| 1. | Kapak-İçindekiler Cover-Contents Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Bilimleri DergisiSayfalar I - VI |
| 2. | CO2 akışkanlı yaş evaporatörlü paralel kompresörlü booster soğutma çevriminin güç tüketiminin arı algoritması ile optimizasyonu Optimization of CO2 booster refrigeration cycle with flooded evaporators and parallel compressor by using the bees algorithm Metehan Işık, Nagihan Bilir Sağ, Mete Kalyoncudoi: 10.5505/pajes.2024.65171 Sayfalar 853 - 861 Modern toplumdaki en önemli konulardan biri enerji tedariğidir. Bu nedenle günlük hayatta sıklıkla kullanılan sistemlerde enerji tasarrufu önem kazanmaktadır. Bu enerji tasarrufu hedeflerine yönelik süpermarket soğutma sistemlerinin daha az enerji tüketmesini amaçlayan çok sayıda çalışma literatürde bulunmaktadır. Bu çalışmalar arasında yaş evaporatörlü ve paralel kompresörlü CO2 booster soğutma çevrimi (BFP) enerji tasarruflu ve doğa dostu bir seçim olarak ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada, BFP çevriminde minimum güç tüketimini (maksimum COP) elde etmek için Arı Algoritması optimizasyonu uygulanmıştır. Optimizasyon parametreleri olarak gaz soğutucu basıncı (Pgc), ara basınç (Pint) ve orta sıcaklık (MT) seviyesi evaporatörü çıkış kuruluk derecesi (x14) seçilmiştir. Arı Algoritması optimizasyon sonuçlarına göre bu üç parametre, toplamda önemli ölçüde enerji tasarrufu sağlamaları sebebiyle (sabit ara basınç ve sabit MT evaporatör çıkış kuruluk derecesine kıyasla %8.7'ye kadar) optimize edilmeye değer bulunmuştur. Analiz sonucunda, optimum Pgc değerlerinin 28 °C ila 46 °C arasındaki çevre sıcaklıklarında 7600 kPa ile 12000 kPa arasında olduğu tespit edilmiştir. Optimum Pint değerlerinin 14 °C çevre sıcaklığının altında yaklaşık 3500 kPa ve bu sıcaklığın üstünde yaklaşık 4500 kPa olduğu bulunmuştur. x14 için optimum değerler 0.62 ile 0.69 arasında elde edilmiştir. Ayrıca dört farklı iklim tipi için yıllık enerji tüketimi (AEC) ve 15 yıllık toplam eşdeğer emisyon (TEE) hesaplanmıştır. En yüksek AEC ve TEE sırasıyla 728.56 MWh ve 10000 tonun üzerinde değerlerle tropikal iklimde elde edilmiştir. En düşük ise 380.01 MWh AEC ve yaklaşık 6000 ton TEE ile karasal iklimde bulunmuştur. |
| 3. | Grafen türevleri dolgulu PCL kompozit filmlerin sentezi, yapısal özellikleri ve biyobozunurluğu Synthesis, structural properties and biodegradability of PCL composite films filled with graphene derivatives Ferda Mindivan, Meryem Göktaşdoi: 10.5505/pajes.2024.69327 Sayfalar 862 - 868 Polikaprolakton (PCL), yavaş biyobozunurluğu nedeniyle ilaç dağıtım sistemlerinde ve doku mühendisliğinde sınırlı kullanıma sahiptir. PCL’ nin bozunma sürecini üzerine çalışmalar devam etmektedir. Bu çalışma, grafen oksit (GO), indirgenmiş grafen oksit (RGO) ve grafen nanoplatelet (GNP) dolgu maddelerinin PCL kompozit filmlerin yapısal ve biyobozunurluk özellikleri üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. GO, RGO ve GNP dolgularının aynı miktarları (ağ.% 0.5) kullanılarak sıvı faz ultrasonik karıştırma yöntemi ile PCL kompozit filmleri hazırlanmıştır. Filmlerin karakterizasyon çalışmaları X-Işını Kırınımı (XRD), Fourier dönüşümlü Infrared spektroskopisi (FTIR), Optik mikroskop (OM) ve yüzey pürüzlülüğü testleri ile analiz edilmiştir. Tüm dolgu türlerinin polimer matrikse homojen dağıldığı ve polimer-dolgu etkileşimlerinin sağlandığı tespit edilmiştir. Grafen türevlerinin çekirdeklenme üzerinde farklı etkiler gösterdiği ve PCL/RGO filminin en ince taneli yapıya sahip olduğu tespit edilmiştir. En yüksek gözeneklilik oranıyla (%23.49) ve 12.33 µm yüzey pürüzlülüğü değeri ile PCL/GO filminde en yüksek ağırlık kaybı gerçekleşmiştir. Bu çalışma oksijen içeren fonksiyonel gruplara sahip grafen türevlerinin (GO ve RGO) PCL matriksine ilave edilmesi ile biyobozunurluk artışının PCL’ nin bozunma sürecini kontrol etmek için uygun bir yol olduğunu önermektedir. |
| 4. | Gramian matrix tabanlı LQG kontrolü kullanılarak aktif araç süspansiyonunun tasarımı ve analizi Design and analysis of active vehicle suspension using gramian matrix based LQG control Murat Catalkaya, Orhan Erdal Akay, Güçhan Taşlıalandoi: 10.5505/pajes.2024.72772 Sayfalar 869 - 876 Bu çalışmada sadece düşey kuvvetler dikkate alınarak tasarlanan tek serbestlik dereceli çeyrek araç aktif süspansiyon modeli incelenmiştir. Sistemin farklı yol profillerine göre tepkisini en aza indirmek için LQG tabanlı kapalı döngü süspansiyon kontrolü kullanıldı. Tasarlanan kontrol sisteminin gerçekçi simülasyonları için sensör sesleri eklenmiş ve bu gürültüleri filtrelemek için Kalman filtresi kullanılmıştır. Aktif süspansiyon sistemi MATLAB simülasyon yazılım paketi ile analiz edilmiştir. Yeni yaklaşımla kontrol sistemi için kullanılan geri besleme sinyali ve sensör konumu sistemin Gramian matrisi kullanılarak belirlendi. Elde edilen sonuçlara göre LQG kontrol sistemi geleneksel pasif süspansiyon sistemiyle karşılaştırıldı. Bu çalışmada çeşitli geri bildirim sinyallerine göre modellenen aktif ve pasif süspansiyon sistemlerine üç farklı yol girdisi uygulanmıştır. LQG kontrolü sensör gürültüsüne maruz kalmasına rağmen farklı yol girdilerine karşı sönümleme yeteneğinin pasif süspansiyon sistemine göre daha iyi olduğu belirlendi. |
| 5. | Temel ve reküperatif bir Organik Rankine Çevriminde verim ve elektrik üretimi üzerine bir çalışma A study on efficiency and electric production in a basic and a recuperative Organic Rankine Cycle Tennur Kısakürek Parlak, Osman Kara, Bülent Yanıktepedoi: 10.5505/pajes.2024.50879 Sayfalar 877 - 883 Atık ısının yeniden kullanılması, günümüzde oldukça üzerinde durulan bir konu olan enerji verimliliğini artırma tekniklerinden biridir. ORC olarak da bilinen organik Rankine döngüsü, düşük sıcaklıklardaki ısıyı elektriğe dönüştürmek için umut verici bir teknik olarak giderek daha fazla tanınmaktadır. ORC'ler insan müdahalesi olmadan çalışacak ve minimum düzeyde bakım gerektirecek şekilde tasarlanmıştır. Temel ORC'nin endüstri tarafından giderek daha fazla kabul edilmesine rağmen, hala maliyet etkinliğinin arttırılmasına ihtiyaç vardır. Bu incelemenin amacı doğrultusunda atık ısıyı çevreye deşarj eden firmalar için düşük sıcaklıklarda ısı enerjisinin geri kazanılmasından yararlanılarak elektrik üretimi amacıyla ORC sisteminin hesaplamaları yapılmıştır. ORC sisteminde kullanılacak akışkan özelliklerinin yanı sıra verim oranları arasındaki ilişkiyi araştırmak için EES programı kullanıldı. Bu sistemde kullanılan çeşitli akışkanlar arasında sikloheksan, R123 ve R290'ın en yüksek verim oranlarına sahip olduğu belirlendi. Bu sıvılar için tahmini verimlilikler sırasıyla %26, %18,28 ve %8’dir. Hangi akışkanın optimum verim oranına ve atık ısı kapasitesine sahip olduğunu belirlemek için kondenser ve türbin güçlerini hesaplayıp karşılaştırılmıştır. Kondenserin sıcaklığı arttıkça türbinin güç çıkışının düştüğü kaydedilmiştir. Türbin güç üretimi için en etkili akışkanlar sikloheksan ve R123'tür. |
| 6. | Farklı pin konfigürasyonlarına sahip mantar benzeri elektromanyetik bant aralığı yapıları ile geliştirilmiş yeni bir mikroşerit yama anten tasarımı A novel microstrip patch antenna design enhanced by mushroom like electromagnetic band gap structures with different via configurations Nigar Berna Teşneli, Cemile Tangel, Ahmet Yahya Teşnelidoi: 10.5505/pajes.2024.14237 Sayfalar 884 - 890 Bu çalışmada, bir mikroşerit yama anten ve farklı pin konumlarına sahip mantar benzeri EBG yapıların uygun kombinasyonlarıyla tasarımlar sunulmuştur. Referans antenin performansı kaldırılan ve/veya merkezden kaydırılan pin konfigürasyonarına sahip tasarımlarla geliştirilmiştir. Özelikle antenin yayın yapan yamasına en yakın olan EBG yapıların birinci sırasından kaldırılan ve/veya kaydırılan pinlerin anten performansı üzerindeki etkisinin daha belirgin olduğu farklı tasarımlarla gözlenmiştir. Önerilen tasarımlarla, referans antene göre %32’ye kadar bant genişliği iyileştirmesi ve 2.9 dBi’ye kadar kazanç arttırımı sağlanmıştır. Referans antenin 16.9 dB olan ön/arka (F/B) oranı sunulan tasarımlarla 26 ile 29 dB arasındaki değerlere iyileştirilmiştir. Ayrıca, sunulan antenlerin tek katmanlı basit tasarımları üretimlerini kolaylaştırırken, 0.05 ile iyi bir ince profil değeri (h/λo, λo merkez frekanstaki boş uzay dalga boyudur) de sağlar. |
| 7. | FV sistemlerde kısmi gölgeleme koşullarında maksimum güç noktası takibi için metasezgisel algoritmaların karşılaştırmalı performans analizi Comparative performance analysis of metaheuristic algorithms for maximum power point tracking under partial shading conditions in PV systems Emrah Gürkan, Ahmet Günerdoi: 10.5505/pajes.2024.61667 Sayfalar 891 - 905 Fotovoltaik sistemler, güneş ışınımını doğrudan elektriğe dönüştüren yenilenebilir enerji sistemlerinden birisidir. FV sisteme ait akım ile gerilim arasındaki ilişki doğrusal değildir ve güç verimliliğinin en büyük olduğu tek bir nokta bulunmaktadır. Güç verimliliği esas olarak güneş ışınımı ve sıcaklık gibi atmosferik koşullara bağlıdır. Bu nedenle literatürde, maksimum verimliliği elde etmek için çeşitli maksimum güç noktası takibi algoritmaları önerilmiştir. Önerilen geleneksel yöntemler tek tip ışınım ve sabit sıcaklık koşulları altında maksimum güç noktası takibinde yüksek performans göstermektedir. Fakat güç verimliliğini etkileyen diğer bir durum, kısmi gölgeli koşuldur ve kısmi gölgeli koşullarda, çıkış gücü eğrisi üzerinde birden fazla maksimum nokta bulunmaktadır. Bu sebeple, geleneksel yöntemler global maksimum güç noktalarına ulaşmak için yetersiz kalmaktadırlar. Bu sorunu çözebilmek için metasezgisel algoritmalar önerilmiştir. Bu çalışmada, önerilen metasezgisel algoritmalar içerisinden parçacık sürü optimizasyonu, gri kurt optimizasyonu ve balina optimizasyonu algoritmaları seçilerek kısmi gölgeli koşullarda yakınsama hızı ve verimlilik açısından karşılaştırmalı performans analizleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar hem grafiksel hem de sayısal olarak karşılaştırılmıştır. |
| 8. | FMSDR’nin AKFD tabanlı seyrek formda algılanması ve az sayıda örnekle geri çatımı Sparse sensing of FMCWR with DFrFT basis and reconstruction with fewer samples Pınar Özkandoi: 10.5505/pajes.2024.62293 Sayfalar 906 - 911 2000’li yıllarda ortaya çıkan Sıkıştırmalı Algılama (SA) kavramı, sinyallerin zaman ekseni ya da var oldukları eksenden başka bir transformasyon alanında seyrek hallerinin var olması üzerinedir. Amaca uygun düzenlenen birincil veri ya da amaca uygun toplanan ikincil veri, veri yapısına uygun bir boyutta seyrek olarak ifade edilebilir. Transformasyon neticesinde oluşturulan seyrek formdan rasgele toplanan verilere uygulanan SA yöntemi, sinyalden örnek toplamanın zor, eksik ve maliyetli olduğu durumlarda avantaj sağlar. Toplamda alınabilecek miktar %100 olarak tanımlandığında bu miktarın daha altında alınan ve ölçüm olarak isimlendirilen miktara geri çatım algoritması uygulanır ve sinyalin aslına yakın bir sinyal elde edilir. Bu çalışma, Frekans Modülasyonlu Sürekli Dalga Radarlarına (FMSDR), Ayrık Kesirli Fourier Dönüşüm (AKFD) Tabanlı SA yöntemi uygulanması üzerinedir. FMSDR’ nin ilk birkaç taramasında KFD derece kestirimi yapılarak, sonraki taramalarda sinyal rasgele olarak %25 miktarında alınmaktadır. Geri çatım aşamasında konveks optimizasyonun l1 normu uygulanmış ve başarısı test edilmiştir. Derece kestirimi neticesinde en uygun derece tespit edilip %25 miktarındaki rasgele toplanan sinyale yöntem uygulandığında; sinyalin %75’i alınmadığında bile sinyalin geri çatımında oldukça yüksek başarım elde edildiği görülmektedir. Bu başarımın sonuçları diğer kesir dereceleri ile karşılaştırma yapılarak tablo halinde ifade edilmiştir. |
| 9. | Diferansiyel taylor dönüşümü kullanılarak doğrusal olmayan elektrik devrelerinde geçici rejimlerin genelleştirilmiş klasik yöntem analizi A generalized classical method analysis of transient regimes in nonlinear electrical circuits by using differential taylor transform Teymuraz Abbasov, Teoman Karadağ, Cemal Keleşdoi: 10.5505/pajes.2024.69749 Sayfalar 912 - 923 Bu çalışmada, basit elektrik devrelerinde geçici rejimlerin analizi için diferansiyel Taylor (DT) dönüşümü yöntemini temel alan Genelleştirilmiş Klasik (GK) yöntemini ele alıyoruz. Değişken katsayılı elektrik devrelerinin doğrusal olmayan diferansiyel denklemlerinin yaklaşık çözümü GK yöntemi kullanılarak bulunur. Çözümün kararlı durum ve geçici bileşenler olarak ayrıştırılması durumunda GK yönteminin kullanımının daha avantajlı hale gelebileceği ve devrelerin geçici diferansiyel denkleminin tam bir çözme işlemi olmadan analiz edilebileceği gösterilmiştir. Ele alınan yöntemin etkinliği literatürdeki benzer problemlerden elde edilen sonuçlarla karşılaştırılarak gösterilmiştir. Sonuçlar, önerilen yöntemin çok etkili ve basit olduğunu ve fiziksel sistemlerdeki hem doğrusal hem de doğrusal olmayan problemlerin analizine uygulanabileceğini ortaya koymaktadır. DT dönüşüm yönteminin kısa tarihçesi ve gerçek durumundan kısaca bahsedilmiştir. |
| 10. | Görüntü işleme teknikleri ve evrişimsel sinir ağı kullanılarak bilgisayar destekli diş segmentasyonu Computer-aided tooth segmentation using image processing techniques and convolutional neural network İsmail Kayadibi, Utku Köse, Gür Emre Güraksındoi: 10.5505/pajes.2024.22237 Sayfalar 924 - 933 Panoramik diş röntgeni, diş problemlerinin teşhisi için kullanılan yaygın bir görüntüleme yöntemidir. Ancak, bu görüntüleme ile elde edilen panoramik diş röntgen görüntülerinin çözünürlüğü nispeten düşüktür. Bu nedenle, dişte oluşan problemler gözden kaçabilmektedir. Bu amaçla, bu çalışmada panoramik diş röntgen görüntülerinden bilgisayar destekli klinik karar destek sistemlerinde diş segmentasyonu için görüntü önişlem yöntemi ve evrişimsel sinir ağı (ESA) içeren bir yöntem önerilmiş ve bu önerilen yöntemin performans değerlendirmesi için Güneybatı Bahia Eyalet Üniversitesi (UESB) veri seti kullanılmıştır. İlk olarak, U-Net, SegNet ve DeepLabv3+ mimarileri UESB veri seti üzerinde eğitilmiş ve ardından test edilmiştir. Sonrasında, UESB veri setine sırasıyla Histogram Eşitleme (HE), Kontrast Germe (KG) ve Kontrast Sınırlı Uyarlanabilir Histogram Eşitleme (KSUHE) görüntü önişlemleri uygulanmıştır. Görüntü önişlem yöntemlerinin performansa etkisini ölçmek için, elde edilen önişlemli veri setleri U-Net, SegNet ve DeepLabv3+ mimarileri üzerinde tekrar eğitilmiş ve test edilmiştir. Elde edilen test sonuçlarına göre KG, bu çalışmada kullanılan diğer önişlemlere kıyasla DeepLabv3+ ve SegNet mimarilerinde en fazla performansı iyileştiren önişlem yöntemi olmuştur. En yüksek performansı ise, KG önişlemli veri seti ile eğitilmiş SegNet mimarisi elde etmiş ve diş segmentasyonu için önerilmiştir. Karşılaştırmalı performans analizinde KG hem panoramik diş görüntülerinin iyileştirilmesinde hem de ESA mimarileri üzerinde performans artırıcı yönde etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca, önerilen yöntemden elde edilen bulgular, UESB veri setinde yapılan önceki çalışmalarla karşılaştırılmış ve bu yöntem, literatürdeki benzer geliştirilen en son teknoloji yöntemlere göre kayda değer bir performans gösteren yöntemlerden birisi olmuştur. Sonuç olarak, önerilen yöntemin diş segmentasyonu için geliştirilecek bilgisayar destekli karar destek sistemlerinde güçlü bir araç olarak kullanılabileceği görülmüştür. |
| 11. | Serbest gezen araba paylaşım sistemi için kullanıcı temelli yer değiştirme stratejisi: bir İstanbul örneği User-based relocation strategy for free floating car sharing system: an Istanbul case Mısra Şimşir, U. Mahir Yıldırım, Doruk Sendoi: 10.5505/pajes.2024.76299 Sayfalar 934 - 943 Sınırlı kaynaklara sahip bir dünyada, bireylerin paylaşımlı sistemleri kullanma ve kullanımlarını optimize etmek için stratejiler geliştirmesi hayati öneme sahiptir. Bu duruma cevap olarak, ‘hizmetleştirme’ özellikle araç paylaşım sistemlerinde hızla büyüyen umut verici bir çözüm olarak ortaya çıkmıştır. Bu sistemler ikiye ayrılmaktadır; istasyon tabanlı ve serbest dolaşan. Serbest dolaşan sistemlerin belirlenmiş operasyonel bölgeler içinde araçları herhangi bir yerden alıp bırakmaya izin verdiği bilindiği için müşterilere daha fazla esneklik sunar. Bu esneklik, talep ile arz arasındaki potansiyel bir dengesizlik getirerek ek bir maliyete neden olabilmektedir. Bu çalışmada, serbest dolaşan araç paylaşım sisteminin dengesizlik problemi ele alınmıştır. Bu problemi çözmek için serbest dolaşan araç paylaşım sistemleri için bir karma tamsayılı doğrusal programlama modeli geliştirilmiş ve gerçek verilerle test edilmiştir. Önerilen sistem dört modülden oluşmaktadır: kümeleme, tahmin, optimizasyon modeli ve yeniden konumlandırma stratejisi. Sonuçlara göre, sistemin %9 daha fazla talebi karşılayarak daha dengeli ve %6 daha fazla kazanç sağlayarak daha karlı olduğu gözlemlenmiştir. Çalışma İstanbul merkezli bir araç paylaşım şirketi üzerinde gerçekleştirilmiştir, ancak sonuçlar herhangi bir serbest dolaşan araç paylaşım sistemine uygulanabilir. Bu, talebi karşılayarak ve sistemi dengeleyerek müşteri memnuniyetini sağlamaktadır. |
| 12. | Enerji verimli sıra-bağımlı hazırlık zamanlı karışık modelli robotik çift taraflı montaj hattı dengeleme problemlerinin çözümü için bir hibrit genetik algoritma A hybrid genetic algorithm for solving energy-efficient mixed-model robotic two-sided assembly line balancing problems with sequence-dependent setup times Şehmus Aslandoi: 10.5505/pajes.2024.17092 Sayfalar 944 - 956 Son on yılda küresel ısınma ve iklim değişikliği gibi çevresel sorunlar, kamuoyunun giderek dikkatini çekmiştir. Parasal teşviklerin yanısıra, çevresel koruma ve sürdürülebilir enerji kaynağı arayışı nedeniyle endüstride enerji kullanımı daha da önem arz etmiştir. Aynı zamanda, enerji verimliliği sorunu, araştırmacılar ve üreticiler için de önemli bir odak noktası olarak öne çıkmaktadır. Verimli montaj hattı dengeleme, üretim etkinliğini artırmada önemli bir rol oynamaktadır. Robotik çift taraflı montaj hattı dengeleme problemi (RÇMHDP), yüksek hacimde büyük ürünler üreten üretim tesislerinde yaygın olarak karşılaşılan bir problemdir. Bu montaj hattında, ürünü üretmek için her montaj hattı istasyonunda birden fazla robot bulunur. İki taraflı montaj hatlarında robotların kullanımı, özellikle yüksek işçilik maliyetleri nedeniyle yaygın bir şekilde tercih edilmektedir. Ancak, bu durumda da enerji maliyetleri sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada; sıra- bağımlı hazırlık zamanlı karışık modelli robotik çift taraflı montaj hattı dengeleme problemleri için, uyarlanabilir yerel arama mekanizmasını içeren yeni bir hibrit genetik algoritma önerilmiştir. Bu algoritmanın iki ana amacı vardır: çevrim süresini (zamana dayalı yaklaşım) ve toplam enerji tüketimini (enerjiye dayalı yaklaşım) en aza indirmek. Yönetimsel önceliklere bağlı olarak, farklı üretim zaman dilimleri için zamana dayalı veya enerjiye dayalı model seçilebilir. |
| 13. | Betonarme yapıların kentsel dönüşümünde, hızlı tarama parametrelerin değerlendirilmesi ve öneriler Evaluation of rapid screening parameters and suggestions for urban transformation of reinforced concrete buildings Emrah Bahşi, Onur Coşkun, Ömer Faruk Çınardoi: 10.5505/pajes.2024.94920 Sayfalar 957 - 965 Yaşanan son depremler göstermiştir ki, Türkiye'de birçok kent için yaşanabilir koşullara ulaşmak, kentlilerin can ve mal güvenliğinin sağlayabilmek için kentsel dönüşüm bir zorunluluk haline gelmiştir. Ülkedeki kentsel dönüşüm ihtiyacını karşılamak amacıyla 2013 yılından itibaren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde "Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürlüğü" kurularak bina bazlı ve alan bazlı kentsel dönüşüm gerçekleştirilmektedir. faaliyetler bu kurum tarafından koordine edilmektedir. Alan bazlı Kentsel Dönüşüm planlaması çerçevesinde deprem tehlikesi açısından yüksek riskli yapılara sahip alanlar 6306 Sayılı Kanun Yürürlük Yönetmeliği ekinde yer alan Birinci Aşama Değerlendirme Yöntemi kullanılarak belirlenmektedir. yöntemin binaların risk durumlarını belirlemede yetersiz kaldığı ve detaylı analiz sonuçlarıyla pek uyumlu olmadığı görüldü. Bu çalışmada "Birinci Aşama Değerlendirme Yöntemi" için kullanılan parametrelere ek olarak kullanılacak yeni parametreler üzerinde çalışılmış ve belirlenen bölgedeki risk durumunun daha uygun şekilde belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı veri tabanından statik analizlerle risk durumu belirlenen 402 bina kullanıldı. Bunu gerçekleştirmek için veri tabanında riskli olduğu belirlenen binaların riskli olmasına neden olabilecek parametreler belirlenmiş ve belirlenen bu parametrelerin binanın riskliliğine katkıları en etkili olandan en aza doğru aşağıdaki yöntemler kullanılarak sıralanmıştır: SPSS istatistiksel analiz yazılımı. Ayrıca “Birinci Aşama Değerlendirme Yöntemi”nde kullanılan parametrelerin dair değerlendirmeler yapılmıştır. |
| 14. | Güneydere (Bayburt) civarında yüzeylenen Karbonifer yaşlı granitlerin jeokimyasal ve petrolojik karakteristikleri Geochemical and petrological features of Carboniferous granites from the Güneydere (Bayburt) area Mehmet Ali Gücer, Zeynep Delimehmet, Okay Çimendoi: 10.5505/pajes.2024.99602 Sayfalar 966 - 980 Orta-Geç Karbonifer yaşlı granitik kayaçlar Doğu Sakarya Zonu’nun Doğu Pontid orojenik kuşağında geniş alanlarda dağılım sergilemektedir. Bu tektonik kuşak, geniş yaş ve bileşim aralığında magmatik kayaçları içermesi bakımından da Anadolu levhasının önemli bir parçası konumundadır. Bu çalışma, Bayburt’un (KD Türkiye) Güneydere ve yakın civarında yüzeyleme veren Karbonifer yaşlı granitik kayaçlarda yeni petrokimyasal-petrolojik veriler sunmaktadır. Yaklaşık 5 km bir alanda yüzeyleme veren granitler, çalışma alanında Jura öncesi temel birimleri temsil etmektedir. Bununla birlikte, Erken-Orta Jura yaşlı volkano-klastik ve volkanik birimler ve Geç Jura-Erken Kretase yaşlı kireçtaşları tarafından uyumsuz olarak üzerlenmektedir. Birim başlıca granit, granit porfir ve aplit, daha az oranda ise granodiyorit ve kuvarslı monzonit türü kayaçlardan meydana gelmektedir. Kayaçlar yüksek SiO2 içeriklerine (%60.43-75.51) ve yüksek K’lu kalk-alkaliden şoşonitiğe kadar uzanan bir bileşime sahip olup I-tipi bir kaynaktan itibaren türemiştir. Granitik kayaçlar matalümin-peralümün karakterli olup çarpışma sonrası volkanik yay granitoyidleri ile benzerlik göstermektedir. Tüm-kayaç ana ve iz element trendleri, kayaçların oluşumunda plajiyoklaz, hornblend, biyotit, apatit ve Fe-Ti oksit mineral fraksiyonlaşmasının önemli rol oynadığını göstermektedir. Kayaçların gelişiminde başlıca fraksiyonel kristallenme, az oranda ise asimilasyon ± magma karışımının rol oynadığı ortaya konmuştur. Ayrıca, tüm-kayaç zirkon değerlerinden itibaren hesaplanan doygunluk sıcaklıkları düşük ilksel magma sıcaklıklarını yansıtmaktadır. Elde edilen sonuçlar incelenen granitlerin ana magmasının alt/orta kıtasal kabuk kayaçlarının kısmi ergime sonucu türeyerek ve kıtasal magma odasında farklılaşarak yerleştiğini işaret etmektedir. |
| 15. | Farklı tıbbi aromatik bitkilere ait yağlar ile zenginleştirilmiş kremlerin antifungal ve antimikrobiyal özelliklerinin belirlenmesi Determination of antifungal and antimicrobial properties of cream enriched with oils of different medicinal aromatic herbs Beril Atmaca, Tuğba Derici, Tolga Duran, Ahmet Atmaca, Ibrahim Savaşdoi: 10.5505/pajes.2024.70205 Sayfalar 981 - 990 Küresel antibiyotik direncinin tetiklenmesine bağlı olarak tıbbi aromatik bitkilere yönelim artmaktadır. Söz konusu bitkilerin infüzyon veya esansiyel yağlarının kullanımından elde edilen faydalar literatürde giderek artmaktadır. Kekik, adaçayı ve lavanta popüler esansiyel yağ kaynakları olarak yüzyıllardır bilinmekle beraber modern tıpta da yaygın kullanımı mevcuttur. Bu yağların kullanımında kolaylık olması için krem formülü dizayn edilmesi hedeflenmiştir. Böylece dozlama ve duyusal kabul edilebilirlik açısından tercih edilmesi sağlanmak istenmiştir. Bu kapsamda Lavanta, Adaçayı ve Kekik yağları önceden krem formülasyonu haline getirilmek istenmiştir. Bu amaçla % 5, 10 oranlarında esansiyel yağlarda antimikrobiyal ve antifungal etki çalışılmış daha sonra bunlar krem formülasyonuna eklenerek yeniden aynı çalışma yürütülmüştür. Bu çalışmada aynı zamanda stabilizasyon ve tüketici kabul edilebilirliği de göz önüne alınmıştır. Sonuçlara bakıldığında tüm dozlarda lavantanın etkisinin olmadığı buna karşılık adaçayı ve kekik esansiyel yağlarının seçkin etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Krem formülasyonlarında lavanta ve adaçayı stabilizasyon açısından değişkenlik göstermezken, kekik yağı sadece tekstür açısından değil duyusal olarak da kabul edilebilirlik sınırının dışındaydı. Aşikârdır ki, yeni ilaç arayışları devam etmekte olup elde edilen her yeni formülün tetiklediği antimikrobiyal direnç küresel bir problemdir. Esansiyel yağlara karşı direnç tetiklenmesi henüz rapor edilmemiş olup, küresel dirençli enfeksiyonlara bir çıkış olabileceği düşüncesi ile çalışmalar yaygınlaşmaktadır. Bu kapsamda, sadece bir krem formülasyonu değil aynı zamanda literatürde rehber bir yaklaşım ile esansiyel yağların kullanımına dair veri sunulmuş olan bu çalışmanın çıktıları klinik süreçlerde değerlendirilmeye açıktır. |
| 16. | Fotoreaktör tasarımının ansys fluent akış simülasyonuyla iyileştirilmesi Improving photoreactor design with ansys fluent flow simulation Ali Canberk Coşkun, Dilek Duranoğludoi: 10.5505/pajes.2024.27448 Sayfalar 991 - 997 Ansys Fluent, kimya mühendisliğinde boru ve kolonların içindeki hız profillerini, sıcaklık profillerini çizmek ve basınç kayıplarını belirlemek, kullanıcı tanımlı fonksiyonları kullanarak kütle ayırma işlemlerinin 2 ve 3 boyutlu simülasyonlarını yapmak için kullanılabilir. Işık enerjisinin uygulanması yoluyla kimyasal reaksiyonları başlatan ve sürdüren fotoreaktörlerin analizinde de hesaplamalı akışkanlar dinamiği (CFD) yazılımı kullanılabilir. Çeşitli endüstrilerde kullanılan fotoreaktörlerin performansı, destekledikleri kimyasal süreçlerin verimliliğini önemli ölçüde etkileyebilir. Bu çalışmada, önerilen fotoreaktörün tasarımını iyileştirmek için Ansys Fluent akış simülasyonu uygulanmıştır. İlk olarak, üç temek fotoreaktör modeli Ansys Fluent CFD yazılımı ile simüle edilmiştir. Buna göre, yüksek akışkan hızı ve homojen akış elde etmek için, kanatçık ve nozullar eklenerek bu temel modeller daha da geliştirilmiştir. Kanatçık yüksekliği ve aralığının toplam hız ve akış homojenliği üzerindeki etkileri de incelenmiştir. Tüm modeller, seçilen noktalardaki toplam akışkan hızı ve hız verileri arasındaki standart sapma ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak, maksimum akışkan hızına ve homojen akış dağılımına sahip optimum fotoreaktör tasarımı geliştirilmiştir. |
| 17. | Sıcak asit ve ultrasonik destekli ekstraksiyon yöntemleriyle barbunya fasulyesi kabuklarından pektin ekstraksiyonu ve karakterizasyonu Pectin extraction and characterization from kidney bean hulls using hot acid and ultrasonic assisted extraction methods Vugar Hajıyev, Erdal Uğuzdoğandoi: 10.5505/pajes.2024.38768 Sayfalar 998 - 1008 Barbunya fasulyesi kabuğunun değerlendirilmesi amacıyla sıcak asit ve ultrasonik destekli ekstraksiyon yöntemleriyle pektin ekstraksiyonları gerçekleştirilmiştir. Çalışmada farklı organik ve inorganik asitlerin seyreltik çözeltileri ekstraksiyon çözeltisi olarak kullanılırken, ekstraksiyon şartlarından sıcaklık ve sürede değişiklikler yapılarak pektin verimine ve özelliklerine etkileri araştırılmıştır. Her iki ekstraksiyon yönteminde de sıcaklığın yükselmesi, sürenin uzaması ve ortamın pH’ının düşmesi pektin verimlerini artırmıştır. İnorganik asitlerin ekstraksiyon çözeltisi olarak kullanıldığı durumlarda ve ultrasonik ekstraksiyon yönteminde pektin verimleri daha yüksek değerlerde gerçekleşmiştir. Ekstrakte edilen pektinlerin tümü yüksek esterli pektin sınıfına girmektedir. Ekstrakte edilen pektinlerin ve ticari pektinin FTIR spektrumları birbirine oldukça benzerdir ve hemen hemen aynı titreşim frekanslarında pikler vermiştir. |
| 18. | 2-Metoksi-5-sülfamoilbenzoik asit ve 2-aminopiridin türevlerinin tuzları ve bunların Cu(II) komplekslerinin sentezi, karakterizasyonu, antimikrobiyal aktivite çalışmaları Synthesis, characterization, anti-microbial activity studies of 2-methoxy-5-sulfamoylbenzoic acid and 2-aminopyridine derivatives salts and their Cu(II) complexes Halil İlkimen, Aysel Gülbandılardoi: 10.5505/pajes.2024.48196 Sayfalar 1009 - 1018 2-Metoksi-5-sülfamoilbenzoik asit (1) ve 2-aminopiridin (2) veya 2-amino-4-metilpiridin (3) reaksiyonundan iki yeni tuz (4 ve 5) ve bunların Cu(II) kompleksleri (6 ve 7) elde edildi. Tuzların (4 ve 5) yapıları element analizi, NMR, FT-IR ve UV-Vis ile aydınlatılırken, Cu(II) komplekslerinin (6 ve 7) yapıları element analizi, AAS, UV-Vis ve manyetik duyarlılık teknikleri ile önerildi. Asit: baz oranı 4 tuz için 2: 1 ve 5 tuz için 1: 1 iken, metal: asit: baz oranı 6 ve 7 için 1: 2: 2 ‘dir. Spektroskopik analiz sonuçlarına göre 6 ve 7 bileşik oktahedral olarak önerildi. Ayrıca tüm bileşiklerin antimikrobiyal aktiviteleri Pseudomonas aeruginosa (ATCC 27853), Staphylococcus aureus (NRRL B-767), Bacillus subtilis, Enterococcus faecalis (ATCC 29212), Escherichia coli (ATCC25922) ve Listeria monocytogenes (ATCC 7644) bakterilerine ve Candida albicans (F89) mayası. Sonuçlar antibiyotiklerle (Flukonazol, Vankomisin, Sefepim ve Levofloksasin) karşılaştırıldı. Tüm bileşikler bakteri ve mayalara karşı aktivite gösterdi. Bileşiklerde en iyi aktivite C. Albicans için Cu(OAc)2.2H2O (31,25 µg/mL), L. monocytogens için 1 ve 7 (31,25), B. subtilis için tüm bileşikler (6 hariç) (7,60 µg/mL), E. Coli için 2 (31,25 µg/mL), S. aureus için 7 (15,60 µg/mL), E. Faecalis için 7 (15,60 µg/mL) ve P. aeruginoa için 3 (15,60 µg/mL) sahiptir. |