| 1. | Kapak-İçindekiler Cover-Contents Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Bilimleri DergisiSayfalar I - VI |
| 2. | Kars-Ahılkelek hattı için maksimum tren hamule miktarının istatistiksel yöntemler ile belirlenmesi Determination of maximum train load amount for Kars-Ahılkelek line with the statistical methods Muammer Tahtalı, Yasin Ertaşdoi: 10.5505/pajes.2025.08703 Sayfalar 904 - 911 Son yıllarda, yük taşımacılığı için karayolundan demiryoluna doğru yönelim görülmekte ve bu sebeple yüksek kapasiteli demiryolu hatları tamamlanmaktadır. İçinde bulunduğumuz çağın en büyük krizlerinden olan iklim krizi de bu yönelimin en önemli nedenlerindendir. Bu konuda araştırmacılar çeşitli çalışmalar yapmakta olup yük trenlerinin taşıyabileceği yük miktarının arttırılması da etkili bir yöntem olarak görülmektedir. Şüphesiz ki yük miktarını arttırmak lokomotif-vagon teknik özellikleri ile birlikte yol şartları, yükleme karakteristiği, frenleme oranları gibi birçok etmene bağlıdır. Bu çalışmada ülkemiz yük taşımacılığında önemli bir noktada olan Kars-Ahılkelek hattı için yük trenlerinin taşıyabileceği maksimum yük (hamule) miktarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bunun için vagonlar arası boylamsal kuvvetlerin elde edilmesi ve olası tüm araç konfigürasyonları için istatistiksel yöntemler ile sonuca gidilmesi gerekmektedir. Mevcut işletilmiş trenlerin kuplörlerinde oluşan boylamsal kuvvetler UIC grubu tarafından geliştirilmiş bir yazılım ile tespit edilmiştir. Daha sonra bu trenler araç konfigürasyonu açısından istatistiksel olarak analiz edilmiş ve bunlara en yakın sanal trenler oluşturulmuştur. Çalışma sonucunda yük trenlerinde tren uzunluğunun yükleme miktarına göre daha etkili bir parametre olduğu tespit edilmiş ve tren uzunluğunu kısıtlayarak daha yüksek hamule miktarlarına ulaşılabileceği görülmüştür. Farklı limit değerler için 800 m ve 850 m uzunluğuna kadar olan yük trenlerinde 3100 tona kadar hamule yüklemesinin emniyetli olabileceği ve bunun demiryolu taşımacılığında verimliliği arttırabileceği vurgulanmıştır. Çalışma proje kapsamında elde edilen sonuçların bir çıktısı olup kullanılan değerler gizlilik esasları gereği normalize edilerek verilmiştir. |
| 3. | Enjeksiyonla şekillendirilmiş polipropilen kompozit kilitleme halkasında cam elyaf takviyesinin basma esnekliği ve boyut kararlılığına etkisi Effect of glass fiber reinforcement on compressive flexibility and dimensional stability in injection-molded polypropylene composite locking ring Muhammet Dağlı, Ahmet Demirer, Esra Yumatdoi: 10.5505/pajes.2025.22866 Sayfalar 912 - 921 Bu çalışmada boru bağlantı sisteminde sıklıkla kullanılan mekanik birleştirme yönteminin ara parçası olarak görev alan ve sızdırmazlık sağlayan kilitleme halkasının üretimi ele alınmıştır. Kilitleme halkası, doğası gereği nem absorbe etmeyen bir polimerdir. Çalışmada enjeksiyon kalıplama metodu ile üç farklı polimer malzemeden (katkısız saf polipropilen (PP), %20 ve %30 cam elyaf katkılı PP) kilitleme halkası numuneleri üretilmiştir. Kilitleme halkasının kullanıldığı yer itibari ile üzerine uygulanabilecek statik kuvvet sonrası kırılma hasarı olmaması ve eski haline dönebilme kabiliyeti yani boyutsal kararlılık ve üretilme sonrasında da dengeli minimum ölçüsel sapma istenmektedir. Boyutsal kararlılık için halka esnekliği testi ve buna ek olarak, numunedeki kalıpta çekme ve çarpılma oranları ölçüm ve analiz yoluyla belirlenmiştir. Kilitleme halkası numuneleri 3 boyutlu lazer cihazı ve derinlik kumpası ile çarpılma miktarları; Moldex 3D® akış analiz programı ve dijital kumpas yardımı ile de kalıpta çekme (büzülme) miktarları karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak cam elyaf oranının artması kalıpta çekmede %0,7-1,29 ve çarpılmalarda 0,1mm ye kadar azalmaya neden olmuştur. %20 cam elyaf katkılı PP numuneler, hem halka esnekliği testini kırılma hasarı olmadan iç çapının %40’ı kadar eseneyerek geçmiştir, hem de çarpılma ve çekme değerleri bakımından en uygun kilitleme halkası olarak belirlenmiştir. |
| 4. | Kardan mili dayanıklılığının tahmin edilmesi için bir yaklaşım An approach to estimation of durability performance of a driveshaft Onur Şen, Enver Atikdoi: 10.5505/pajes.2025.39129 Sayfalar 922 - 933 Motorlu taşıtlarda, motorda üretilen gücün diferansiyele iletilmesini sağlayan kardan milleri, aktarma organları içindeki en önemli elemanlarından biridir. Kardan mili, dönme hareketi ve güç aktarımını sağlarken, yol koşullarına bağlı olarak aktarma organlarındaki elemanlar arasındaki açısal ve eksenel mesafe farklarını da kompanse eder. Sırasıyla laboratuvar ve araç testlerine tabi tutarak doğrulamak için dondurulmuş tasarımların kardan mili prototipleri üretilir. Laboratuvar testleri, kardan milleri için özel olarak geliştirilmiş test cihazında gerçekleştirilmektedir. Bir kardan milinin emniyetli çevrim sayısı açısından dayanıklılık performansını belirlemek amacıyla yapılacak laboratuvar testlerinden biri olan dayanıklılık testi, uzun zaman aldığından yüksek maliyete neden olur. Bu makalede, yeni geliştirilen bir analitik model kullanılarak bir kardan milinin dayanıklılık performansını tahmin etmeye yönelik bir yaklaşım sunulmaktadır. Çıktı olarak kardan mili için güvenli çevrim sayısını veren yeni bir model geliştirilmiştir. Buradaki güvenli çevrim sayısı, kardan milinde herhangi bir arıza olmadan kardan milinin yaptığı devir sayısını ifade eder. Yeni geliştirilen modelden elde edilen sonuçlar, kardan millerinin dayanıklılık testi sonuçlarıyla karşılaştırılmış, sonuçların test sonuçlarına %5'in altında bir fark ile yaklaştığı görülmüştür. Test ve modelden elde edilen sonuçlar göz önüne alındığında kardan milinin dayanıklılık performansının belirlenmesinde, dayanıklılık testi yerine yeni geliştirilen modelinin kullanılması önerilmektedir. |
| 5. | Atık oyuncakların geri dönüşüm malzemesi olarak cam-elyaf fiber takviyeli kompozitlerde kullanımlarının mekanik özelliklere etkisinin araştırılması Investigation of the effect of the use of waste toys as recycling material in glass-fiber reinforced composites on mechanical properties Mehmet Bulutdoi: 10.5505/pajes.2025.66671 Sayfalar 934 - 938 Bu çalışmanın amacı, eski oyuncakları geri dönüştürerek fiber kompozit malzeme elde etmektir. Bu amaçla, atık oyuncaklar önce toplanmış ve temizlenmiştir. Oyuncak parçaları daha sonra erimesi ve sertleşmesi için ısıya maruz bırakılmıştır. Sertleşen parçalar daha sonra öğütülerek toz dolgu malzemesi haline getirilmiştir. Bu dolgu malzemesi farklı oranlarda epoksiye eklenerek kompozit malzemeler elde edildi. Bu malzemelerin mukavemet değerleri deneysel olarak ölçüldü. Sonuç olarak elde edilen veriler, atık oyuncakların ısıl işlem sonrası mikro boyuta getirilerek cam elyaf fiber takviyeli kompozitlere dolgu malzemesi olarak katkısı kademeli olarak mekanik özellikleri düşürmektedir. Ağırlıkça % 2 oranında atık oyuncak tozunun ilavesi katkılı diğer kompozitlere göre mekanik özellikler açısından en iyi sonuçları vermektedir. Bu da, düşük tanecik boyutlu atık oyuncakların dolgu malzemesi olarak fiber takviyeli kompozitlerde dolgu malzemesi olarak kullanılmasının sürdürülebilir malzeme kullanımı ve atık yönetimi açısından önemli bir rol oynadığını göstermektedir. |
| 6. | Mekanik otofretaj işleminde oluşan kalıntı gerilmelerin sayısal olarak incelenmesi Numerical investigation of residual stress formation during swage autofrettage process Doğan Baran, Osman Bican, Yahya Doğudoi: 10.5505/pajes.2025.86727 Sayfalar 939 - 955 Otofretaj, kalın cidarlı silindirlerin basınç taşıma kapasitelerini ve yorulma ömrünü artırmak için silindirin cidar kalınlığı boyunca kalıntı gerilme oluşturma işlemidir. Uygulamada birçok teknik olmasına rağmen, ağır silah namlusu üretim sürecinde en çok mekanik ve hidrolik otofretaj işlemleri kullanılmaktadır. Bu çalışmada, bir ağır silah namlusu üzerinde mekanik otofretaj işlemi sonunda oluşan gerilmeler, bir SEA (Sonlu Elemanlar Analizi) yazılımı kullanılarak sayısal olarak hesaplanmıştır. SEA analizinde iki boyutlu (2D) eksenel simetrik bir model kullanılmıştır. Otofretajsız namlu için çalışma basıncı altındaki Von Mises gerilmesi 1350,3 MPa olarak hesaplanmıştır. Otofretajlı namlu için Von Mises eşdeğer gerilmesi namlu et kalınlığının %63’ne denk gelen konumda 1122,3 MPa’dır. Bu gerilme değerinin, namlu akma mukavemeti olan 1195 MPa’ın altında olduğu görülmektedir. Sonuç olarak, çalışma basıncı altında otofretajlı namluda Von Mises eşdeğer gerilmesi %16,88 azalmıştır. Ayrıca, mekanik otofretaj işlemi sırasında oluşan mil kuvveti sayısal ve deneysel olarak hesaplanmıştır. Mil kuvveti SEA yazılımı ile 135,58 ton olarak hesaplanırken deneysel olarak yaklaşık 142 ton olarak ölçülmüştür Sayısal ve deneysel sonuçlar karşılaştırıldığında, iki sonuç arasında %4,52'lik bir hatanın olduğu görülmektedir. Bu hata oranının oldukça makul olduğu söylemek mümkündür. Sonuç olarak, sayısal çalışmanın gerçek durum şartlarını doğru bir şekilde yansıtması açısından oldukça başarılı olduğunu söylemek mümkündür. |
| 7. | Bulaşık makinesi montaj hattında ergonomik risk değerlendirmesi gerçekleştirmek için FARE yöntemine dayalı gelişmiş bir KEMIRA-M yöntemi önerisi An advanced KEMIRA-M method proposal based on FARE method to perform ergonomic risk evaluation in a dishwasher assembly line Pelin Toktaş, Gülin Feryal Candoi: 10.5505/pajes.2025.49931 Sayfalar 956 - 968 Ergonomik risk değerlendirmesi, işyerinde, işyeri koşullarında veya bunların bir kombinasyonunda genel sistem performansı ve insan refahı için zararlı olabilecek faktörleri veya eylemleri belirlemek için yapılan çalışmadır. İşyerlerinde pek çok farklı türde ergonomik risk faktörü bulunmaktadır. Bu nedenle bir montaj hattında farklı bölgeler için farklı risk faktörlerini dikkate alarak ergonomik risk düzeyi elde etmek zorlu bir iştir. Bu bağlamda, bu çalışma, bir bulaşık makinesi montaj hattındaki en riskli bölgenin belirlenmesi için Kemeny Median Indicator Rank Accordance Modified (KEMIRA-M) ve Factor Relationships (FARE) yöntemlerine dayalı yeni bir bütünleşik Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yaklaşımı geliştirmeyi amaçlamaktadır. KEMIRA-M, risk faktörleri birkaç alt kümeye mantıksal olarak ayırt edilebildiğinde ve her karar vericinin önceliklerine göre faktörlerin ağırlıklarını belirlemek için faktörler arasındaki etkileşimleri dikkate alır. KEMIRA-M aynı zamanda faktörlerin alt kümelerini dikkate alarak ağırlık çiftleri oluşturarak farklı montaj hattı bölgelerini aynı anda sıralayabilmektedir. Bu özelliklerine rağmen KEMIRA-M yönteminin faktörleri ağırlıklandırma prosedürü sezgisel olarak yapılmaktadır. Bu bağlamda KEMIRA-M'nin ağırlıklandırma sürecinde öznelliği ve sezgiselliği aşmak için bu çalışmada FARE yöntemi kullanılmıştır. FARE, faktörler arasındaki ilişkiye dayalı olarak çok sayıda faktörün ağırlıklarının belirlenmesine olanak tanır, hesaplamaların doğruluğunu arttırır ve uzman bağımlılığını azaltır. |
| 8. | Sıvı akışölçer kalibrasyonu için sonsuz çevrim algoritmasına dayalı test sistemi tasarımı Design of testbed system based on infinite cycle algorithm for liquid flowmeter calibration Serkan Dişlitaş, Murat Alparslan Güngördoi: 10.5505/pajes.2025.19947 Sayfalar 969 - 976 Bu çalışmada, sıvı akışölçerlerin istenen sürede kalibrasyonu için sonsuz çevrim algoritmasına dayalı küçük hacimli, düşük maliyetli ve yüksek doğruluklu mikrodenetleyici tabanlı bir test sistemi tasarlanmıştır. Bu sistemin temel prensibi, sıvı akışını kesmeden sıvı miktarını tartmaya dayanmaktadır. Sistem donanımı mikrodenetleyici, TFT ekran, yük hücresi, termokupl, tank, pompa vb. mekanik ve elektronik modüllerden oluşmaktadır. Tasarlanan sonsuz çevrim kalibrasyon sistemi için bir algoritma geliştirilmiş ve mikrodenetleyici yazılımı C++ dilinde kodlanmıştır. Yük hücreleri ile elde edilen sıvının ağırlık verileri ise zamana bağlı olarak mikrodenetleyicide işlenmektedir. Sonuç olarak bu çalışmada tasarlanan mikrodenetleyici tabanlı sistem, sıvı akışölçerlerin test ve analizlerinin otomatik olarak yapılmasında kullanıcılara ve araştırmacılara katkı sağlamaktadır. |
| 9. | Mıknatıs segmentasyon tekniği ile elektrikli araç uygulamaları için eksenel akılı sabit mıknatıslı fırçasız DC motorların cogging torkunun azaltılması Cogging torque reduction of axial flux permanent magnet brushless DC motors for electric vehicle applications with magnet segmentation technique Amit Pateldoi: 10.5505/pajes.2025.67523 Sayfalar 977 - 983 Eksenel akılı sabit mıknatıslı fırçasız DC motorlar birçok cazip özelliğe sahip olmakla birlikte, en büyük dezavantajı yüksek vuruntu torkudur. Sürekli mıknatıslı motor tasarımında özellikle elektrikli araç uygulamalarında karşılaşılan başlıca zorluklardan biri de vuruntu torkunun azaltılmasıdır. Bu makalede, elektrikli araç uygulaması için eksenel akılı sabit mıknatıslı fırçasız motorların koşum torkunu azaltmak için mıknatıs segmentasyonu yaklaşımı sunulmaktadır. Bunu başarmak için, rotor çekirdek yüzeyine monte edilen her bir sabit mıknatıs iki özdeş bölüme ayrılır. Bu çalışmada ayrıca segmentasyonun ortalama tork, akı yoğunluğu profili ve geri emf profili üzerindeki etkisi de değerlendirilmiştir. Üç boyutlu sonlu eleman analizi, 250 W, 150 rpm eksenel akılı sabit mıknatıslı fırçasız DC motorun simülasyonu ve analizi için gerçekleştirilmiştir. Önerilen yaklaşımın koşum torkunu etkili bir şekilde azalttığı gözlemlenmiştir. |
| 10. | İnsansız su altı araçları için tarama sonarı verilerini kullanarak havuz benzeri ortamların kenarlarını tespit etme Detecting the borders of a pool-like environment by using scanning sonar data for AUVs Hatice Hilal Ezercan Kayır, Metin Baydarakçıdoi: 10.5505/pajes.2025.86344 Sayfalar 984 - 992 Bu çalışma, havuzlar veya marinalar gibi kapalı ortamlarda gerçek zamanlı insansız su altı aracı (İSAA) konumlandırması için yeni ve uygun maliyetli bir yöntem sunmaktadır. Genellikle akustik sistemlere dayanan geleneksel su altı konumlandırma teknikleri, sınırlı alanlar için maliyetli ve pratik olmadığı kanıtlanmıştır. Bu araştırma, İSAA üzerine monte edilmiş 360 derece görüş alanına sahip bir sonar tarama sensöründen elde edilen verileri kullanarak ortam sınırlarını tespit etmeyi ve bu bilgileri kullanarak İSAA konumlandırma problemini çözmeyi hedeflemektedir. Önerilen yöntem ile ham sonar verileri işlenerek kenarlar ve köşeler gibi çevresel özelliklerin belirlenmesini sağlamak üzere K-means algoritması kullanılarak gruplanır. Belirlenen bu özellikler daha sonra İSAA'nın anlık konumunu belirlemek için bilinen ortam haritasıyla eşleştirilir. Deneysel sonuçlar, köşe noktası kestirimlerindeki düşük hata değerleri ile önerilen yaklaşımın doğruluğunu ve güvenilirliğini göstermektedir. Yöntemin düşük hesaplama karmaşıklığı gerçek zamanlı uygulamalar için uygun olmasını sağlarken, karmaşık ve yüksek maliyetli ekipman gereksinimi olmaması günlük uygulamalar için önemli bir avantaj sunmaktadır. Bu çalışma, önerilen yöntemin yinelemeli kullanımı ile İSAA navigasyonunda geniş bir uygulama potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. |
| 11. | Histopatolojik görüntü sınıflandırması için açıklanabilir derin öğrenme yöntemi: Transformer tabanlı FNet mimarisi ve LIME metodunun kullanımı A deep-XAI method for histopathological image classification: Utilizing transformer based FNet architecture and LIME method Delal Şeker, Aslı Akhan, Abdulnasır Yıldızdoi: 10.5505/pajes.2025.98572 Sayfalar 993 - 1003 Çalışmanın amacı, Fourier Net (FNet) mimarisi ve Yerel Yorumlanabilir Model-Agnostik Açıklamalar (LIME) yöntemi kullanılarak tıbbi görüntülerde kanser tespitini geliştirmektir. FNet mimarisi, yüksek boyutlu görüntülerden ve anatomik temsillerden öne çıkan özellikleri başarıyla çıkarma yeteneğine sahiptir. Öte yandan, LIME, modelin kararlarını yorumlanabilir hale getirmek için kullanılan bir algoritmadır. Mevcut verilere FNet mimarisi uygulandıktan sonra, modelin görüntülerden anlamlı sonuçlar üretip üretmediğini değerlendirmek amacıyla LIME açıklanabilirlik yöntemi uygulanmıştır. Önerilen algoritma, derin öğrenme teknikleri kullanılarak kanser türlerini belirgin ve güçlü özelliklerle temsil etmektedir. Ayrıca, LIME yorumlamasından elde edilen sonuçların doğruluğunu kanıtlamak amacıyla uzman bir patolog tarafından ek bir değerlendirme gerçekleştirilmiştir. Bu sayede, tıp uzmanları ve araştırmacılar, FNet ve LIME kullanılarak geliştirilen bu yöntemin kanser teşhisinde daha yorumlanabilir ve etkili bir yaklaşım sağlayıp sağlamadığını değerlendirebileceklerdir. Önerilen çalışma, doktorlar ve patologların histopatolojik doku görüntülerini değerlendirmesine yardımcı olacak etkili sistemlerin geliştirilmesi için bir temel oluşturmaktadır. Ek olarak, bu çalışma makine öğrenimi yöntemlerinin güvenilirliğini artırmayı amaçlamaktadır. |
| 12. | DDoS_FL: DDoS saldırısına karşı Federe öğrenme mimarisi yaklaşımı DDoS_FL: Federated learning architecture approach against DDoS attack Büşra Büyüktanır, Zeki Çıplak, Abdullah Emir Çil, Özlem Yakar, Mahamoud Brahim Adoum, Kazım Yıldızdoi: 10.5505/pajes.2025.40456 Sayfalar 1004 - 1018 DDoS saldırılarının sıklığı ve karmaşıklığı, internetin büyümesiyle birlikte önemli ölçüde artmış ve ağ güvenliği için ciddi tehditler oluşturmuştur. Geleneksel makine öğrenimi ve derin öğrenme tabanlı tespit sistemleri, genellikle merkezi veri toplama gereksinimi nedeniyle gizlilik ihlalleri, hesaplama maliyetleri ve heterojen veri dağılımına uyum sağlama konularında sınırlamalarla karşılaşmaktadır. Bu çalışma, cihazlar arasında veri paylaşımı gerektirmeden DDoS saldırılarını tespit etmek için federe öğrenme tabanlı bir model olan DDoS_FL’yi önermektedir. Model, hem Independent and Identically Distributed (IDD) hem de Non-Independent and Identically Distributed (Non-IDD) veri dağılımlarında etkinliğini kanıtlamış olup, istemciler arasında veri gizliliğini korurken yüksek tespit doğruluğu sağlamaktadır. Önerilen model, CIC-DDoS2019 veri kümesi kullanılarak eğitilmiş ve farklı DDoS saldırı türlerine karşı test edilmiştir. Deneysel sonuçlar, geleneksel merkezi yaklaşımlara kıyasla federe öğrenmenin eğitim süresini önemli ölçüde azalttığını ve %82 ila %97 arasında değişen tespit doğruluğu elde ettiğini göstermektedir. Ayrıca, istemci sayısına bağlı olarak modelin ölçeklenebilirliği analiz edilmiş ve dağıtık yapısının avantajları ortaya konmuştur. Karşılaştırmalı analizler, önerilen yöntemin hem gizlilik koruması hem de tespit başarımı açısından rekabetçi olduğunu göstermektedir. Bu çalışma, federe öğrenmenin DDoS saldırılarının tespiti için etkili bir yaklaşım sunduğunu ve ağ güvenliğinde önemli bir çözüm olabileceğini ortaya koymaktadır. |
| 13. | İnşaat sektöründe iş sağlığı ve güvenliğinde IoT uygulamaları: Bibliyometrik, görsel ve yöntem analizleri IoT applications in occupational health and safety in the construction industry: Bibliometric, visual, and methods analyses Şerife Akdoi: 10.5505/pajes.2025.43678 Sayfalar 1019 - 1035 Nesnelerin interneti (IoT) teknolojinin günlük yaşama entegre edilmesinde kullanılan önemli yöntemlerden biri haline gelmiştir. IoT’un gelişen uygulama alanlarından biri de inşaat sektörüdür. İnşaat sektöründe halen güncel ve gelişime açık konulardan biri de iş sağlığı ve güvenliğidir (İSG). Dolayısıyla bu çalışma inşaat sektöründe giderek büyüyen bir araştırma alanı olan IoT teknolojisinin İSG alanındaki uygulamaların bir haritasını sunmayı amaçlamaktadır. Çalışmaya Web of Science (WoS) veri tabanından 72, Scopus veri tabanından 8 adet olmak üzere toplam 80 makale dâhil edilmiştir. Toplanan verilerin bibliyometrik analizinde, metin madenciliğinde ve görsel haritaların oluşturulmasında Bibliometrix ve Vosviewer araçları kullanılmıştır. Ayrıca incelenen yayınlar, kullanılan yöntemler bakımından kategorilere ayrılarak analiz edilmiştir. Çalışma, mevcut gündemin niş temalarda belirlenen anahtar kelimelerin motor temalarda belirlenen anahtar kelimeler ile birleştirilerek genişletilmesi gerektiği sonucunu ortaya çıkarmıştır. Bu çalışma, alandaki araştırmalarla ve yeniliklerle ilgilenen araştırmacılara güncel bir özet sunmaktadır. Araştırmacıların literatürdeki önemli değişiklikleri ve eğilimleri fark etmelerine katkı sağlayacaktır. |
| 14. | Türkiye’de bulunan Batman ve Diyarbakır illerinin çeşitli kuraklık indeksleriyle kuraklık analizlerinin yapılması Drought analysis of Batman and Diyarbakır provinces in Türkiye with various drought indices Fatih Özmen, Murat Batandoi: 10.5505/pajes.2025.50945 Sayfalar 1036 - 1048 Son yıllarda iklim değişikliğinin etkisini artırmasıyla buharlaşma artmış ve yağışlar azalmıştır. Bu durum kuraklığa neden olarak başta tarımsal faaliyetler olmak üzere birçok sektörü olumsuz etkilemiştir. Bu nedenle kuraklık ile ilgili bilimsel çalışmalarda da artış görülmüştür. Bu çalışmada kuraklıkla mücadele eden Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin iki şehri olan Batman ve Diyarbakır illerinin uzun yıllar yağış, sıcaklık ve akarsu akım verileri kullanılarak dört ayrı yöntemle kuraklık analizi yapılmıştır. Bu yöntemler Standartlaştırılmış Yağış İndisi(SYİ), Keşif Kuraklık İndisi(KKİ), Ondalıklar Kuraklık İndisi(OKİ) ve Akım Kuraklık İndisi(AKİ)’dir. 1990-2020 yılları arası 31 yıllık aylık toplam yağış verileri ve aynı döneme ait maksimum ve minimum sıcaklık verileri Meteoroloji Bölge Müdürlüğü’nden temin edilmiştir. 1990-2019 yılları arası döneme ait Batman ile Diyarbakır illeri arasında bulunan Batman çayına ait bir istasyonun akarsu akım verileri ise Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğü’nden temin edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre; Batman ili için SYİ yöntemine göre 17 yılda, KKİ yöntemine göre 16 yılda, OKİ yöntemine göre 12 yılda ve AKİ yöntemine göre 13 yılda kuraklık etkisi olduğu belirlenmiştir. Diyarbakır ili için ise, SYİ yöntemine göre 17 yılda, KKİ yöntemine göre 18 yılda, OKİ yöntemine göre 12 yılda kuraklık etkisi olduğu belirlenmiştir. Analiz sonuçları her iki ilin de analiz yapılan dönemde kuraklıktan etkilendiğini ve önlem alınması gerektiğini göstermiştir. Özellikle, tatlı suyun en büyük tüketicisi olan tarımsal faaliyetlerde su tasarrufu sağlayan yöntemlerin kullanılması, az su tüketen ürünlerin teşvik edilmesi ve yenilenebilir enerji kaynaklarına geçilmesi kuraklık ve iklim değişikliğine karşı mücadelede önem arz etmektedir. |
| 15. | Denizli ili Serinhisar ilçe merkezinin taşkın yayılımının HEC-RAS yazılımı ve coğrafi bilgi sistemleri ile belirlenmesi Determination of flood inundation of Serinhisar district center of Denizli province with HEC-RAS software and geographic information systems Abdul Latif Rustam Oghly, Mahmud Güngördoi: 10.5505/pajes.2025.44914 Sayfalar 1049 - 1059 Taşkınlar büyük can ve mal kaybına yol açan önemli doğal afetlerdir. Bu çalışmanın temel amacı, coğrafi bilgi sistemleri ve hidrolik modelleme kullanarak Serinhisar ilçe merkezinin taşkın riskini değerlendirmek ve bu riske karşı alınacak önlemleri belirlemektir. 25, 50, 100, 200 ve 500 yıl tekerrürlü taşkın debileri dikkate alınarak, hem Çaykesiği deresinin mansabında mevcut olan taşkın kanal boyutlarının tahkiki hem de Kavaklar ile Hamamcıçeşmesi derelerinden gelen taşkınların şehir içindeki yayılımı, 2 boyutlu HEC-RAS programı yardımıyla belirlenmıştir. Bu kapsamda öncelikle Denizli Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün desteğiyle, sahanın 50 cm çözünürlüklü sayısal yükseklik modeli üretilmiştir. Yağış verileri Acıpayam Meteoroloji İstasyonu'ndan elde edilmiştir. McMath ve Mockus sentetik birim hidrograf yöntemleri kullanılarak farklı tekerrür süreli maksimum taşkın debileri hesaplanarak her bir senaryo için taşkın yayılım alanları ve taşkın risk haritaları oluşturulmuştur. Yapılan taşkın analizi sonucunda, Serinhisar ilçe merkezinde taşkın yayılım yüksekliklerinin 0.24 m'den başlayarak 4.5 m'ye kadar ulaştığı belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre, yüzlerce konut ve işyerinin su altında kalma riski ile karşı karşıya olduğu, Denizli-Antalya yolu ve tarım alanlarının da taşkınlardan önemli ölçüde etkilendiği belirlenmiştir. Mevcut kanal kesitlerinde iyileştirmelerin yapılması ve taşkın riski teşkil eden derelerin suyunu iletebilecek iletim kanallarının oluşturulması önerilmiştir. |
| 16. | Yüksek sıcaklıkta anammox popülasyonunda mikrobiyal yapıdaki değişiklikler Changes in microbial structure in the anammox population at high-temperature Tugba Saridoi: 10.5505/pajes.2025.69449 Sayfalar 1060 - 1072 Anammox bakterileri, anoksik koşullar altında amonyak azotunu N2 gazına dönüştürmede kritik öneme sahiptir ve biyolojik atık su arıtımına sürdürülebilir alternatifler sunar. Ancak, atık su arıtma tesislerindeki sıcaklık dalgalanmaları, anammox bakterileri de dahil olmak üzere mikroorganizmaların aktivitelerini önemli ölçüde etkilemektedir. Bu durum, sıcaklığın mikrobiyal ekoloji üzerindeki etkisini anlamanın önemini ortaya koymaktadır. Çeşitli sıcaklıklarda anammox aktivitesi üzerine kapsamlı araştırmalar yürütülmüş olmasına rağmen, yüksek sıcaklıkların anammox konsorsiyumlarındaki mikrobiyal çeşitlilik üzerindeki etkileri büyük ölçüde keşfedilmemiştir. Bu çalışma, anammox biyoreaktörlerinde yüksek sıcaklıkların mikrobiyal performans üzerindeki etkilerini ve mikrobiyal çeşitlilikteki değişimleri araştırmayı amaçlamaktadır. Bulguları doğrulamak için iki ayrı biyoreaktör kullanılmıştır. Anammox kültürleri mezofilik koşullar altında zenginleştirildikten sonra, biyoreaktörler 9 saat boyunca 65 °C’ye maruz bırakılmış ve ardından 35 °C’de bir geri kazanım sürecine tabi tutulmuştur. Termal stres, azot giderim verimliliğinde keskin bir düşüşe neden olmuş; NH4+-N ve NO2--N giderim oranları sırasıyla %83,59 ve %91,35'e kadar azalmıştır. Giriş konsantrasyonlarının azaltılmasına rağmen, azot giderim performansı iyileşme göstermemiştir. Metagenomik analizler, yüksek sıcaklıklarda mikrobiyal bileşimde önemli değişiklikler olduğunu ortaya koymuştur. Chloroflexi ve Bacteroidota gibi filumlar azalırken, Proteobakteriler ve Firmicutes artmıştır. Özellikle, Candidatus Kuenenia (anammox türü) bir düşüş göstermiştir ve bu durum bu türün termal strese duyarlılığını ortaya koymaktadır. Bu bulgular, yüksek sıcaklıkların anammox sistemlerindeki mikrobiyal çeşitlilik üzerindeki etkilerine ilişkin değerli bilgiler sunmaktadır. Gelecekteki araştırmalar, zorlu çevre koşullarında anammox sistemlerinin performansını optimize etmek için mikrobiyal dayanıklılığı ve stabiliteyi artırmaya odaklanmalıdır. |
| 17. | Volkanik sahalarda yer alan volkaniklastik ve sedimanter klastik daykların kökeni ve yerleşim dinamikleri: Erenlerdağ-Alacadağ Volkanik Kompleksinden (Konya-Türkiye) bir durum çalışması The origin and emplacement dynamics of the volcaniclastic and sedimentary clastic dykes in volcanic fields: A case study from the Erenlerdağ-Alacadağ Volcanic Complex (Konya-Türkiye) Mesut Gündüz, Ali Müjdat Özkan, Kürşad Asandoi: 10.5505/pajes.2025.57227 Sayfalar 1073 - 1082 Volkaniklastik bir daykın sedimanter klastik bir dayktan ayırt edilmesi, farklı köken ve yerleşimleri nedeniyle volkanik saha araştırmalarının ana konularından biridir. Volkaniklastik bir dayk olan piroklastik dayklar, ignimbirit oluşturan patlamalar için volkanizmanın merkezi fasiyesinin belirlenmesinde büyük öneme sahiptir. Bu çalışmadaki amaç, Orta Anadolu'daki Miyo-Pliyosen Erenlerdağ-Alacadağ Volkanik Kompleksi'ndeki (ErAVK) kırıntılı daykların kökenini belirlemek ve ignimbiritlerin çıkış (merkezi) fasiyesini tespit etmektir. ErAVK, Konya'nın güneybatısında (Orta Anadolu, Türkiye) geniş bir alanı kaplar ve unimodal bir jeokimyasal karakter gösterir. ErAVK kalk-alkali bazaltik-andezit (anklavlar), andezit, dasit ve nadiren riyolitten oluşur. ErAVK, domlar/lav akıntıları ve bunların volkaniklastik eşleniklerinden (blok ve kül akıntıları ve ignimbiritler) meydana gelir. İgnimbritler (Erenkaya) bileşim olarak andezitten dasite kadar değişmekte olup kırıntılı dayklar, ErAVK'nin kuzeydoğusunda Erenkaya ignimbiritlerini (Erenkaya-1, 2 ve 3) üç farklı noktada kesmektedir. Bu kırıntılı dayklardan ilk ikisi çoğunlukla ince taneli kül boyutunda malzemeden oluşmakta olup kenar fasiyeslere doğru litikçe zengindir ve volkaniklastik malzemelerin akışkanlaşmasıyla yerleşen piroklastik dayk özelliği göstermektedir. Diğer dayk ise kenarlarından itibaren ince taneli ve kül boyutundaki malzemeden oluşurken, orta kısmı oldukça iri (blok boyutunda) ve yoğun pomza bileşenleri içermektedir. Saha çalışmaları, bu ikinci daykın volkanizma sonrası ikincil süreçler (örneğin sedimanter klastik dayk) tarafından çatlak dolgusu şeklindedir. Bu kırıntılı dayklar, Erenkaya ignimbiritlerini oluşturan volkanik faaliyetin ErAVK'nin kuzeyinde meydana gelen bir kaldera çökme süreci ile ileşkilendirilebileceğini ortaya koymaktadır. |
| 18. | Kitosan katkılı poliamid-6/selüloz asetat (PA6/CA) nanofiber kompozit membran üretimi ve membran geçirgenliklerinin araştırılması Production of nanofiber composite membrane from chitosan added polyamide-6/cellulose acetate (PA6/CA) and investigation of membrane permeability Abdullah Gül, İsmail Tiyekdoi: 10.5505/pajes.2025.68338 Sayfalar 1083 - 1092 PA6 nanolif kompozit membranların yüksek basınç altında zayıf hidrofilik etkileri ve hidrokarbon bazlı hammadde olmaları nedeniyle çevre ve sürdürülebilirlik politikası yaptırımlarından etkilenecekleri için gelecekte uygulama alanlarının sınırlı olması beklenmektedir. Bu çalışmada, biyo bazlı kitosan katkılı PA6/CA kompozit nanofiber membran yüzeyleri, elektrospinning yöntemi kullanılarak hazırlandı. Kompozit membranların hidrofilik ve geçirgenlik özelliklerini geliştirmek amacıyla kitosan katkı oranına bağlı olarak farklı karışım oranlarında nanofiber yapılı kompozit membran yüzeyleri hazırlandı. Membranlar SEM görüntüleri, gözenek boyutu, gözenek oranı ve temas açısı ölçümleriyle karakterize edildi. Membranların mekanik özelliklerini ölçmek için çekme ve patlama mukavemeti ve hava geçirgenlik testleri yapılmıştır. Çalışma, hazırlanan membranların geçirgenlik ve iyon tutma özelliklerinin belirlenmesi amacıyla saf ve tuzlu su olmak üzere iki tip su kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar, kitosan katkılı PA6/CA kompozit yapılı nanofiber membran yüzeylerinin hidrofilikliğin arttırılmasında önemli bir rol oynadığını gösterdi. Kitosan katkı oranına bağlı olarak gözenek boyutunun azaldığı ve buna bağlı olarak hava geçirgenliğinin azaldığı belirlenmiştir. Çekme ve patlama mukavemetindeki azalmaya paralel olarak saf su geçirgenliğinde de azalma olduğu gözlenmiştir. Ancak tuzlu su ile yapılan çalışmada iyon tutulumunda artış gözlenmiştir. Tüm bu sonuçlar kitosan katkılı PA6/CA nanofiber kompozit membranların hidrofilik, mekanik ve geçirgenlik değerleriyle mikrofiltrasyon uygulamaları için oldukça umut verici olabileceğini göstermektedir |
| 19. | Asetofenon türevi oksimlerin kinetik çalışmaları ve termal bozunma mekanizmasının incelenmesi Kinetic studies of acetophenone derivative oximes and investigation of thermal decomposition mechanism Züleyha Merve İlkileri, Emin Karapinar, Ramazan Donat, Nazan Karapinardoi: 10.5505/pajes.2025.35514 Sayfalar 1093 - 1101 Bu çalışmada, iki adet asetofenon türevi olan izonitrosometil-p-tolil keton (L1) ve izonitroso-p-kloroasetofenon (L2) ligandları yeniden sentezlenerek kinetik ve termodinamik olarak termal bozunmaları incelenmiştir. Her iki ligandın termal bozunmalarında inert ortam olarak azot gazı (5, 10, 15 dak akış hızı) kullanılmıştır. Kinetik analizler ilk olarak modelden bağımsız olarak Flynn Wall Ozawa (FWO) ve Kissinger Akahira Sunose (KAS) yöntemleri kullanılarak, aktivasyon enerjilerinin olay kesriyle değişiminin grafikleri ile birlikte FWO ve KAS denklemlernini model denklemleriyle birleştirilmiş haliyle reaksiyonun ilerlemesinde etkin model incelenmiştir. İzonitrosometil-p-tolil keton (L1) ve izonitroso-p-kloroasetofenon (L2)’un termal bozunma basamakları 25 ila 600°C arasında gerçekleşti. Isıtma hızının TG ve DTG eğrileri üzerindeki etkisi incelendi. Isıtma hızı arttıkça, sentezlenen kimyasal bileşiklerin parçalanması için gereken sıcaklık da arttı. L1 molekülünün KAS ve FWO teknikleriyle belirlenen aktivasyon enerjileri sırasıyla 75,96 kJ∙mol-1 ve 79,49 kJ∙mol-1 idi. L2 molekülü için hesaplanan değerler sırasıyla 43,80 ve 49,37 kJ∙mol-1 dür. |
| 20. | Hidrotermal sıvılaştırma ile malta eriği çekirdeklerinden biyo-yakıt eldesi Hydrothermal liquefaction for bio-fuel production from loquat seeds Koray Alper, Betul Ercandoi: 10.5505/pajes.2025.93903 Sayfalar 1102 - 1107 Bu çalışmada biyokütle kaynağı olarak malta eriği çekirdekleri hidrotermal işlemle sıvılaştırılmıştır. Hidrotermal sıvılaştırma deneyleri 250, 300, 350 °C sıcaklıklarda farklı reaksiyon sürelerinde (5, 15, 30, 60 dk.) ve farklı başlangıç basınçlarında (5, 10 ve 20 bar) gerçekleştirilmiştir. Deneysel parametrelerin elde edilen hafif ve ağır biyo-yağ verimleri ve biyo-çar verimlerine etkisi incelenmiştir. Hafif ve ağır biyo-yağlar elementel analiz ve gaz kromatografisi kütle spektrometresi ile karakterize edilmişlerdir. İncelenen üç parametreden ürün dağılımını etkileyen en önemli parametrenin sıcaklık olduğu görülmüştür. Sıcaklık ve basınçtaki artış genelde biyo-çar verimini azaltırken hafif ve ağır biyo-yağ veriminde azalmaya neden olmuştur. Biyo-yağların üst ısıl değerleri 27 MJ/kg olarak bulunmuştur. Hem hafif hem de ağır biyo-yağ oksijen içeren hidrokarbonlardan oluşmaktadır. Bu çalışma atık biyokütle olan malta eriği çekirdeklerinin hidrotermal sıvılaştırma ile biyo-yağ ve biyo-çara dönüştürülebileceğini ortaya koymuştur. Biyo-yağ iyileştirmeden sonra yakıt olarak veya kimyasal hammadde kaynağı olarak kullanılabilir. Biyo-çarlar katı yakıt veya adsorbent olarak kullanım potansiyeline sahiptir. |
| 21. | Borik asit çözeltisi ve musluk suyu ile yıkamanın taze kesilmiş ıspanakta bazı kalite özelliklerine etkisi Effects of washing with boric acid solutions and tap water on some quality characteristics of fresh-cut spinach Evra Sarı, Bahar Demircan, Yakup Sedat Veliogludoi: 10.5505/pajes.2025.25926 Sayfalar 1108 - 1116 Taze kesilmiş ıspanak örnekleri farklı konsantrasyonlardaki (% 0.1, %0.5 ve %1) borik asit çözeltileri ile farklı sürelerde (2, 5 ve 10 dk) yıkanmış, 15 gün boyunca 4°C’de depolanmış, ıspanağın kalitesine ve raf ömrüne etkisi incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar aynı sürelerde musluk suyu ile yıkanan ve yıkanmamış ıspanak örnekleri ile kıyaslanmıştır. Buna göre toplam mezofilik aerobik bakteri sayısındaki en yüksek azalış sıfırıncı günde ölçülen %1’lik borik asit çözeltisi ile 10 dk süreyle yıkanan ıspanak örneklerinde 4.75 logaritmik birim olurken yıkanmamış örneklerde ise bu değer 6.40 log bulunmuştur (1.65 log azalma). Borik asit çözeltisi ve musluk suyu ile yıkanan örneklerin antioksidan aktivite değerleri yıkanmamış örneklere göre daha düşük seviyede ölçülmüştür. Ayrıca borik asit çözeltisinin konsantrasyonunun ve yıkama süresinin artışı örneklerin antioksidan aktivite değerlerinde azalmaya neden olmuştur. Yıkama işlemi sonrası örnekleri delme kuvveti ve delme mesafesi değerlerinde azalma olmuş fakat bu azalışın duyusal olarak gözlemlenebilir düzeyde olmadığı belirlenmiştir. Ispanaklarda ölçülen yüksek L değeri, borik asit çözeltisi konsantrasyonunun ve yıkama artışı ile doğrudan etkili olup % 1’lik borik asit çözeltisi ile 2 dk süreyle yıkanan örneklerde bu değer 40.94 olarak ölçülürken 10 dk süreyle yıkanan örneklerde bu değer 43.02 bulunmuştur. Sonuç olarak, %1’lik borik asit çözeltisiyle yapılan 10 dk yıkama işlemi ürünün raf ömrünü kalitede önemli bir azalmaya neden olmaksızın 10 güne kadar uzatabileceği belirlenmiştir |