalarını içeriyordu. Güvenilirlik çalışması, toplanan verilere üstel dağılım sonuçlarının uygulanmasına dayanmaktadır. Gaz vanasının 2500 saat ve 4500 saatte ortalama arıza süresi (MTTF) hesaplandı. Hesaplanan verilerin güvenilirliği zamanla azaldı. 1500 saatten itibaren güvenilirlik neredeyse sıfır oldu. Bu eğrinin üretici spesifikasyonlarından elde edilen eğri ile karşılaştırılmasında 1500 saatte güvenilirlikte 0,5 veya %50 azalma olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar, 4500 saatte MTTF'nin %40 ile en yüksek güvenilirliğe sahip olduğunu gösterdi. Üstel dağılım kullanılarak, MTTF'nin 545.5 saat olduğu bulundu. Bu, bağlantılara gereken özen ve zamanında yağlama sağlandığında artabilirdi.

3. 
COVİD-19 pandemisinde çok aşamalı VZA ile OECD ülkelerinin etkinlik analizi
Efficiency analysis of OECD countries during COVID-19 pandemic using multi-stage DEA
Şeyma Meltem Kıdak, Rifat Aykut Arapoğlu, Ezgi Aktar Demirtaş
doi: 10.5505/pajes.2022.81486  Sayfalar 426 - 439
Bu çalışmanın amacı, 36 OECD ülkesinin Covid 19 pandemisi ile mücadeledeki etkinliklerini karşılaştırmaktır. Üç aşamalı VZA (Veri Zarflama Analizi) önerilmiştir. İlk aşama, covid öncesi durumu analiz ederken, bulaş kontrolü ve tıbbi tedavi aşamaları ise ülkelerin mevcut COVID durumunu değerlendirmektedir. Üç aşamalı modelde 8 adet girdi değişkeni, 3 adet ara değişken ve 3 adet çıktı değişkeni kullanılmıştır. Etkinlik analizi, çıktı yönelimli ve ölçeğe göre sabit getirili CCR ve ölçeğe göre değişken getirili BCC modelleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Öncelikle herbir aşama için tüm ülkelerin etkinlik analizi yapılmıştır. Etkin sınırda olmayan ülkeler için hedef değerler hesaplanmıştır. Hedef değerler ve yüzde değişimler dikkate alınarak ülkelerin etkin sınıra ulaşabilmesi için önerilerde bulunulmuştur. Türkiye’nin Covid-öncesi ve tıbbi tedavi aşamalarında etkin olduğu, bulaş kontrolünde ise etkin olmadığı görülmüştür. Bulaş kontrolünde Türkiye’ye referans olan ülkelerle kıyaslama yapılarak önerilerde bulunulmuştur. Sonrasında duyarlılık analizi olarak nitelendirilebilecek bir çalışma ile aşamalara farklı ağırlıklar verilerek her ülke için bütünsel etkinlik puanları hesaplanmıştır. Covid öncesi ve Covid pandemi sürecini birlikte ele alan ve bütünsel etkinlik puanlarını hesaplayan çok aşamalı bir VZA çalışmasına rastlanmamıştır.

4. 
Makine parçası yüzey sertleştirme işleminde sertlik değerlerinin bulanık kalite kontrolü ve süreç yeterlilik analizi ile değerlendirilmesi
Evaluation of hardness values in machine part surface hardening process by fuzzy quality control and process capability analysis
Ahmet Bilal Şengül, Ümran Şengül
doi: 10.5505/pajes.2022.50449  Sayfalar 440 - 450
Makine parçası imalatında, su verme yoluyla sertleştirme, endüstrinin her alanında farklı ortam ve koşullarda kullanılan bir yöntemdir. Elde edilen sertlik değerlerinin, ilgili makine parçasının işlevinin gerekliliklerine göre uygun değer aralığında olması gerekmektedir. Sertlik değerlerinin, sertlik ölçme yöntemlerinden biri olan ASTM E10-01 (Metalik Malzemelerin Brinell Sertliği için Standart Test Yöntemi)’e göre ölçümü yaygındır. Çalışmada makine parçası imal eden bir işletmede ilgili parçanın Teknik resmine göre yapılan su verme-menevişleme işlemi neticesinde elde edilen sertlik değerlerinin spesifikasyonlara uygunluğunu test etmek için, Shewart Ortalama (X ̅) ve Aralık (R) kalite kontrol grafikleri ve süreç yeterlilik analizi kullanılmıştır. Ayrıca, gözlem değerlerinin yaklaşık değer içermesi nedeniyle, gözlem değerleri bulanık sayılara çevrilip “Fuzzy rules method for TFN case” yöntemi ile bulanık kalite kontrol analizleri yapılmış ve süreç yeterliliği ölçülmüştür. Her iki yönteme göre, çalışma sonucunda, proses değişkenliğinin fazla olduğu ve bundan dolayı da prosesin yeterli olmadığı tespit edilmiştir.

5. 
Covid-19 pandemisinin oluşturduğu davranış değişikliklerinin elektrik tüketimleri ve fider yükleri üzerindeki etkisi: bir elektrik dağıtım fideri üzerinde vaka çalışması
The effect of behavior changes caused by the covid-19 pandemic on electricity consumptions and feeder loads: a case study on an electricity distribution feeder
Hüseyin Öztürk, Kıvanç Başaran
doi: 10.5505/pajes.2022.72829  Sayfalar 451 - 457
Aralık 2019’da Çin’in Hubey eyaletinin Wuhan kentinde ortaya çıkan COVİD-19 (Sars CoV-2) virüsü kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına almış ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 11 Mart 2020 tarihi itibariyle küresel salgın ilan edilmiştir. Bu tarihten sonra virüsün yayılımı önlemek için tüm dünyada kapanma tedbirleri uygulanmaya başlanmıştır. Getirilen tedbirler nedeniyle elektrik enerjisi tüketiminde önceki yıllara göre değişimler yaşanmıştır. Kısıtlamaların insan hayatını en çok etkilediği 2020 yılı Mart, Nisan ve Mayıs aylarında tüm dünyada enerji talebinde dinamik değişimler meydana gelmiştir. Bu durum uluslararası enerji piyasalarını, enerji üretimi ve şebeke yük planlamalarını etkilemiştir. Türkiye’de toplam elektrik tüketimi bir önceki yıla göre artmasına rağmen ticarethane tarifesindeki tüketimlerde azalış meydana gelmiştir. Bu çalışmada, Türkiye ve İzmir ilinin elektrik tüketimlerinin tarifeler özelinde zamana bağlı olarak analizi yapılarak COVİD-19 salgınının elektrik tüketimi üzerindeki etkileri incelenmiştir. COVİD-19’un elektrik dağıtım şebekeleri üzerindeki etkisini görmek için ise bir elektrik dağıtım fideri üzerinde vaka çalışması yapılmıştır. Vaka çalışması için abone yoğunluğunun %99’u mesken ve ticarethane tarife grubunda yer alan bir elektrik dağıtım fideri seçilmiştir. Fider için 2018, 2019 ve 2020 yılı verilerine göre yapay sinir ağları makine öğrenmesi yöntemi kullanılarak yük tahmini yapılmıştır. Yapılan yük tahmin çalışmasında, verilerin %75’i öğrenme için, %25’i ise test için seçilmiştir. Çalışma sonucunda 2020 yılı gerçek ve tahmin yük verileri karşılaştırılmıştır. COVİD-19 pandemisinin bir elektrik dağıtım fiderinin yükü üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmada, yük tahminin performans değerleri mse, 0,0024 ve R2, 0,83 olarak tespit edilmiştir.

6. 
Kırsal alanlarda elektrik temini için şebekeden bağımsız mobilite güneş enerjisi üretimi analizi: Şanlıurfa Türkiye’de bir uygulama çalışması
Analysis of transportable off-grid solar power generation for rural electricity supply: an application study of Sanliurfa, Turkey
Batur Alp Akgül, Fatih Alisinanoğlu, Sadettin Özyazıcı, Muhammet Fatih Hasoğlu, Bülent Haznedar
doi: 10.5505/pajes.2022.87894  Sayfalar 458 - 467
Teknolojideki gelişmelere rağmen, kırsal ve az gelişmiş bölgelerde elektrik enerjisi ihtiyacı maliyet ve sürdürülebilirlik açısından henüz tam olarak karşılanamamaktadır. Günümüzde küçük ölçekli Fotovoltaik (PV) sistemler başka bölgelere taşınabilmekte ve kolaylıkla yeniden kurulabilmektedir. Bu sayede ev kullanımı ve insani amaçlar için ihtiyaç duyulan alanlarda bu sistemler kullanılabilir. Enerjinin genellikle önemli olduğu ve şebeke enerjisinin mevcut olmadığı veya istikrarsız olduğu kırsal ve uzak bölgelerde PV tabanlı bir mikro şebekeye ihtiyaç duyulduğuna şüphe yoktur. Mobilite mikroşebeke tasarım çalışmaları, bu gibi durumlarda zaman, çaba ve maliyetleri önemli ölçüde azaltabilir. Bu nedenle, güneş enerjisine dayalı izole edilmiş bir (şebeke dışı) mikroşebekenin tasarımı, modellemesi ve teknik simülasyonu bu yazıda incelenmekte ve analiz edilmektedir. Bu çalışma aynı zamanda küçük ölçekli FV güç üretimi için sürdürülebilir bir çözüm sağlayan mobilite mikroşebeke tasarımının gelecekteki eğilimlerini de vurgulamaktadır. Ek olarak, geliştirilen mikroşebekede Enerji Depolama (ES) ve PV enerji teknolojileri ile güç yönetimi için en uygun çözüm yaklaşımı sunulmaktadır. Tasarlanan sistemin fayda-maliyet analizinin yanı sıra kullanım ömrü, pil performansı, enerji üretimi gibi önemli kriterler değerlendirilmiştir. 24 saatlik senaryoda yük akışı ile Dağıtılmış Enerji Kaynakları (DER) modellenerek, simüle edilmiş ve bulgular da sunulmuştur. Spesifik olarak, Türkiye’nin Şanlıurfa şehrinde, 105.60kWh ES ve 16kVA dizel jeneratör ile 60.75kWp izole edilmiş (şebeke dışı) PV sistemi için bir uygulama çalışması, finansal, bölgesel ve teknik parametrelerin yanı sıra sayısal modelleme ve MATLAB simülasyonu ile birlikte ele alınmaktadır.

7. 
OltalamaAvcısı: Oltalama internet sitelerinin otomatik tespiti ve kullanıcı istismarının önüne geçilmesi için modül tasarımı
PhisherHunter: Module design for automatic detection of phishing websites and preventing user abuse
Samet Ganal, Ecir Uğur Küçüksille, Mehmet Ali Yalçınkaya
doi: 10.5505/pajes.2022.22470  Sayfalar 468 - 480
Günümüz dünyasında bilgisayar ve mobil cihazların kullanımının yaygınlaşması internet kullanımının giderek artmasına neden olmaktadır. Kullanıcıların internet ortamında en çok karşılaştığı siber saldırılardan biri oltalama internet siteleridir. Oltalama internet siteleri üzerinden gerçekleştirilen saldırılarda, gerçek internet siteleri kopyalanıp farklı alan adları üzerinden yayın yapılmakta ve kullanıcılar bu sahte internet sitelerine çeşitli sosyal mühendislik teknikleriyle yönlendirilmektedir. Kullanıcılar yönlendirildikleri internet sitesine göre; kredi kartı, kullanıcı adı-şifre bilgileri gibi kişisel ve gizli verilerini saldırgana iletmiş olmaktadır.Bu çalışmada; oltalama internet sitelerinin altyapısının ve içeriğinin oluşturulması anlatılmış, bu tür internet sitelerini tespit etmede kullanılacak 4 farklı metot geliştirilmiştir. Ana tespit yöntemi olan yeni kayıtlı internet sitelerinin incelenmesi ile beraber %95.4’lük başarılı tespit oranına ulaşılmıştır. Çalışmanın aktif savunma kısmında üç farklı yöntem kullanılmıştır. İlk olarak oltalama internet sitesi yayınının durdurulması için yer sağlayıcı firma otomatik olarak tespit edilmiş ve %98 başarı oranıyla bildirim gönderilmiştir. İkinci aktif savunma yöntemi olarak aktif bal küpü (honeypot) tekniği geliştirilmiştir. Aktif bal küpü yöntemi oltalama internet sitesine işaretli bir bilgi girilmesi ve bu bilginin gerçek internet sitesinde takibini amaçlamaktadır. Bu yöntem ile saldırgana ait pek çok veri elde edilebilmektedir. Son aktif savunma yöntemi olarak, oltalama internet sitelerini sahte veriler ile zehirleme metodu geliştirilmiştir. Bu yöntem ile oltalama internet sitelerinin girdi alanları otomatik tespit edilmekte ve çok fazla sahte veri gönderilerek gerçek kullanıcı bilgilerinin saldırganlar tarafından ayırt edilmesi önlenmeye çalışılmıştır. Aktif bal küpü ve sahte veri ile zehirleme yöntemlerinin %92 başarı elde ettiği görülmüştür.

8. 
Yeni önerilmiş ikili fare sürüsü algoritması
The new suggested binary rat swarm algorithm
Emine Baş
doi: 10.5505/pajes.2022.58291  Sayfalar 481 - 492
Son zamanlarda araştırmacılar, basit yapısı, yüksek optimizasyon performansı ve adaptasyon kolaylığı nedeniyle optimizasyonda sürü tabanlı algoritmalara ilgi duymaya başlamışlardır. Sürü tabanlı algoritmalar, her ne kadar sürekli optimizasyon problemlerini çözmek için kullanılsalar da ikili optimizasyon problemlerini çözmek için de kullanılabilirler. Sürekli optimizasyonda arama uzayı değişkenleri optimal değere yaklaşmaya çalışırken, ayrık optimizasyonda arama uzayı değişkenleri sabittir ve gerçek değerlerle ifade edilir. İkili optimizasyon ise, karar değişkenleri 0 ve 1 değerleri alır ve temel olarak ayrık optimizasyon sınıfında yer alır. Bu makalede sürekli optimizasyon problemlerini çözmek için önerilmiş Fare Sürüsü Algoritması (FSA) incelenmiştir. FSA, sürü zekasına dayalı bir algoritmadır. Farelerin kovalama ve saldırma davranışları taklit edilerek FSA geliştirilmiştir. Bu çalışmada, orijinal FSA, ikili optimizasyon problemlerini çözmek için tekrar güncellenmiştir ve İkili FSA (BinFSA) önerilmiştir. BinFSA’da sürekli arama alanı değerlerini ikili değerlere dönüştürürken dört adet U ve dört adet T şekilli transfer işlevi kullanılmıştır. Böylece BinFSA'nın sekiz varyantı elde edilmiştir. Bunlar BinFSA1, BinFSA2, BinFSA3, BinFSA4, BinFSA5, BinFSA6, BinFSA7 ve BinFSA8 şeklinde isimlendirilmişlerdir. Bu varyantlar içinden BinFSA'nın en başarılı varyantı BinFSA6 olarak belirlenmiştir. Daha sonra BinFSA6 varyantı, çaprazlama ve mutasyon operatörleri eklenerek geliştirilmiştir ve GBinFSA olarak adlandırılmıştır. GBinFSA’nın performansı sırt çantası problemlerinde test edilmiştir. Ayrıca GBinFSA'nın başarısı literatürden seçilen farklı sezgisel algoritmalarla da karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre önerilen algoritmanın çözüm kalitesinin etkili ve karşılaştırılabilir olduğu görülmüştür. Sonuçlar, GBinFSA'nın ikili optimizasyon problemleri için tercih edilen bir buluşsal algoritma olduğunu göstermiştir.

9. 
Maksimum ve kalıcı yer değiştirme talepleri açısından TBDY 2018 ve DBYBHY 2007 deprem yönetmeliklerinin karşılaştırılması
Comparisons of TBEC 2018 and TEC 2007 seismic codes by means of maximum and residual displacement demands
Ahmet Demir
doi: 10.5505/pajes.2022.11268  Sayfalar 493 - 506
Deprem yönetmelikleri, yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda elde edilen bilgiler ve meydana gelen depremler sonrasında yapı davranışı ile ilgili gözlemler dikkate alınarak güncellenmektedir. Türkiye’de, Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik (DBYBHY) yerine 2019 yılından itibaren Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY) yürürlüğe girmiştir. Her iki yönetmelikte de yapıların tasarım ve/veya değerlendirilmesi için doğrusal olmayan dinamik analiz ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. Bununla birlikte, TBDY’de hem tasarım spektrumunun tanımı ve hem de Türkiye’de bulunan herhangi bir konum için tasarım spektrumunun elde edilmesi amacıyla kullanılan spektral parametreler değişmiştir. Bu değişikliklerin ötelenme taleplerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla, farklı periyot ve yatay dayanım oranına sahip tek serbestlik dereceli (TSD) sistemlerin doğrusal olmayan dinamik analizleri hem TBDY hem de DBYBHY’ye göre yapılmış ve maksimum ötelenme ve kalıcı ötelenme taleplerinin ortalaması ile bu taleplere ait saçılımlar karşılaştırılmıştır. Bu amaçla toplamda 72 farklı TSD sistem dikkate alınmış, bu sistemlerin analizi amacıyla TBDY ve DBYBHY (farklı deprem bölgesi, zemin sınıfı ve şehirler) ile uyumlu olarak sırasıyla 84 ve 168 adet ivme kaydı seti kullanılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde, a) zemin sınıfına ve şehirlere göre tasarım spektrumlarının değiştiği, b) maksimum ötelenme ve kalıcı ötelenme taleplerinin deprem düzeyi ve zemin sınıfına bağlı olarak değiştiği c) bazı şehirlerde TBDY ile elde edilen taleplerin, bazı şehirlerde ise DBYBHY ile elde edilen taleplerin daha büyük olduğu, d) taleplerin set içerisindeki saçılımların yüksek olduğu ve e) setler arası saçılımın maksimum ötelenme talebi için düşük kalıcı ötelenme talebi için ise yüksek olduğu görülmüştür.

10. 
Yüksek oranda sülfat içeren uçucu küllerin klinker ikame malzemesi olarak kullanilabilirliğinin incelenmesi
Investigation of the usage of fly ash containing a high amount of sulfate as a clinker replacement material
Murat Saydan, Furkan Türk, Ülkü Sultan Keskin, Hilal Say
doi: 10.5505/pajes.2022.34984  Sayfalar 507 - 512
Türkiye’nin elektrik enerjisi ihtiyacının %80’ini karşılayan termik santrallerde yakılan kömürlerden dolayı her yıl tonlarca uçucu kül açığa çıkmaktadır. Özellikle ülkemizdeki düşük kaliteli linyit rezervleri düşünüldüğünde, açığa çıkan yüksek sülfat içeriğine sahip uçucu küllerin geri dönüşüm oranı oldukça düşüktür. İnşaat sektöründe ise yönetmelikler tarafından uçucu küllerin SO3 oranlarının sınırlandırılması sebebiyle yüksek SO3 içeren küllerin kullanımlarına izin verilmemektedir. Bu çalışmada, ülkemizdeki düşük kaliteli linyit rezervleri sebebiyle yüksek sülfat içeriğine sahip olan, dolayısıyla tamamıyla atık durumda bulunan uçucu küllerin, klinker ikame malzemesi olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Klinker ikame malzemesi olarak kullanılacak olan ve yüksek oranda sülfat içeren uçucu kül Afşin Elbistan termik santralinden temin edilmiştir. Yüksek oranda sülfat içeren uçucu kül, klinker ve alçı ile farklı oranlarda birlikte öğütülerek karışımlar elde edilmiştir. Karışımların taze halde priz süreleri tayin edilmiş, sertleşmiş numunelerin ise basınç dayanımları incelenmiştir. Çalışma sonucunda, yüksek sülfat içeren uçucu külün priz bitiş sürelerini referans numuneye göre yaklaşık %29 uzatmasına rağmen, 28 günlük basınç dayanımlarını %14’e kadar artırdıkları tespit edilmiştir.

11. 
Atık kauçuk agregalı betonların mekanik ve durabilite özellikleri üzerine bir inceleme
A review on mechanical and durability properties of concrete with waste rubber aggregate
Arif Yilmazoglu, Salih Taner Yildirim
doi: 10.5505/pajes.2022.59783  Sayfalar 513 - 528
Bu çalışma günümüzün en önemli çevresel problemlerinden biri olan atık araç lastiklerinden geridönüştürülmüş kauçuk parçacıklarının betonda kullanımını incelemektedir. Bu amaçla kauçuk agregalı beton (RAC) üzerine yapılmış çalışmalar derlenmiş ve analiz edilmiştir. RAC’lerin fiziksel, mekanik ve durabilite özellikleri araştırılmıştır. Sonuçlar analiz edildiğinde; kauçuk ilavesi RAC’nin basınç ve eğilme dayanımını ve elastisite modülünü düşürmektedir. RAC’nin boşluk yüzdesi, su emmesi, kılcallığı ve su geçirimliliği kauçuk yüzdesi ve kauçuk boyutunun artışıyla genel olarak artmıştır. Enerji sönümleme özelliğinden dolayı betona kauçuk parçacıklarının agrega olarak ilavesi betonun tokluğunu 3 katına kadar çıkarmıştır. Bunun yanı sıra betonun aşınma direnci ve donma-çözülme direnci gibi özelliklerinde kauçuk parçacıklarının ilavesi olumlu etkiler yapmıştır. RAC’nin kuruma büzülmesi kauçuk parçacıklarının yüzdesine, boyutuna ve rijitliğine bağlı olarak değişmektedir. Elde edilen bulgular; dayanımın önemli olduğu yapısal uygulamalar için kauçuk parçacıklarının betonda %10’dan daha az kullanılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

12. 
Bir spor sahasında yüzey tozlarındaki ağır metallerin kirlilik seviyesinin, mikroskobik yapısının ve sağlık riskinin değerlendirilmesi
Assessment of the pollution level, microscopic structure, and health risk of heavy metals in surface dusts in a sports field
Kadir Ulutaş
doi: 10.5505/pajes.2022.50880  Sayfalar 529 - 536
Kentsel alanlarda, meteoroloji ve topografyanın atmosferik kirliliğin taşınması ve birikmesindeki etkinliği nedeniyle, yüzeyde biriken tozlar çevre kirliliğini değerlendirmek için en çok kullanılan örnekleme yöntemlerinden biridir. Bu çalışmada, stadyum koltuklarından toplanan yüzey tozları ağır metal içeriği açısından araştırılmıştır. Si, Fe, Al, Ti, Mn, Zn, Sr, Ba, Cr, Pb, Co, V, Ni, Sn, Sc, Bi, Sb, Ag, As, Mo, Hg ve Cd olmak üzere 22 farklı ağır metal konsantrasyonu ICP-MS ve ICP-OES tekniği ile belirlenmiş ve morfolojik yapısını belirlemek için SEM görüntüsü incelenmiştir. Zn and Bi hariç diğer ağır metal konsantrasyonlarının yer kabuğu konsantrasyonlarından düşük olduğu belirlenmiştir. Parçacıkların şekli ve boyutu, ortamın doğal toprak kaynağından ve antropojenik kaynaklardan etkilenebileceğini gösterdi. Ayrıca normal günlük aktivite ve normal günlük aktivite ile birlikte sportif aktivite için tozdaki toksitiye maruz kalmaları açısından iki farklı değerlenme yapıldı. Sonuçlar sağlık riski ve kanser riski değerlendirmeleri sınır değerlerin altında olduğu için kabul edilebilir olarak değerlendirildi.

13. 
Sulu çözeltiden magnezyum amonyum fosfat (MAP) çöktürmesi ile N ve P gideriminin araştırılması
Investigation of N and P removal from aqueous solution by magnesium ammonium phosphate (MAP) precipitation
Mustafa Öztürk, Ulusoy Bali
doi: 10.5505/pajes.2022.99894  Sayfalar 537 - 545
Azot (N) ve fosfor (P) arıtımının gerçekleştirildiği atıksu arıtma tesislerinde struvite veya magnezyum amonyum fosfat (MgNH4PO4.6H2O, MAP) çökelmesi oldukça önemli işletme problemlerinin doğmasına neden olmaktadır. Aynı zamanda ticari bir değere sahip olması da MAP’ın kontrolü ve geri kazanımını önemli kılmaktadır.
Bu kapsamda pH, Magnezyum (Mg): N ve N: P molar oranı, farklı Mg2+ kaynakları ve kalsiyum (Ca2+) varlığının MAP kristalizasyonu üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla kesikli deneyler yapılmıştır. Deneysel sonuçlar sabit bir Mg: N: P=1: 1: 1 oranında, optimum pH’ın 9 olduğunu ve bu pH’da N ve P giderme verimlerinin sırasıyla %79.4 ve %88.4 olarak gerçekleştiğini göstermiştir. N ve P için bu arıtma verimleri Mg: N oranının 1.25: 1’e çıkarılmasıyla sırasıyla %87.6 ve %99.1’e yükselmiştir. N: P oranının 1: 1.15’e çıkarılması ile N giderme verimi %96.4’e yükselmiş ancak, P giderme verimi %96.1’e düşmüştür. %96’nın üzerinde N ve P giderme verimleriyle, en etkili Mg2+ kaynağının MgCl2.6H2O olduğu bulunmuştur. Çözelti içerisinde Ca2+ bulunması durumunda, N giderme veriminin önemli ölçüde azaldığı tespit edilmiştir. Ca2+ olmadığında >%96 olan N giderme veriminin, 1000 mg/L Ca2+ konsantrasyonunda %68.6’ya kadar düştüğü belirlenmiştir. Çökelti üzerinde yapılan XRD analizinde oluşumun MAP kristali olduğu, Ca2+ ilavesinde ise MAP’ın yerine Ca2+’ca zengin amorf bir yapının oluştuğu tespit edilmiştir.

14. 
Badem kabuğu atığı dolgulu epoksi biyokompozit özelliklerinin incelenmesi
Investigation of properties of almond shell waste-filled epoxy biocomposites
Nimet Özmeral, Süheyla Kocaman, Ülkü Soydal, Gülnare Ahmetli
doi: 10.5505/pajes.2022.60980  Sayfalar 546 - 552
Bu çalışmada biyobazlı kompozit malzeme elde etmek için dolgu malzemesi olarak badem kabuğu atığı (BK), saf (ER) ve atık polistirenle modifiye bisfenol-A tipi epoksi reçine (ER-PS) kullanılmıştır. BK'nin modifikasyonu, NaOH ve linoleik asit (LnA) ile gerçekleştirilmiştir. BK'nin karakterizasyonunda Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FT-IR), taramalı elektron mikroskopisi (SEM), termogravimetrik analiz (TGA) ve partikül boyut dağılım analizleri kullanılmıştır. Kompozitler, döküm tekniği kullanılarak kütlece %10-20-30-40-50 dolgu oranlarında hazırlanmıştır. Kompozitlerin morfolojisi SEM ile karakterize edilmiştir. Epoksi matris tipi ve BK dolgu oranının kompozitlerin mekanik, termal ve su sorpsiyonu özelliklerine etkileri araştırılmıştır. ER-PS/BK kompozitlerinin çekme mukavemeti ve elastise modül (e-modül) değerleri daha düşük, çekme uzama değerleri ise ER/BK kompozitlerine göre daha yüksek bulunmuştur. En yüksek çekme dayanımı değerleri (95-129 MPa) LnA ile modifiye BK kompozitleri için elde edilmiştir. Hazırlanan ER matrisli kompozitlerin dolgu tipine göre çekme mukavemetleri sırası ile: linoleik asit ile modifiye edilmiş BK (LnA-BK) > NaOH ile muamele edilmiş BK (NaOH-BK) > modifiye edilmemiş BK’dir. En uygun BK oranı kütlece %30 olarak belirlenmiştir. Tüm modifiye BK kompozitlerinin e-modül değerleri epoksi matristen daha yüksek bulunmuştur. Sertlik testi sonuçlarına göre kompozitler arasında önemli bir fark belirlenmemiştir. Kompozitlerin su sorpsiyonu BK oranına bağlı olarak artmış ve mekanik özellikleri zayıflatıcı yönde etki etmiştir.

15. 
NiTi alaşımının hidrotermal liç işlemi sırasında farklı mineral asitlerin etkisi
Effect of various mineral acids during the hydrothermal leaching process of NiTi alloy
Muhammed İhsan Özgün, Ahmet Burcin BATIBAY, Bayram Ünal, Yasin Ramazan Eker, Arslan Terlemez
doi: 10.5505/pajes.2022.88021  Sayfalar 553 - 559
Nikel ve titanyum bazlı alaşımlar genellikle mühendislik veya tıbbi uygulamalar için kullanılır. NiTi alaşımları kullanım ömürlerinin sonunda katkı malzemesi olarak geri dönüştürülür. NiTi alaşımında bulunan metallerin hidrometalurjik yöntemlerle ayrı olarak geri kazanılması mümkündür; ancak NiTi alaşımları korozyona karşı oldukça dirençlidir. Çeşitli mineral asitler (H2SO4, HCl, HNO3, H3PO4) incelenmiş ve H2O2'nin liç ortamındaki etkisi de araştırılmıştır. Farklı liç verimleri gözlemlenmiş ve asit işleme koşullarına göre bunlar arasında korelasyonlar kurulmuştur. SEM, XRF ve EDS teknikleri alaşımların mikroyapısını ve kimyasal özelliklerini karakterize etmiştir. Mineral asitler arasında H2SO4 ve HCl en yüksek ekstraksiyon verimliliğini göstermiştir. Ancak, hidrojen peroksit ilavesi bu verimi ciddi şekilde düşürmüştür. Çözünme kinetiği, hidrojen peroksit ilavesiyle liç veriminin azalmasıyla elde edilmiştir.

16. 
Yüksek sıcaklık-vakum uygulama periyotlarının mantar dilimlerinin kurutulması üzerine etkisi
Evaluation of high temperature-vacuum application periods during conventional drying of mushroom slices
Betül Güvenkaya, Sezin Tuta Şimşek, Seda Özgen
doi: 10.5505/pajes.2022.98792  Sayfalar 560 - 568
Bu çalışmada geleneksel yöntem (kontrol, 50˚C, atmosferik basınç) ve farklı periyotlarda yüksek sıcaklık (75°C-10 dk) ve vakum (-90 kPa) uygulaması ile kurutulan mantar dilimlerinin kuruma karakteristikleri, fizikokimyasal (renk, tekstür, rehidrasyon oranı, toplam fenolik madde ve antioksidan içeriği) ve mikroyapısal özellikleri (SEM ve XRD) karşılaştırılmıştır. Yüksek sıcaklık -vakum uygulaması geleneksel kurutma öncesi (PRE), orta aşamaları (MID70 – MID110) ve sonu (POST) uygulanmıştır. MID ve POST örneklerinin kurutma karakteristikleri ve fizikokimyasal özelliklerinin kontrolle benzer ve PRE örneklerinin kontrolden tamamen farklı olduğu görülmüştür. SEM ve XRD analizlerine göre bu farklılıklar mantar hücre duvarında olan bozulma ve hücre dokusunda bulunan mannitol içeriğindeki değişim ile ilişkilidir. PRE örnekleri diğer örneklerden daha yumuşak, daha koyu renkli, düşük rehidrasyon kapasitesine sahip ve toplam fenolik madde içeriğinin ve antioksidan aktivitesinin daha düşük olduğu görülmüştür (p<0.05). POST örneklerinin sertlik, toplam renk değişimi, rehidrasyon oranı ve toplam fenolik madde içeriği kontrolle benzer (p>0.05) ve antioksidan içeriği farklıdır (p<0.05). Bu çalışma yüksek sıcaklık-vakum uygulamasının düşük nem içeriğinde uygulanması ile kurutulmuş mantar dilimlerinin fizikokimyasal özellikleri etkilenmeden kuruma süresinin kısaltılabilme potansiyeli gösterilmiştir.

Pajes