E-ISSN: 2587-0351 | ISSN: 1300-2694
Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi - Pamukkale Univ Muh Bilim Derg: 26 (4)
Cilt: 26  Sayı: 4 - 2020
KAPAK - İÇİNDEKİLER
1.
Kapak-İçindekiler
Cover-Contents
Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi
Sayfalar I - VII

2.
Fonksiyonel derecelendirilmiş ve sandviç yapılı PVC köpük takviyesinin 6063-T5 Al tüplerin enerji absorbe etme davranışına olan etkisinin incelenmesi
Investigation into the effect of the functionally graded and sandwich PVC foam filling on the energy absorption capability of 6063-T5 Al tubes
Muhammet Muaz Yalçın, Kenan Genel
doi: 10.5505/pajes.2019.92300  Sayfalar 581 - 586
Bilindiği üzere metalik tüpler, yüksek enerji absorbe etme kabiliyetleri nedeniyle birçok farklı alanda tercih edilmektedir. Bu özelliklerinin geliştirilmesi amacıyla tüplerin farklı köpük türleriyle içeriden takviye edilmeleri, halen güncelliğini korumaktadır. Bu çalışmada, farklı PVC köpük yoğunlukları ile (60, 80 ve 100 kg/m3) tek tip yoğunluklu, fonksiyonel derecelendirilmiş yoğunluklu ve sandviç yapılı olacak şekilde üç farklı kombinasyonda takviye edilmiş 6063-T5 serisi alüminyum tüplerin enerji absorbe etme kabiliyetleri (EAK) deneysel olarak incelenmiştir. Her bir takviye kombinasyonunda üç tabaka köpük kullanılmış ve köpük yoğunluklarının EAK üzerine etkisinin daha net ortaya konulabilmesi için tabaka kalınlıkları değiştirilmiştir. Deney sonuçları, tüm numune kombinasyonları göz önünde bulundurulduğunda, absorbe edilen enerji değerindeki artışın %18 ile %43 arasında olduğunu, en yüksek enerji değerinin ise sandviç yapılı takviyede elde edildiğini göstermiştir. Tek tip yoğunluklu takviye kombinasyonundaki en yüksek enerji ise orta yoğunluklu (80 kg/m3) köpüğün kullanıldığı numunede, takviyesiz yapıya göre %37 daha yüksek elde edilmiştir. Numunelerin absorbe ettikleri enerjinin ağırlıklarına oranı olarak ifade edilen özgül enerji absorbe etme değerleri tüm numuneler için hesaplanmış ve en yüksek değer, sandviç yapılı takviyede, takviyesiz tüpe göre yaklaşık %11 daha yüksek olarak, 27.71 J/g değerinde elde edilmiştir. Buna mukabil bazı numunelerin özgül enerji absorbe etme değerleri, takviyesiz tüp yapıdan daha düşük değerlerde olmuştur.
Metallic tubes are preferred in many different fields due to their energy absorbing efficiency. In order to increase the ability to absorb energy, foam filling by using different types of foam is still up to date. In this study, the energy absorbing capability of 6063-T5 aluminum tubes which were filled by using three different foam densities (60, 80 and 100 kg/m3) were investigated experimentally. Base tubes were filled by using three different foam filling models such as uniform density, functionally graded and sandwich model. In addition, in each foam filling models, different sample combinations were obtained by changing the thickness of the foam layers. The highest energy value absorbed in the uniform density foam filling model was obtained in the combination of 80 kg/m3 density foam, which is 37% higher than the base tube. Considering all specimen combinations, the increase in the absorbed energy value is between 18% and 43%, while the highest value was obtained in the sandwich model. In the examination of the test results, the specific energy absorption values of each specimen were also taken into consideration. The specific energy values for some sample combinations were lower than the base tube, while the highest value was obtained in the sandwich model with the value of 27.71 J/g which is about 11% higher compared to the base tube. In contrast, the specific energy absorption values of some specimens were lower than the base tube.

3.
Sıcaklığa maruz fonksiyonel derecelendirilmiş malzemeden yapılmış eğri eksenli kirişte plastik akmanın başlaması
Yielding of functionally graded curved beam subjected to temperature
Mehmet Haskul
doi: 10.5505/pajes.2019.92331  Sayfalar 587 - 593
Bu çalışmada fonksiyonel derecelendirilmiş malzemeden yapılmış silindirik olarak eğri eksenli kirişin elastik davranışı analitik olarak incelenmiştir. Çalışmada elastisite modülü üstel kuvvete bağlı olarak kirişin kalınlığı boyunca değiştiği varsayılmaktadır. Aynı zamanda genel lineer karışım kanunu uygulanarak, diğer özellikleri de (ısıl genleşme katsayısı, ısı iletim katsayısı, akma dayanımı) üstel kuvvete göre değişmektedir. Poisson oranı ise sabit kalmakta değişmemektedir. Kirişe uygulanan sıcaklık dağılımı kirişin kalınlığı doğrultusunda ve radyal koordinatın bir fonksiyonu olarak değişmektedir. Kiriş düzlem gerilme durumunda olduğu varsayılmaktadır. Elastik davranışı belirlemek için von Mises akma kriteri kullanılmıştır. Kirişe pozitif, negatif ve homojen sıcaklıklar uygulanmış ve akmanın iç yüzeyde, dış yüzeyde ve aynı anda her iki yüzeyde başladığı görülmüştür.
In this study, the elastic behavior of the functionally graded cylindrically curved beam is analytically investigated. In the study, it is assumed that the modulus of elasticity varies along the thickness of the beam depending on the power law. Accordingly, by applying the general linear mixing law, other properties (thermal expansion coefficient, heat conduction coefficient, yield strength) vary according to the power law. Poisson's ratio remains constant. The temperature distribution applied to the beam varies with the thickness of the beam and as a function of the radial coordinate. The beam is assumed to be in the plane stress state. To determine the elastic behavior, von Mises yield criterion was used. Positive, negative and homogeneous temperatures were applied to the beam and the yielding was observed on the inner surface, the outer surface and at the same time on both surfaces.

4.
SiO2 Katkısının Al2TiO5 Seramiklerinin Fiziksel Özelliklerine Etkisi
The Effect of SiO2 Addition on Physical Properties of Al2TiO5 Ceramics
Melih Özçatal, Mustafa Serhat Baspinar
doi: 10.5505/pajes.2019.54910  Sayfalar 594 - 598
Alüminyum Titanat (Al2TiO5), düşük ısıl iletkenlik katsayısına ve yüksek ısıl şok direncine sahip seramik bir malzemedir. Al2TiO5’in sinterlemesi süresince oluşan mikro çatlaklar düşük mekanik mukavemete yol açmaktadır. Mekanik özelliklerin iyileştirilmesi amacıyla çeşitli oksit katkı malzemeleri kullanılmaktadır. Bu çalışmada, katkı malzemesi olarak SiO2 kullanılarak gözeneklilik, faz kompozisyonu, eğme mukavemeti ve mikroyapı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Kompozisyonlar α-Al2O3 ve rutil (TiO2)’nin eş molar karışımına ağırlıkça %10’a kadar kuvars (SiO2) eklenerek hazırlanmıştır. Toz karışımı tek eksenli bir pres vasıtasıyla şekillendirilmiş ve 1450°C'de 3 saat sinterlenmiştir. Deneysel sonuçlar SiO2 ilavesi ile gözenekliliğin düştüğünü ve mekanik mukavemetin arttığını göstermektedir. SiO2 ilavesi ile müllit oluşumunun meydana geldiği ve çatlakların azaldığı tespit edilmiştir. Saf Al2TiO5'in eğme mukavemeti 6.80 MPa iken, %10 SiO2 ilavesiyle 38.43 MPa eğme mukavemeti elde edilmiştir. Sonuç olarak, SiO2 ilavesi Al2TiO5 seramiklerinin fiziksel ve mikroyapısal özelliklerinin iyileştirilmesinde etkin bir rol oynamıştır.
Aluminum Titanate (Al2TiO5) is a ceramic material which exhibits high temperature refractory properties due to its high melting point, low thermal conductivity, and high thermal shock resistance. The formation of micro-cracks and the decomposition of the Al2TiO5 phase prevents the commercial use of this material. In order to overcome these problems, various oxide additives are used. The present work investigates the effect of SiO2 additions on mechanical strength, bulk density, and phase composition of Al2TiO5. Al2TiO5 was synthesized by using reaction sintering at 1450°C for 3 h with equimolar mixtures of Al2O3 and TiO2, and with SiO2 additions of 1.25, 2.5, 5 and 10 (by wt.%). The densities of the samples were determined by Archimedes method, mechanical strengths by three-point bending test, phase contents by X-Ray Diffractometer (XRD), and microstructure by Scanning Electron Microscope (SEM). The experimental results showed that SiO2 addition leads the secondary phase formation of mullite and also limited grain growth. Undoped Al2TiO5 showed a bending strength of only 6.80 MPa while the 10 wt.% SiO2 addition showed the bending strength of 38.43 MPa. As a result, the SiO2 addition has played an active role in improving the physical and microstructural properties of Al2TiO5 ceramics.

5.
Midye kabuğu/epoksi parçacık takviyeli kompozitin mode-I kırılma tokluğunun deneysel olarak incelenmesi
An experimental investigation on mode-I fracture toughness of mussel shell/epoxy particle reinforced composites
Cemal Koçhan
doi: 10.5505/pajes.2019.46690  Sayfalar 599 - 604
Bu çalışmada, atık midye kabuklarının geri dönüşümü ile vakum takviyeli reçine infüzyon kalıplama (VARIM) yöntemi kullanılarak üretilmiş midye kabuğu/epoksi parçacık takviyeli kompozit malzemenin mode-I kırılma tokluğu deneysel olarak incelenmiştir. Atık malzemenin üretime sokulması hem üretim maliyetinin düşürülmesi hem de çevresel kirliliğin önlenmesi açısından çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu çalışmada uygulanan kompozit üretim yöntemi lif takviyeli kompozit üretimde kullanılıp parçacık takviyeli kompozit üretiminde daha önce uygulanmamıştır. Bu bakımdan seçilen takviye malzemesi ve üretim yöntemi çalışmanın iki yeniliğidir.
Kırılma tokluğunu incelemek için tek tarafı çentikli eğme numunesi ile ASTM D 5045 standardına uygun olarak üç nokta eğme deneyleri yapılmış ve güvenilirlik açısından altı numune test edilmiştir. Deney sonuçlarına göre midye kabuğu/epoksi parçacık takviyeli kompozit malzemenin mode-I kırılma tokluğu 2.44 MPa∙m1/2 olarak elde edilmiştir. Çalışmanın sonuç bölümünde hasarlı numunelerin içyapıları taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile incelenmiş, deney sonuçları grafikler ile verilmiş ve elde edilen sonuçlar tartışma bölümünde literatürdeki diğer kompozit malzemeler ile karşılaştırılarak yeni malzemenin durumu belirlenmiştir.
This research covers investigation of mode-I fracture toughness of the recycled waste mussel shell particles reinforced epoxy composites. Vacuum assisted resin infusion molding (VARIM) method was applied to produce composites. The aim of the research is to use recycled waste shells to reduce production cost and to prevent environmental pollution. VARIM was applied to produce fiber reinforced composite. Therefore, as reinforcement particles mussel shell, and as particle reinforced composite production method VARIM are both two new points of the research.
Mode-I fracture toughness experiments conducted according to ASTM D 5045 standards with single-edge-notch bending specimens for six repeats. According to mode-I tests, the fracture toughness of the mussel shell particle reinforced epoxy composites is 2.44 MPa∙m1/2. The failure region from one of the tested specimen was investigated by scanning electron microscope (SEM) in the next section of the paper. After the test results are given by diagrams, they are discussed according to other particle-reinforced composites to show the new material place in the literature by means of fracture toughness.

6.
Doğal Lif Takviyesinin Poliolefin Bazlı Hibrit Kompozitlerin Mekanik Özellikleri Üzerindeki Etkisi
The Influence of Natural Fiber Reinforcement on the Mechanical Properties of Polyolefin-Based Hybrid Composites
Ayça Şahika Şahin, Sami Sayer
doi: 10.5505/pajes.2020.05152  Sayfalar 605 - 612
Bu çalışmada, endüstrinin farklı alanlarında yaygın olarak kullanılan poliolefin esaslı malzemelerde doğal elyaf katkısının malzemenin mekanik özelliklerine etkisi araştırılmıştır. Bu kapsamda, ilk etapta çift vidalı ekstrüderde farklı jüt oranlarında PP kompozit malzeme üretilmiştir. İkinci aşamada ise farklı jüt oranlarındaki PP malzemeden 450 µm kalınlığında üretilen filmler, kalınlığı 1 mm olan HDPE (S 0464) levha arasına yerleştirilerek 190 °C sıcaklıkta ve 8,163 bar basınç altında preslenerek hibrit yapıda poliolefin kompozit levhalar elde edilmiştir. Hibrit kompozit malzemenin mekanik dayanımındaki iyileşme % 8,6 oranında, % 5 jüt takviyeli hibrit kompozitte 18.41 MPa olarak gerçekleşmiştir. Sonuç olarak, FTIR karakterizasyonunda, arayüz maddelerinin mekanik mukavemeti olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Çekme testi sonrası oluşan kırılma yüzeylerine SEM analizi yapıldığında elyaf ve polimer arasında etkin bir arayüz oluştuğu, ancak üretim tekniğinden dolayı yön değiştiren elyafların mekanik mukavemeti olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır.
In this study, effects of natural fiber reinforcement on mechanical properties of polyolefin based hybrid composites widely used different industrial areas were investigated. In this context, jute – PP composites having different jute ratios are produced in twin screw extruder on first stage of production. In the second stage, the films are produced at 450 µm thickness of PP material with different jute ratios are placed between HDPE (S 0464) plates with a thickness of 1 mm and are pressed under a pressure of 8.163 bar and temperature of 190 °C and consequently hybrid polyolefin composite sheets are obtained. The improvement of mechanical strength of hybrid composite material is realized 8.6 % ratio as 18.41 MPa in 5 % jute reinforced hybrid composite. As a result of FTIR characterization, it is observed that the interface agents affecting the mechanical strength positively are significant. When SEM analysis of fracture surfaces formed after tensile test is performed, it is determined that an effective interface is formed between the fiber and the polymer, wheras the fibers that change direction due to production methods adversely affected the mechanical strength.

7.
Cıvata bağlantılı tabakalı kompozit levhalarda hasar analizi
Failure analysis of bolted laminated composite plates
Tolga Dursun, Mahmut Özbay
doi: 10.5505/pajes.2020.99075  Sayfalar 613 - 619
Bu çalışmada, cıvata bağlantılı tabakalı kompozit levhalarda çekme dayanımını yüksek doğrulukta tespit edebilmek amacıyla kademeli hasar ilerleme modeli kullanılarak hasar analizi uygulanmıştır. Hasar ilerleme modeli ANSYS APDL kullanılarak hazırlanmıştır. Hashin hasar kriterleri kullanılarak sonlu elemanlar analizleri gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçları literatürde yer alan deneysel çalışmalar ile karşılaştırılmış ve çok yakın sonuçlar elde edilmiştir. Ayrıca plaka genişliği/delik çapı oranı (W/D) 2’den 4’e kadar, kenar uzaklığı/delik çapı oranı (E/D) ise 1’den 4’e kadar değiştirilerek geometrik etkilerin kompozit yapının yük taşıma kapasitesine etkisi araştırılmış ve maksimum çekme dayanımları hesaplanmıştır. W/D ve E/D oranları 2 için hasar levhanın serbest kenarına doğru kayma (yırtılma) şeklinde ilerlemiştir. W/D ve E/D oranları 2’den büyük olduğunda hasar ezilme (yatak hasarı) şeklinde gerçekleşmiştir. [02/902]s konfigürasyonuna sahip kompozit levhada net çekme hasarı meydana gelmemiştir. W/D ve E/D oranları 3 olduğunda kompozit levha maksimum yatak (ezilme) mukavemetine ulaşmaktadır.
In this study, failure analyses were performed using progressive damage model to determine the tensile strength of bolted laminated composite plates with high accuracy. Progressive damage model was prepared using ANSYS APDL. Finite element failure analyses were performed using Hashin’s failure criteria. Results of the analyses were compared with the experimental studies available in literature and an excellent agreement was found between the results of the analyses and experimental data. Additionally, changing the plate width/ hole diameter ratio (W/D) between 2-4 and edge distance/hole diameter ratio (E/D) between 1-4, the effects of geometric parameters on the load carrying capacity of the composite plate were investigated and maximum tensile failure loads were determined. For W/D and E/D ratios equal to 2, failure propagated towards the free end of the plate showing shear failure mode. For For W/D and E/D ratios greater than 2, bearing failure mode occurred. For [02/902]s configuration no net-tension failure mode occurred in the composite plate and for W/D and E/D ratios equal to 3 maximum bearing strength achieved.

8.
Sürtünmeli Delme İşleminde Elde Edilen Kovanın ve Pulun Oluşmasına Etki Eden Parametrelerin Araştırılması
Investigation of parameters affecting the formation of the bushing and bushing wall obtained in the friction drilling process
Cebeli Özek, Muhammet Bal
doi: 10.5505/pajes.2019.65148  Sayfalar 620 - 627
Sürtünmeli delme, dönen bir takım ile iş parçası-takım ara yüzeyinde sürtünme sonucu oluşan ısının etkisiyle geleneksel olmayan önemli bir imalat yöntemidir. Bu yöntemin amacı, ince cidarlı saclarda, deliğin alt kısmında meydana gelen kovan aracılığıyla bağlantı uzunluğunun arttırılmasıdır. Bu çalışmada, sürtünmeli delme yönteminde malzeme kalınlığının ve takım çapının elde edilen kovan yüksekliğine (ha), kovan çeper kalınlığına (hç) ve mikro sertlik değişimine etkilerinin araştırılması amaçlanmaktadır. Deney çalışmalarında, koniklik açısı φ=36°, çapları Ød=5 mm, Ød=10 mm, Ød=15 mm ve Ød=20 mm olan tungsten karbür (WC) takımlar kullanılmıştır. Sürtünmeli delme işlemleri kalınlığı t=2 mm, t=4 mm, t=6 mm, t=8 mm ve t=10 mm olan St37 çeliğine uygulanmıştır. Deney çalışmaları, devir sayısı n=1120 d/d, ilerleme miktarı f=25 mm/dak şartlarında yapılmıştır. Malzeme kalınlığı ve takım çapının, kovan yüksekliği, kovan dış çapı ve kovan biçimleri üzerindeki etkileri araştırılmış ve mikro sertlikte meydana gelen değişiklikler incelenmiştir. En ideal kovan yüksekliği ha=15.30 mm, en ideal kovan çeper kalınlığı hç=4.25 mm ve en yüksek mikrosertlik değeri ise 183 HV olarak elde edilmiştir. Malzeme kalınlığı ve takım çapının kovan çeper kalınlığı ve kovan yüksekliği üzerinde önemli bir etkisinin olduğu, ancak mikro sertlik değerlerinin fazla değişmediği gözlenmiştir.
Friction drilling is an important non-traditional manufacturing method with the effect of heat caused by friction on a work piece-tool interface with a rotating tool. The purpose of this method is to increase the length of the connection through the bushing formed in the lower part of the hole in the thin-walled sheets. In this study, it is aimed to investigate the effects of material thickness and tool diameter on bushing height (ha), bushing wall thickness (hç) and micro hardness change in friction drilling method. In experiment studies, tungsten carbide (WC) tools were used with taper angle of φ=36°, the tool diameters of Ød=5 mm, Ød=10 mm, Ød=15 mm and Ød=20 mm. Friction drilling was applied to St37 steel with a thickness of t=2 mm, t=4 mm, t=6 mm, t=8 mm and t=10 mm. The experiments were carried out at a speed of n=1120 rpm and a feed rate of f=25 mm/min. The effects of material thickness and tool diameter on bushing height, bushing outer diameter, bushing shapes and changes in micro hardness were investigated. The largest bushing height of ha=15.30 mm, the lowest bushing wall thickness of hç=4.25 mm and the highest micro hardness of 183 HV was obtained. It was observed that material thickness and tool diameter had a significant effect on bushing wall thickness and bushing height, but micro hardness values did not change much.

9.
AISI 1050 Çeliğin Tornalanmasında Kesme Parametrelerinin Yüzey Pürüzlülüğü ve Talaş Oluşumu Üzerine Etkilerinin Araştırılması
The Investigation of the Effects of Cutting Parameters on Surface Roughness and Chip Formation in Turning of AISI 1050 Steel
Bahattin Yılmaz, Abdulkadir Güllü
doi: 10.5505/pajes.2020.06702  Sayfalar 628 - 633
Talaşlı imalat operasyonlarında ürün kalitesini belirleyen birçok parametre bulunmaktadır. Bu parametrelerin başında da yüzey kalitesi gelmektedir. Yüzey kalitesi; iş parçasının tribolojik, sızdırmazlık, hidrodinamik, elektrik ve ısı iletimi gibi özelliklerini etkilemektedir. İdeal pürüzlülük değerlerinin elde edilebilmesi için kesme parametrelerinin doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada AISI 1050 çeliği kullanılarak üç farklı kesme hızı, ilerleme ve kesme derinliği ile tornalama deneyleri yapılmıştır. Deneyler sonucunda yüzey pürüzlülüğü için en etkili kesme parametreleri belirlenmiştir. Kesme parametreleri ve yüzey pürüzlülüğü arasındaki ilişki, oluşturulan matematiksel modeller ve denklemler ile ifade edilmiştir. Kesme parametrelerinin talaş oluşumuna etkileri araştırılmış ve farklı kesme parametrelerinin talaş geometrisini nasıl değiştirdiği açıklanmıştır.
There are many parameters that determine the product quality in metal cutting operations. Surface roughness is the leading parameter. Surface roughness effects the work piece properties such as tribological, sealing, hydrodynamic, electrical conduction and thermal conduction. In order to obtain the ideal roughness values, the cutting parameters must be determined accurately. In this study, the experiments were performed with three different cutting speeds, three different cutting depths, three different feed rates by using AISI 1050 steel. As a result of the experiments, most effective cutting parameters were determined for surface roughness. The relation between cutting parameters and surface roughness was stated with mathematical models and equations. The effects of cutting parameters on chip formation were investigated and how different cutting parameters change chip formation was explained.

10.
Sr İlavesinden Sonra Bekletme Süresinin A356 Alaşımının Mikroyapısal ve Mekanik Özelliklerine Etkisi
The Effect of Holding Time After Sr Addition on Microstructural and Mechanical Properties of A356 Alloy
Sezgin Yaşa, Ahmet Kabil, Yahya Bayrak, Mustafa Çiğdem
doi: 10.5505/pajes.2020.04557  Sayfalar 634 - 637
Alüminyumdaki silisyum ötektik fazının küreselleşmesi, döküm için önemli bir parametredir ve malzeme özelliklerini önemli ölçüde etkiler. Sr alüminyumda ötektik modifikasyon için uzun süredir kullanılmaktadır ve bu konuda birçok araştırma yapılmıştır. Bu çalışmada Sr ilavesinden sonra bekletme süresinin alüminyumun mekanik özelliklerine ve ötektik faz modifikasyonuna etkisi incelenmiştir. Modifikasyon için 200 ppm Sr, bekletme süreleri ise 20, 40 ve 80 dakika olarak seçilmiştir. Mekanik özelliklerin tespiti için çekme testi yapılarak çekme dayanımı ve uzama değerleri ölçülmüştür. Ötektik modifikasyonu ölçmek için, ötektik silisyum partiküllerinin boy/en oranları ölçülmüştür. Ek olarak, sıvı metalin Bifilm indeksi vakum altında katılaştırma testi (VAK) ile ölçülmüştür. Bekleme süresindeki artışla birlikte, en boy oranında ve Bifilm indeksinde artış gözlenmiştir. Çekme dayanımı ve uzama değerlerinin ise tutma süresi arttıkça azaldığı gözlenmiştir.
The spheroidization of the silicon eutectic phase in aluminum is an important parameter for casting and significantly influences the material properties. Sr has been used for a long time for eutectic modification in aluminum and many researches have been made on this subject. In this study, the effect of holding time after Sr addition on the mechanical properties and eutectic phase modification of the aluminum were investigated. 200 ppm Sr was chosen as the amount of Sr and the holding times were chosen as 20, 40 and 80 minutes. Tensile test was performed for the determination of mechanical properties and ultimate tensile strength and percentage of elongation values were measured. In order to quantify eutectic modification, the length / width (aspect ratio) ratios of eutectic silicon particles were measured. In addition, Bifilm Index of the molten metal was determined with the reduced pressure test (RPT). With the increase in the holding time, an increase in the aspect ratio and in the Bifilm Index was measured. It has been observed that the tensile strength and elongation values have decreased as the holding time has increased.

11.
Vakum Yalıtım Panellerinin Uçaklarda Kullanımı
Use of Vacuum Insulation Panels in Aircraft
Hakan Keskın, Cem Tahsin Yücer
doi: 10.5505/pajes.2019.14396  Sayfalar 638 - 642
Isıl yalıtım günümüz uçaklarında olması gereken önemli bir yapısal unsurdur.Yalıtım esnasında kullanılan yalıtım malzemesinin fiziksel özellikleri, kütlesel artış, yararlı hacimde azalma ve kaybedilen ya da kazanılan ısı miktarını etkilemesinden dolayı önemlidir. Yolcuların ısıl konforunu sağlaması, aviyonik elemanların uygun sıcaklıkta tutulması vb. etkilerden dolayı yalıtım malzemesinin ısıl yükler üzerindeki etkisi önemli hale gelmiştir. Vakum yalıtım panelleri (Vacuum Insulation Panel, VIP) ısı kayıplarının engellenmesi amacıyla kullanılmaktadır. VIP, diğer yalıtım malzemelerine göre ısı kayıplarını azaltmayı daha az malzeme kalınlığı ile sunmaktadır. VIP diğer yalıtım malzemeleri ile kıyaslandığında, ısı iletim katsayısı oldukça düşüktür. VIP, günümüzde soğuk depolama, uzay/hava araçları ve binalarda tercih edilmektedir. VIP, genel olarak havası alınmış iç yapı, mukavemet sağlayan yapı elemanı, ışıma ile ısı aktarımını engelleyen yapı elemanı ve sızdırmazlık elemanından oluşur. Çalışma kapsamında yalıtımın gerekliliği, havacılık için önemi, kullanılan yalıtım malzemelerinin kıyaslanması ve VIP hakkında bilgiler verilerek havacılık alanında kullanım alanlarına değinilmiştir. Farklı uçuş yükseklikleri için, belli uzunluğa ve yarıçapa sahip bir uçağın ısıl yükleri, iki farklı yalıtım malzemesi uygulanarak incelenmiştir. Çalışma içerisinde sadece VIP uygulamasının teorik kısmı incelenmiş, uygulama kısmına değinilmemiştir.
Thermal insulation is an important structural element that should be present in today's aircraft. The physical properties of the insulation material used during insulation are important because of the massive increase, the reduction in useful volume, and heat loss and heat gain. Due to the thermal comfort of the passengers, the need to keep avionics at the proper temperature, etc. the insulation material has become more effective on the thermal loads. Vacuum Insulation Panel (VIP) are used to prevent heat losses. VIP offers less heat loss than other insulating materials with less material thickness. VIP is compared to other insulation materials, heat transfer coefficient of VIP is very low. Today, VIP is preferred in cold storage, space/air vehicles and buildings. VIP consists of inner structure in general, structural element providing strength, construction element preventing heat transfer by radiation, and sealing element. Within the scope of the study, the necessity of insulation, the importance for aviation, comparison of the used insulation materials, and the information about VIP are given. The range of VIP in aviation field is also mentioned. For different flight altitudes, the thermal loads of a plane with a certain length and radius have been investigated by applying two different insulating materials. In the study, only the theoretical part of the VIP application was examined and the application part was not mentioned.

12.
Muz dilimlerinin kurutma kinetiğinin deneysel ve teorik incelenmesi
Experimental and theoretical investigation of drying kinetics of banana slices
Burak Türkan, Akın Burak Etemoğlu
doi: 10.5505/pajes.2019.84484  Sayfalar 643 - 653
Sıcak hava ile kurutma modellenmesi, gıda kalitesini arttırmak ve enerji tüketimini azaltmak için çok önemlidir. Çalışmanın amacı, sıcak hava kurutma yöntemi ile muz dilimlerinin kuruma davranışlarını incelemektir. Muz dilimlerinin kurutma kinetiği, farklı hava sıcaklıkları (40, 50, ve 60°C) için deneysel olarak incelenmiştir. Kurutma modelleri deneysel verilere uygulanmıştır. Deneysel verilere en yakın sonuçları veren model Midilli modeli (R2=0.99) olarak tahmin edilmiştir. Ürünün nem içeriği azaldıkça L (parlaklık) renk değerinin azaldığı belirlenmiştir. Efektif difüzyon katsayıları (2.02×10-10, 5.05×10-10, ve 8.08×10-10 m2 s-1), aktivasyon enerjisi (61.1 kJ (mol)-1) ve büzülme katsayıları (%23, %32 ve %40) hesaplanmış ve sonuçların gıda kurutulması üzerinde literatürde verilen bilgiler ile uyumlu olduğu görülmüştür. Deneysel çalışmadan elde edilen sıcaklık ve nem içeriği değerleri nümerik analiz sonuçları ile karşılaştırılmış ve uyumlu olduğu bulunmuştur.
Modeling of the hot air dehydration period is very important to increase food property and reduce energy consumption. The objective of the study is to examine the drying behaviour of banana slices by using convective hot air drying method. Drying kinetics of the banana slices was investigated experimentally for different air temperatures (40, 50, and 60°C). The drying models were fitted to the experimental data. The model which gives the nearest results to the experimental information was predicted as the Midilli model (R2=0.99). It was determined that the L (brightness) colour parameter value declined as the moisture content of the food decreased. Effective diffusion coefficients (2.02×10-10, 5.05×10-10, and 8.08×10-10 m2 s-1), activation energy (61.1 kJ (mol)-1) and shrinkage coefficients (23%, 32% and 40%) were calculated and it was seen to be compatible with the data given in the literature on food drying. The temperature and moisture content obtained from the experimental study were compared with numerical analysis and found to be compatible.

13.
Taguchi metodu kullanılarak gıda kurutulmasına etki eden parametrelerin optimizasyonu
Optimization of parameters effecting food drying using Taguchi method
Burak Türkan, Akın Burak Etemoğlu
doi: 10.5505/pajes.2019.93695  Sayfalar 654 - 665
Bu çalışma, konvektif kurutucuda salatalığın kurutulmasına etki eden parametrelerin optimizasyonunun Taguchi metodu ile uygulamasını göstermektedir. Kurutma parametreleri olarak 0.5, 0.8 ve 1 m/s hava hızları, 40, 50 ve 60°C hava sıcaklıkları ve 0.5, 1 ve 1.5 cm ürün kalınlıkları alınmıştır. Kurutma süresi sonunda her bir parametrenin ürün nemi, büzülme katsayısı, ekserji verimliliği ve ekserjetik gelişme potansiyeli değerleri üzerindeki katkı faktörü ANOVA analizi ile araştırılmıştır. Ürünün kurutulmasında kalınlığın etkisinin, ekserji veriminde ise hava sıcaklığının etkisinin en fazla olduğu görülmüştür. Kuruma süresinin minimize edilmesinde optimum kurutma koşullarının 1m/s hava hızı, 60°C hava sıcaklığı ve 0.5 cm ürün kalınlığı olduğu tespit edilmiştir. Ekserji veriminin en fazla olması için 0.5 m/s hava hızı, 60°C hava sıcaklığı ve 0.5 cm ürün kalınlığı seçilmelidir.
This study indicates the optimization of the parameters affecting the drying of the cucumber using the Taguchi method in the convective dryer. Air velocity of 0.5, 0.8 and 1 m/s, air temperature of 40, 50 and 60°C and product thickness of 0.5, 1 and 1.5 cm were taken as drying parameters. At the end of the drying period, the contribution factor of each parameter on the product moisture, shrinkage coefficient, exergy efficiency, and exergetic improvement potential was investigated by ANOVA analysis. It was detected that the effect of thickness on the drying of the product and the effect of air temperature on exergy efficiency were the highest. The optimum drying conditions were found to be air velocity of 1 m/s, air temperature of 60°C and product thickness of 0.5 cm to minimize drying time. For maximum exergy efficiency, air velocity of 0.5 m/s, air temperature of 60°C and product thickness of 0.5 cm should be selected.

14.
Tasarım parametrelerinin hidrolik türbin ayar kanadı tasarımına etkilerinin sayısal olarak incelemesi
Numerical investigation of the effects of design parameters on hydraulic turbine guide vane design
Kutay Çelebioğlu, Fatma Zeynep Aytaç Yılmaz
doi: 10.5505/pajes.2019.70850  Sayfalar 666 - 673
Francis tipi su türbinlerinin çeşitli debi ve düşü değerlerini kapsayan geniş bir çalışma aralığı olduğu için güç üretiminde sık kullanılırlar. Her hidroelektrik santralin kendi özelliklerine uygun türbin tasarımına ihtiyacı vardır; çünkü, türbin tasarım prosesinin en önemli iki parametresi olan düşü ve debi her santral için farklıdır. Ayar kanatları türbinin tek hareket ettirilebilen parçasıdır. Türbinden geçen debiyi düzenlemeye yararlar. Bu çalışmada, Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği (HAD) bazlı bir genelleştirilmiş tasarım yöntemi geliştirilerek iki ayrı hidroelektrik santralin türbin tasarımına uygulanmıştır. Ayar kanadı profili, merkezden kaçıklık, kanat açıları, kanatların örtüşme yüzdeleri, ayar kanat sayısı, rotor-stator mesafesi gibi tasarım parametrelerinin etkileri incelenmiştir. Sonuçlar her bir parametre için incelenmiş, akış fiziği ve tasarımcı açısından önemli bulgular belirlenmiştir.
Francis type hydraulic turbines that have a wide range of operating range for head and flow rates are commonly used in hydropower generation. Every power plant needs its custom designed turbine because the available head and flow rates which are the main parameters to start the design process are different for each plant. Guide vanes of Francis turbines are the only movable parts. They control the flow rate through the turbine. In this study, a generalized Computational Fluid Dynamics (CFD) aided design methodology is developed and applied to the design of the turbines of two different power plants. The effects of several parameters, including the shape of the guide vane profile, eccentricity, blade angles, overlapping percentage of the blades, number of guide vanes, and rotor-stator distance are examined. Results are investigated for each parameter in terms of flow physics and important outcomes are determined for the turbine designer.

15.
Düşük viskoziteli atık kızartma yağı etil esteri üretimi
Production of the low viscosity waste cooking oil ethyl ester
Mert Gülüm, Atilla Bilgin, Abdülvahap ÇAKMAK
doi: 10.5505/pajes.2019.48085  Sayfalar 674 - 682
Yenilenebilir ve çevre dostu bir yakıt olan biyodizelin dizel yakıtı ile kıyaslandığında en önemli avantajlarından bazıları, parlama noktası sıcaklığının ve setan sayısının yüksek olmasıdır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından yayınlanan “Motorin türlerine biodizel harmanlanması” hakkındaki tebliğe göre, 1.1.2018 tarihinden itibaren biyodizelin hacimsel olarak % 0.5 oranında motorine ilave edilmesi zorunlu hale getirilmiştir. Ayrıca, Avrupa Parlamentosu’nun 2003/30/EC sayılı biyoyakıtlar konulu direktifi, üye ülkelerin 2020 yılında en az % 10 oranında yenilenebilir yakıtların kullanımını mecburi hale getirmiştir. Dünyada ve ülkemizde bu denli önemli bir noktaya gelen biyodizelin birçok üstün özelliklerine rağmen, üretim maliyeti ve viskozitesi yüksektir. Üretim maliyetinin yüksek olması biyodizelin daha yaygın olarak kullanılmasını engellerken, viskozitesinin yüksek olması ise motor performansı ve eksoz emisyonlarını olumsuz yönden etkilemektedir. Bu yüzden, sunulan çalışmada, viskozitenin ve üretim maliyetinin azaltılması için, transesterifikasyona etki eden parametrelerin üretilen atık kızartma yağı biyodizelinin viskozitesine etkileri tam bir matris şeklinde incelenerek en düşük viskoziteyi veren reaksiyon parametreleri belirlenmiştir. Optimum parametrelere göre üretilen biyodizelin viskozite değeri, farklı çalışmalarda üretilen biyodizellerin viskozite değerleri ile kıyaslanmıştır. Deney sonuçlarına göre, % 1.25 oranında potasyum metoksit ve 10.5: 1 alkol/yağ mol oranında etil alkol kullanılarak 70 ℃ reaksiyon sıcaklığında ve 121 dakika reaksiyon süresi sonunda üretilen biyodizelin 3.595 mm2/s (cSt) ile en düşük viskoziteye sahip olduğu belirlenmiştir. Üretilen biyodizelin yakıt özelliklerinin EN 14214 standardına uygun olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, bu çalışmada elde edilen viskozite değerinin (3.595 mm2/s) literatürdeki diğer çalışmalarda elde edilen viskozite değerlerine göre daha düşük olduğu belirlenmiştir.
Some of the most important advantages of biodiesel, which is a renewable and environmentally friendly fuel, are that it has higher flash point and cetane number, compared to diesel fuel. According to the notification on "blending of biodiesel with diesel fuel" published by the Energy Market Regulatory Authority, it has become mandatory to add 0.5% volume ratio of biodiesel to diesel fuel as of 1.1.2018. In addition, The European Parliament's Directive on biofuels (2003/30/EC) makes compulsory the use of renewable fuels at least 10% in 2020 for member countries. Despite the superior properties of biodiesel, its production cost and viscosity are high. The high production cost prevents the more widespread use of biodiesel, and the high viscosity decreases engine performance and increases exhaust emissions. Therefore, in this study, for reducing production cost and viscosity, the effects of transesterification reaction parameters on the viscosity of produced waste cooking oil biodiesel were investigated as a full matrix to determine the optimal values giving the lowest viscosity. The viscosity value of biodiesel produced under the optimal parameters in this study was also compared to that of biodiesels produced in different studies. According to experimental results, it has been specified that the biodiesel, produced the optimal reaction parameters such as potassium methoxide concentration of 1.25%, ethyl alcohol to oil molar ratio of 10.5: 1, the reaction temperature of 70℃ and reaction duration of 121 minutes, has the lowest viscosity of 3.595 mm2/s (cSt). The fuel properties of produced biodiesel are in accordance with EN 14214. Moreover, it has been determined that the viscosity value (3.595 mm2/s) obtained in this study is lower than the viscosity values reported in the literature.

16.
Dizel-biyogaz çift yakıtla çalışan bir motorda dizel yakıt miktarının emisyonlara etkisi
The effect of diesel fuel amount on emissions ın a diesel-biogas dual fuel engine
İlker Turgut Yılmaz, Mustafa Yavuz, Metin Gümüş
doi: 10.5505/pajes.2019.08522  Sayfalar 683 - 688
İçten yanmalı motorların enerji ihtiyaçları genellikle fosil yakıtlardan karşılanmaktadır. Fosil yakıtların gün geçtikçe tükenmelerine bağlı olarak yenilenebilir enerji kaynakları araştırmacıların ilgisini çekmektedir. Biyogaz organik atıklardan üretilen alternatif bir yakıttır. Bu çalışmada dizel-biyogaz çift yakıtlı bir motorda dizel yakıt miktarının egzoz emisyonlarına etkisi incelenmiştir.
Deneyler 1.6 litre, dört zamanlı, su soğutmalı, aşırı doldurmalı, ortak hatlı yakıt püskürtme sistemine sahip dört silindirli bir dizel motorda gerçekleştirilmiştir. Motorun elektronik kontrol ünitesinin orijinal ayarlarında herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Çift yakıtlı çalışmalarda motorun enerji ihtiyacının %20’si, %30’u, %40’ı ve %50’si dizel yakıt ile karşılanmıştır. Deneylerde motor momenti 40 Nm, 60 Nm ve 80 Nm arasında değiştirilmiş ve motor devri 1750 d/d’da sabit tutulmuştur. HC, CO2 ve NOx emisyonları dizel yakıt miktarının artışına bağlı olarak azalırken is emisyonu artmıştır. Silindire gönderilen biyogaz miktarının artması hem ön karışımlı yanma fazında yanan yakıt miktarını hem de NOx emisyonlarını arttırmıştır. Biyogazın içeriğinde bulunan CO2 ise yakıt hava karışımını seyrelterek HC ve is emisyonlarını yükseltmiştir.
Fossil fuels generally meet the energy demand of internal combustion engines. Due to the run out fossil fuels day by day, renewable energy sources catch the researchers’ attentions. Biogas is a renewable alternative fuel produced from organic wastes. In this paper, the effect of diesel fuel amount on the exhaust emissions of the biogas-diesel dual fuel engine was investigated.
Experiments were carried out on a four stroke, four cylinder, water cooled, turbocharged, common-rail diesel engine. No changes were made on original settings of electronic control unit of the engine. The energy demands of dual fuel engine were supplied by diesel fuel about 20%, 30%, 40% and 50%. All tests were conducted at 1750 rpm constant speed, 40 Nm, 60 Nm and 80 Nm engine loads. Depending on increasing diesel fuel amount, HC, CO2 and NOx emissions decreased but soot emissions raised. The increase in the amount of biogas sent to the cylinders increased both the amount of fuel burned in the premixed combustion phase and the NOx emissions. The CO2 contained in the biogas increased HC and soot emissions by diluting the fuel-air mixture.

17.
Split klimalarda kullanılan ısı değiştiricilerinde kanatçık etkisinin sayısal analizi
Numerical analysis of fin effect in heat exchangers used in split air conditioners
Berkay Balkanlı, Ali Yurddaş, Yiğit Aksoy
doi: 10.5505/pajes.2019.64928  Sayfalar 689 - 699
Bu çalışmada, gündelik hayatımızda en çok kullanılan iklimlendirme sistem uygulamalarından biri olan split klimalardaki ısı değiştiricileri ele alınmıştır. En yaygın kullanılan ısı değiştiricisi tipi ele alınmıştır. Oluşturulan matematiksel modelin doğrulaması yapılmıştır. Gerçek çalışma şartlarına en yakın koşullar altında inceleme yapılarak tasarım parametrelerinin ısıl kapasiteye ve sistem verimliliğine olan etkileri sayısal olarak incelenmiştir. Tasarım parametreleri geniş bir çalışma alanına sahip olmakla birlikte, bu çalışma kapsamında; boru çapı, borular arası dikey/yatay mesafe, kanatlar arası boşluk ve kanat et kalınlığı değişimi durumları için inceleme yapılmıştır. Düz kanat borulu ısı değiştiricisi modelinde, laminar akış ve belirli sınır koşulları altında tasarımsal değişimlerin ısı transferi, basınç düşüşü ve akış hızı üzerindeki etkileri Sonlu Hacimler Metodu kullanılarak incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda bulunan Nusselt sayısı, taşınım katsayısına bağlı olarak gerçekleşen ısı transferi miktarına göre optimum tasarım parametreleri iyileştirme önerisi olarak sunulmuştur.
In this study, heat exchangers in split air conditioners which are one of the most used air conditioning system applications in our daily life are chosen as a subject. Most commonly used heat exchanger type is chosen. The mathematical model was validated. The effects of design parameters on thermal capacity and system efficiency have been examined numerically under real-like operating conditions. Although design parameters have a wide working area; variations on pipe diameter, horizontal and vertical distance between pipes, space between fins and fin thickness are examined in this study. The effects of the design variations on heat transfer, pressure decrease and flow velocity under laminar flow and certain boundary conditions were investigated using Finite Volume Methods software for this type of heat exchanger. Nusselt number and heat transfer amount depending on the convection coefficient are found after analyses. Considering these values new optimal design parameters are presented for revision of the heat exchangers.

18.
Yüksek fırınlarda ıslak tip tepe-basınç geri kazanım türbini ile elektrik üretimi
Electricity production by wet type top-pressure recovery turbine in blast furnaces
İlker Mert, Cuma Karakuş, Ali Gençoğlu
doi: 10.5505/pajes.2019.17702  Sayfalar 700 - 708
Demir-çelik sektörü günümüzde enerji tüketimi açısından kritik bir öneme sahiptir. Demir-çelik üretim sürecinin yüksek enerji ihtiyacı, beraberinde yüksek maliyetleri de getirmektedir. Bu durum, sektörde ürün kalitesini koruyarak enerji ihtiyacının azaltılması ve enerji tasarrufu yapılması stratejileri geliştirme ihtiyacını doğurmaktadır. Bu çalışmada; demir çelik sektörünün önemli enerji tasarruf yöntemlerinin bir tanesi olan Yüksek Fırın Tepe-Basıncı Türbin sistemi (TBT) incelenmiştir. TBT sisteminin önemi, işletme koşulları, işletme parametreleri ve enerji geri kazanımını etkileyen faktörler ele alınmış olup, örnek bir TBT için işletme parametrelerinin enerji geri kazanımına etkisi araştırılmıştır. Ampirik formüller ile hesaplanan elektrik üretimi değerleri ve parametrelere dayalı çoklu lineer ilişkiyi gösteren bir model ile tahmin edilen üretim değerleri, sistem gözlem değerleri karşılaştırılmıştır.
Today, the iron and steel industry is critical to energy consumption. The high energy demand of the iron and steel production process brings along high costs. This leads to the need to reduce energy demand and develop energy saving strategies while maintaining product quality in the sector.In this study; Blast Furnace Peak-Pressure Turbine system (TBT) which is one of the most important energy saving methods of iron and steel sector has been examined. The importance of TBT system, operating conditions, operating parameters and the factors affecting energy recovery are discussed and the effect of operating parameters on energy recovery is investigated for a sample TBT. A model showing multiple linear relations based on parameters and electrical generation values obtained by empirical formulas, and observation values were compared.

19.
Demiryolu geçiş bölgelerinde farklı üstyapı rijitlikleri ve ray düzensizliği nedeniyle oluşan raylı taşıt titreşimlerinin kontrolü
Control of railway vehicle vibrations due to the effect of different superstructure stiffness in transition zones with rail irregularities
Arif Ulu, Muzaffer Metin
doi: 10.5505/pajes.2020.95770  Sayfalar 709 - 719
Demiryolu araçları hareket ederken, tünellerin veya köprülerin başlangıç ve bitiş noktalarındaki geçişlerde ani bir üstyapı sertliği değişikliği, hem ray yapısında hem de araçta istenmeyen titreşimlere neden olur. Bu çalışmada, demiryolu geçiş bölgesi olarak ele alınan farklı sertlik değerlerine sahip rijit bir üst yapı hattından geçen hafif raylı taşıta dair, tek boyutlu tren-yol dinamik model çifti kullanılarak simülasyonlar yapılmıştır. Hafif metro aracı ve yol İstanbul ulaşımında kullanılan gerçek koşullar dikkate alınarak modellenmiştir. Rayın modeli, sert bir zemine viskoelastik bir temel olarak bağlanan ayrık desteklenmiş ray pedleri üzerine oturan bir Euler-Bernoulli kirişten oluşur. Düşey titreşimler, dinamik bir tekerlek-ray teması içeren yol ve 16 serbestlik dereceli yarım taşıt modellerinin birleştirildiği bir model ile analiz edilmiştir. İkincil süspansiyonlara paralel olarak çalışmak üzere, üstyapının dinamik koşullarının değişimi ve ray düzensizlikleri sonucu hafif metro aracında ortaya çıkan düşey titreşimlerin bastırılması için iki farklı kontrolör tasarlanmıştır. Ortalama ve maksimum işletme hızlarında, ray düzensizlikleri olan ve olmayan, yüksüz ve tam yüklü araç koşulları dahil olmak üzere birçok simülasyon senaryosunda, bulanık mantık denetleyicisinin yaygın olarak kullanılan PID denetleyicisine göre üstünlüğü zaman ve frekans alanında gösterilmiştir.
While railway vehicles are moving, a sudden change of superstructure stiffness in crossings at the starting and ending points of tunnels or bridges leads to undesired vibrations both on the track structure and in the vehicle. In this paper, simulations are performed by using a one-dimensional train-track coupled dynamic model under the condition of a light rail vehicle passed through a slab superstructure line with different stiffness values as a transition zone of the railway. The actual conditions used in Istanbul transportation are taken into account in the modelling of the track and the light metro vehicle. The model of the track consists of an Euler-Bernoulli beam resting on discrete supported rail pads, which are connected as a viscoelastic foundation to a rigid ground. The vertical vibrations are analyzed by a model in which track and 16 DOF semi-vehicle models are combined, including a dynamic wheel-rail contact. Two different controllers are designed in parallel with secondary suspensions in order to suppress vertical vibrations of the light rail vehicle resulting from the change in the dynamic conditions of the superstructure and the rail irregularity in the transition zone to increase the comfort of the passengers. For many simulation scenarios, including unloaded and fully loaded vehicle conditions at the average and maximum operational speeds, with and without track irregularities, the superiority of the fuzzy logic controller over the commonly used PID controller is shown in the time and frequency domain.

20.
Robust Optimizasyon İle Güneş Enerji Kaynağı Tesisi Kuruluş Yeri Seçimi ve Bir Uygulama
Selection of Solar Energy Supply Facility Location with Robust Optimization and an Application
Turgut Karabulut, Selahattin Yavuz
doi: 10.5505/pajes.2019.27243  Sayfalar 720 - 729
Enerji sürekli ihtiyaç ve bu ihtiyaç gittikçe artan bir kaynaktır. Bu enerji kaynaklarından biri olan yenilenebilir enerji, hem temiz hem de sürdürülebilir olması dünyamız için oldukça önemlidir. Dünyada orta kuşak ülkelerden biri olan Türkiye, yenilenebilir enerji kaynakları açısından oldukça şanslı bir ülkedir.
Bu çalışmada, Erzurum, Erzincan ve Sivas illeri için güneş enerji kaynağı tesisi kuruluş yeri seçimi ve enerji verimliliği için model önerilmiştir. Bu model deterministik ve robust optimizasyon ile çözülerek en uygun yer belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma sonunda her iki çözüme göre kuruluş yeri seçimi için en uygun ilin Erzurum olduğu belirlenmiştir. Erzurum ili için deterministik çözüme göre verim 83950724.1 ile 87591854.81 arasında bulunurken, robust çözüme göre verim 83416034.92 ile 87065524.19 arasında bulunmuştur. İki çözüm arasında yaklaşık olarak %0.618 lik bir fark bulunmuştur.
Energy is a constant need and this is a growing resource. Renewable energy, which is one of these energy sources, is very important for our world to be both clean and sustainable. One of the central belt countries in the world, Turkey is a very fortunate country in terms of renewable energy sources.
In this study, a model for solar energy source installation and energy efficiency was proposed for Erzurum, Erzincan and Sivas provinces. This model was solved by deterministic and robust optimization and the most suitable place was determined. At the end of the study, it was determined that Erzurum was the most suitable city for the selection of the location according to both solutions. According to deterministic solution for Erzurum province, yield was between 83950724.1 and 87591854.81 while yield was between 83416034.92 and 87065524.19 according to robust solution. There was an approximately 0.618% difference between the two solutions.

21.
Kademeli mesai saati ile trafik sıkışıklığının azaltılması
Staggered working hours in order to reduce traffic congestion
Özcan Mutlu, Zehra Durak, Hasan Akyer
doi: 10.5505/pajes.2019.90922  Sayfalar 730 - 736
Günümüzde trafik sıkışıklığı, insan yaşamını pek çok açıdan olumsuz etkileyen önemli sorunlardan birisidir. Trafik sıkışıklığı özellikle zirve saatler olarak isimlendirilen trafik yoğunluğunun en fazla olduğu sabah ve akşam saatlerinde yaşanmaktadır. Bu saatlerdeki trafik sıkışıklığının temel nedeni ise özel ve kamudaki işyerlerinin mesai başlangıç ve bitiş saatlerinin genellikle çok yakın olmasıdır. Zirve saatlerdeki ulaşım talebinin daha geniş zaman dilimine yayılması trafik sıkışıklığının azaltılması için yollardan birisidir. Kademeli mesai saati uygulaması bu amaçla kullanılan yöntemlerden birisidir.
Bu çalışmada, kademeli mesai saati stratejisi ile zirve saatlerdeki trafik sıkışıklığını azaltmak için bir matematiksel model önerilmektedir. Modelde bir şehirdeki başlangıç-varış noktaları arasındaki ulaşım talepleri, güzergâhlar ve yolların kapasiteleri dikkate alınarak her bir varış noktasının mesaiye başlama saatinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bunun için bir 0-1 tam sayılı hedef programlama modeli geliştirilmiştir. Geliştirilen model farklı büyüklükteki veri setleri için çözülmüştür. Elde edilen sonuçlar kademeli mesai saati stratejisinin zirve saatlerdeki trafik sıkışıklığını büyük ölçüde azaltacağını göstermektedir.
Today traffic congestion is one of the most important problems that adversely affect human life in many aspects. Traffic congestion is experienced during the morning and evening peak hours which have the highest traffic intensity. The main reason of the traffic congestion during the peak hours is that the work start and finish times of the firms in both private and public sectors are very close. Spreading the travel demand during peak hours for longer time period is a means to reduce the traffic congestion during the peak hours. The staggered working hours is one of the methods used for this purpose.
In this study, a mathematical model is proposed to reduce the traffic congestion by using the staggered working hours strategy. The aim of the model is to find the working hours of the each destination node by considering the travel demands between origin-destination nodes, the paths and the capacities of the roads. A 0-1 integer goal programming model is developed for this purpose. The developed model is solved for different sized data sets. The results show that the staggered working hours strategy will significantly reduce the peak hours traffic congestion.

22.
Toplu taşımada hizmet kalitesi yönetimi uygulaması: hizmet kalitesinde performans ölçüm sisteminin tanımlanması
Measurement of service quality in public transportation: definition of performance measurement system in service quality
Gökhan Üvenç, Sinem Kulluk
doi: 10.5505/pajes.2020.75032  Sayfalar 737 - 748
Hizmet kalitesini arttırmak, günümüzde işletmeler için her zamankinden daha fazla önem arz etmektedir. Bununla beraber hizmet sektöründe, hizmet kalitesine etki eden faktörler hizmetin türüne ve yapısına göre değişkenlik göstermektedir. Kent içi toplu taşımacılık sektöründe de durum diğer hizmet sektörlerinden farklı değildir. EN 13816 Yolcu Taşımacılığında Hizmet Kalitesi Yönetimi Standardı 2002 yılında kent içi toplu taşıma sektöründe bir kalite yaklaşımı geliştirmek amacı ile oluşturulmuştur. Toplu taşımacılık hizmet kriterlerini tanımlamak ve uygunluk noktasında sertifika vermek amacı ile oluşturulan NF 281 Yolcu Taşımacılığı Standardı 2003 yılından itibaren EN 13816 standardını kılavuz kaynak olarak kullanır hale gelmiştir. EN 13816 standardına göre, müşteri odaklı ve hizmet sağlayıcı odaklı olmak üzere iki çeşit hizmet kalitesi ölçümü yapılmaktadır. Hizmet sağlayıcı odaklı hizmet kalitesi ölçümü, performans ölçümü adını alır. Bu araştırmada, Kayseri Ulaşım A.Ş. Hafif Raylı Sistem İşletmesi T1 hattı için, hizmet sağlayıcı odaklı hizmet kalitesi ölçüm modelinin tasarımı; bir başka deyişle performans ölçüm modelinin tasarımı ele alınmıştır. Performans ölçüm modelinin tasarımı ile hizmet taahhütleri, hizmet taahhütleri ölçüm ve değerlendirme sistemi, hizmet düzeyi hesaplama yöntemleri, hizmet taahhütleri yönetim unsurları geliştirilmiştir. Bu geliştirmeler NF 281 Standardının gereklilikleri dikkate alınarak yapılmıştır.
Increasing the quality of service is more important than ever for companies today. At the same time, the factors affecting service quality in the service sector vary according to the type and structure of the service. In the urban public transport sector, the situation isn’t different from other service sectors. EN 13816 Standard of Service Quality Management in Passenger Transport was constituted to develop a quality approach in the urban public transpotsector in 2002. NF 281 Passenger Transportation Standard, which was created with the aim of definingthe criteria of public transport service and certificate at thepoint of suitability,has been using EN 13816 as a guide resourse since 2003. According to the EN 13816 standard, two types of service quality measurements are carried out: customer oriented and service provider oriented. Service provider oriented service quality measurement is calledasperformance measurement. In this study, the design of service provider oriented service quality measurement model, in other words the design of performance measurement model for the T1 line of Kayseri Ulaşım Inc. Light Rail System was discussed. With the design of performance measurement model, service commitments, service commitments measurement and evaluation system, service level computation methods, service commitments management elements have been developed. These improvements have been made taking into account the requirements of the NF 281 standard.

23.
Hemşire çizelgeleme problemi için bir karar destek sistemi uygulaması
A decision support system for nurse scheduling problem
Ebru Geçici, Mehmet Güray Güler
doi: 10.5505/pajes.2019.86402  Sayfalar 749 - 757
Sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi için diğer sağlık çalışanları gibi hemşireler de nöbet tutarak çalışmak zorundadırlar. Oldukça zorlayıcı şartlar altında çalışan hemşireler için nöbet çizelgelerinin adil ve dengeli olması çok önemlidir, aksi takdirde fiziksel ve psikolojik olarak olumsuz etkilenirler. Bu kadar önemli olmasına karşın hemen her sağlık kurumunda bu çizelgeler manuel olarak hazırlanmaktadır. Akademik yayınlar ile geliştirilen çözüm metotları ise bir karar destek sistemine dönüştürülemediği için sürdürülebilir değildir. Bu çalışmada İstanbul’da yer alan bir hastanenin kardiyovasküler cerrahi servisinin hemşire nöbet çizelgeleme problemi ele alınmıştır. Problem için öncelikle bir karma tam sayılı programlama modeli oluşturulmuştur. Sonrasında bu model, yazılım bilgisi sınırlı son kullanıcılara hitap eden bir karar destek sistemine dönüştürülmüştür. Bu sistem sayesinde adil ve dengeli nöbet çizelgeleri çok kısa sürede oluşturulabilmektedir.
Nurses have to work in shifts to sustain continuous health services like other healthcare staff. Nurses have very challenging working conditions, hence the schedules have to be prepared in a fair and balanced way, otherwise, their physical and psychological conditions can be affected negatively. Despite its importance, these schedules are prepared manually in almost all healthcare institutions. The academic studies are not sustainable since they are not transformed into decision support tools. In this study, nurse scheduling problem of cardiovascular surgery service of a hospital in Istanbul is addressed. First, a mixed integer programming model is proposed for the problem. Then a decision support system is prepared for users who has limited technical abilities. This system enables users to prepare fair and balanced shift schedules in a very short time.

24.
Karma-tamsayılı iki aşamalı veri zarflama analizi modeli ile en etkin tedarikçi seçimi
The most efficient supplier selection with mixed-integer two-stage data envelopment analysis model
Volkan Soner Özsoy, Mediha Örkcü, H. Hasan Örkcü
doi: 10.5505/pajes.2019.77527  Sayfalar 758 - 767
Tedarikçi seçimi tedarik zinciri yönetiminde en önemli stratejik konulardan biridir ve bir organizasyonda kilit bir rol oynar. Uygun bir tedarikçi seçmek satın alma departmanının en önemli kararlarından biridir ve bu karar genellikle çeşitli kriterlere dayanır. Bu çalışmada iki aşamalı üretim süreci olarak ifade edilen bir tedarik zinciri yapısında girdi, ara ürün ve çıktı ile birlikte en iyi (en etkin) tedarikçiyi değerlendirmek ve seçmek için karma-tamsayılı bir Veri Zarflama Analizi modeli önerilmiştir. Hem plastik ambalaj kayışı endüstrisindeki firmaların hem de reçine üreten firmaların tedarikçilerinin seçilmesi probleminde önerilen model uygulanmış ve modelin performansı diğer çalışmalarla karşılaştırılmıştır. Sonuçlar önerilen karma tamsayılı iki aşamalı modelin karar vericinin tedarikçi seçimini kolaylaştırdığı göstermektedir.
Supplier selection is one of the most important strategic issues in supply chain management and plays a key role in an organization. Selecting a suitable supplier is one of the most important decisions of the purchasing department, and this decision is usually based on various criteria. In this study, a mixed-integer data envelopment analysis model is proposed to evaluate and select the best (most efficient) supplier with input, intermediate and output in a supply chain structure expressed as a two-stage production process. The proposed model was applied to the problem of selecting the suppliers of both the plastic packing strap industry and the suppliers of the resin manufacturers and the performance of the model was compared with the other studies. The results show that the proposed mixed-integer two-stage model facilitates the decision-maker's choice of supplier.

25.
Ağız ve diş sağlığı hizmeti sunan tesislerin etkinlik ölçümü için bir veri zarflama analizi modeli
A data envelopment analysis model for the efficiency measurement of facilities providing oral and dental health services
Dilek Esenlik Telatar, Kazim Sari
doi: 10.5505/pajes.2019.26618  Sayfalar 768 - 778
Bu çalışmada, ağız ve diş sağlığı hizmeti sunan tesislerin göreli etkinlerini ölçmek için bir Veri Zarflama Analizi (VZA) modeli önerilmiştir. Bu amaçla, karar verici tercihlerinin model çıktılarına, yani tedavi alternatiflerine yansıtılabildiği Ağırlık Kısıtlı VZA (AK-VZA) modeli kurgulanmıştır. Çıktıların hepsinin eşit önemde olduğunu varsayan Temel VZA (T-VZA) modeli ise karşılaştırma amacıyla kullanılmıştır. İstanbul’da Sağlık Bakanlığı’na bağlı tesisler üzerinde yapılan analiz sonuçları, önerilen AK-VZA’nın T-VZA’ya göre daha gerçekçi ve seçici sonuçlar verdiğini göstermiştir. Tesislerin etkinlik performanslarına bakıldığında ise, Ağız ve Diş Sağlığı Merkezleri (ADSM) ve Ağız ve Diş Sağlığı Hastaneleri (ADSH) gibi büyük ölçekli tesislerin Eğitim Araştırma Hastaneleri (EAH) ve Devlet Hastaneleri (DH) gibi ağız ve diş sağlığı açısından küçük ölçekli tesislere göre çok daha etkin olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar, ağız ve diş sağlığı hizmetlerinde tesis büyüklüğünün etkinlik için önemli bir unsur olduğunu göstermektedir.
In this study, a Data Envelopment Analysis (DEA) model is proposed to measure the efficiency of facilities providing oral and dental health services. For this purpose, a Weight Restricted DEA (WR-DEA) model is constructed in which decision makers’ preferences about outputs (i.e. treatment alternatives) can be added to the model. In addition, the Basic DEA (B-DEA) model, based on the assumption that all outputs are of equal importance, is also used for comparison purpose. The results reveal that WR-DEA provides more realistic and selective measures for decision makers than B-DEA for oral and dental health services. In addition, they also show that efficiency performance of large-scale facilities such as Oral and Dental Health Centers (ODHC) and Oral and Dental Health Hospitals (ODHH) is much higher than facilities that offer small-scale services such as Training and Research Hospitals (TRH) and State Hospitals (SH). Thus, these results indicate that facility size is an important factor for the efficiency performance of oral and dental health services.

26.
Konaklama işletmelerinde CRM yazılımının bütünleşik DEMATEL ve TODIM yöntemiyle seçimi
Selection of CRM software in hospitality industry by integrated DEMATEL and TODIM method
Zeynep Ünal, Emre Ipekci Cetin
doi: 10.5505/pajes.2020.08455  Sayfalar 779 - 788
İşletmelerin sürdürülebilirliği açısından müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) ele alınması gereken en önemli konulardan biridir. Faaliyetlerinin merkezine müşteriyi koyan ve müşterileriyle olan ilişkisini verimli bir şekilde kullanan işletmeler rakiplerine göre rekabet üstünlüğü sağlayarak mevcut konumlarını sağlamlaştırmaktadır. Müşteri ilişkileri yönetiminin bir ihtiyaç haline gelmesiyle birlikte ülkemizde ve tüm dünyada teknoloji firmaları tarafından CRM yazılımları geliştirilmektedir. Yazılım alternatiflerinin ve seçim kriterlerinin çokluğu CRM yazılımı seçimi kararını zorlaştırmaktadır. Konaklama işletmeleri gibi aynı anda pek çok departmanda kullanılacak bu yazılımın seçiminde departman yöneticilerinin ortak görüşü de büyük önem kazanmaktadır. Bu çalışmada Antalya’da faaliyet gösteren beş yıldızlı bir konaklama işletmesinin CRM yazılımı seçimi ele alınmaktadır. Çalışmada kriterlerin belirlenmesi ve elenmesinde Delphi tekniğinden faydalanılmıştır. Belirlenen kriterlerin ağırlıklarının hesaplanması DEMATEL yöntemi ile yapılmıştır. Elde edilen ağırlıklar TODIM yöntemine girdi olarak kullanılarak işletme için en uygun CRM yazılımı belirlenmiştir.
Customer relationship management (CRM) is one of the most important issues for business sustainability. Businesses that put the customer at the center of their activities and use their relations with their customers efficiently, provide competitive advantage over competitors and strengthen their current position in the market. As customer relationship management becomes a necessity, CRM software is developed by technology companies around the world. The abundance of software alternatives and selection criteria makes CRM software selection difficult. Being used by many departments in accommodation businesses, selection of this software by the consensus of department managers is gaining great importance. In this study, the selection of CRM software for a five star accommodation company operating in Antalya is discussed. Delphi technique was used to determine and eliminate criteria. DEMATEL method was used to calculate the weights of the determined criteria. Using the weights obtained as input to the TODIM method the most suitable CRM software for the enterprise has been determined.

27.
Effectiveness of dynamic pricing strategy in presence of supply chain disruptions
Mualla Gonca Avci
doi: 10.5505/pajes.2020.54077  Sayfalar 789 - 798
The severe impacts of disruptive events on real-world supply chains have attracted the researcher’s attention on supply chain disruptions in the last decade. In the related literature, several strategies aimed at reducing the impact of disruptions have developed and analyzed. However, there exists no study which analyzes the effectiveness of pricing strategies in presence of disruptions on real-world supply chains to the best of our knowledge. Within this scope, a dynamic pricing approach is developed to mitigate stock-out risks aroused from disruptions. The rationale behind the proposed approach is to channel customer demand from a scarce product to a substitute product. The proposed approach is implemented in a retail supply chain. The computational results confirm the effectiveness of the dynamic pricing policy in the presence of disruptions.

28.
Kurumsal kaynak planlama uygulamalarında karşılaşılan engellerin yapısal modellemesi ve analizi
Structural modeling and analysis of enterprise resource planning implementation barriers
Menekşe Yeşim Çakırlı, Saliha Karadayıusta, Şeyda Serdarasan
doi: 10.5505/pajes.2019.62993  Sayfalar 799 - 811
Kurumsal Kaynak Planlama (KKP), kurumların tüm iş süreçlerinin bütünleşik bir veri tabanından yönetilmesini sağlamaktadır. Kurulum sürecinde, kurulum yapılan firmanın iş süreçleri ve ilgili KKP sistemi üzerinde karmaşık ve uygulaması zorlu birçok değişiklik yapılması gerekmektedir. KKP yazılımlarının kurulumu esnasında karşılaşılan engeller kurulumun başarısını olumsuz şekilde etkilemektedir. Bu nedenle KKP kurulum sürecinde karşılaşılan zorluk ve engellerin analiz edilmesi, bu engellerin ortadan kaldırılması için bir ihtiyaç halini almıştır. Bu çalışma Türkiye’deki küçük ve orta ölçekli işletmelerde KKP kurulum sürecinde karşılaşılan engelleri tanımlanmakta ve bunların birbirleri ile ilişkilerini analiz ederek, engelleri anlamamıza katkı sağlamaktadır. Böylece çalışmanın sonunda KKP kurulum sürecinin daha kolay ve sorunsuz yönetilmesine yönelik öneriler sunulmaktadır. Bu amaç doğrultusunda literatür taraması yapılmış ve tespit edilen engeller, uzman akademisyen ve sektör çalışanları tarafından değerlendirilerek güncellenmiş ve bu çalışmada ele alınan engellerin listesi belirlenmiştir. Belirlenen bu engellerin birbirleri ile ilişkilerini tanımlamak için anketler oluşturulmuş ve uzman görüşleri alınmıştır. Toplanan veriler Yorumlayıcı Yapısal Modelleme ve MICMAC (Cross Impact Matrix Multiplication Applied to Classification) yöntemleri ile analiz edilerek engeller arası yapısal ilişki modeli ortaya konmuştur. Modelin işlerliği KKP kurulum sürecinde olan ve soğutucu dolap üretimi yapan orta ölçekli bir firma vakası ile irdelenmiştir. Bu çalışma, KKP kurulum sürecinin önündeki engellerin daha iyi anlaşılması ve süreci sekteye uğratan durumların önüne geçilmesini mümkün kılması ile hem literatüre hem de sektör yetkililerine net katkı sağlamaktadır.
Enterprise Resource Planning (ERP) ensures that all business processes in an organization are managed via an integrated database system. During the implementation of an ERP system, many complex and difficult-to-implement changes are required on the company's business processes as well as the ERP system itself. Barriers encountered during the ERP implementation have a negative effect on the success of the implementation process. Thus, understanding these barriers is a key to eliminate the causes behind them. In this study, the barriers encountered in small and medium-sized enterprises in Turkey during ERP implementation are determined and the relationships between them are analyzed in order to contribute to our understanding of the barriers, which will lead to an easier and smooth ERP implementation process. Thus, at the end of the study, suggestions for easier and trouble-free management of ERP installation process are presented. For this purpose, the literature was reviewed to identify the main the barriers, which were then evaluated and updated by experts from academy and practice. In order to define the relationships between the identified barriers, questionnaires were formed and expert opinions were gathered. The collected data was analyzed by using Interpreter Structural Modeling and MICMAC (Cross Impact Matrix Multiplication Applied to Classification) methods. The validity and reliability of the model was investigated by the case of a medium-sized company which is in the process of ERP implementation. This study makes a clear contribution to both the literature and the sector authorities by providing a better understanding of the obstacles to the ERP process and avoiding the disruptions.

29.
Kübik hücre oluşturma problemi için arı algoritması
Bees algorithm for cubic cell formation problem
Hakan Gökdaş, Feristah Ozcelik
doi: 10.5505/pajes.2019.85125  Sayfalar 812 - 822
Hücre oluşturma problemi ile ilgili çalışmaların çoğunluğunda sadece parça ve makine ataması ele alınmaktadır. İşlerin makinelerde yapılması sırasındaki önemli rolü nedeniyle işçilerin hücrelere atanması, hücresel üretim sisteminden beklenen faydanın elde edilmesinde oldukça kritik bir faktör olmaktadır. İşçilerin ve makinelerin parça işlemedeki yeteneklerini dikkate almak, kaynakların verimliliğini ve esnekliği artırmada oldukça önemlidir. Bu çalışmada, üç boyutlu parça-makine-işçi temas matrisini dikkate alan kübik hücre oluşturma probleminin çözümü için arı algoritması geliştirilmiştir. Geliştirilen algoritma, hücre sayısının önceden bilindiği ve sabit olduğu literatürdeki diğer çalışmalardan farklı olarak, eniyi hücre sayısını belirleyebilmektedir. Arı algoritmasının performansı, literatürden alınan problemler kullanılarak test edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, çözülen 11 problemin dokuzunda önerilen algoritmanın bilinen eniyi çözümlere ulaştığını ve kalan ikisinde de daha iyi çözümler bularak başarılı olduğunu göstermiştir. Hücre sayısının bilinmediği durumda ise problemlerin %100’ünde önerilen algoritma ile daha iyi çözümlere erişilmiştir.
In the literature, most of the studies on cell formation problem only consider the assignment of parts and machines into the cells. Since workers have important role in doing jobs on machines, assignment of workers to cells becomes a crucial factor for fully utilization of cellular manufacturing systems. Considering the abilities of workers and the machines for processing parts are important to enhance flexibility and efficiency of resources. In this study, bees algorithm is developed to solve the cubic cell formation problem that considers the parts, the machines and the workers together while forming manufacturing cells. Unlike the methods in literature that define the number of cells as a constant number, the algorithm is capable of determining the optimum number of cells. The performance of the developed algorithm is tested by using problems from literature. The results showed that the proposed algorithm is able to find the best known solutions in nine out of 11 problems and better results for the remaining problems. For the case that the number of cells is not known, the algorithm improved the solutions for 100% of the problems.

30.
Futbol karşılaşmalarına bahis oynama davranışının beklenti teorisi ile analizi
Analyzing football betting behavior using prospect theory
Ozgur Yanmaz, Cigdem Kadaifci
doi: 10.5505/pajes.2020.71473  Sayfalar 823 - 830
Futbol karşılaşmalarına yönelik bahislerin dikkate alındığı bu çalışma kapsamında, bahis oynayan kişilerin riske karşı tutumları Beklenti Teorisi’nden (Prospect Theory) yararlanılarak incelenmektedir. Karşılaşmalardan bir süre önce bu bahislerin oranları çeşitli faktörler hesaba katılarak bahis şirketleri tarafından belirlenmekte ve kişilerin oynaması için bahse açılmaktadır. Bazı sonuçlara yüksek miktarda bahis yapıldığı zaman ilgili karşılaşma sonucunun bahis oranları şirket tarafından değiştirilmektedir. Bu değişiklikler, bahisler açık kaldığı sürece oranların güncellenmesi ile sisteme yansıtılmaktadır. Çalışma kapsamında ev sahibi takımın kazanması, beraberlik ve deplasman takımının kazanması şeklinde sadece karşılaşmanın sonucuna yönelik bahisler dikkate alınmıştır. Bu doğrultuda, kişilerin hangi oranlar için bu üç tip karşılaşma sonucundan herhangi birine bahis oynamak isteyeceği ve hangi oranlar söz konusu olduğunda bahis oynamaktan vazgeçeceği sorulmuş, sonuçlar Beklenti Teorisi prensipleri doğrultusunda analiz edilmiştir.
In this study, bets on football matches are taken into consideration and attitudes of bettors towards risk are examined using Prospect Theory. Before the match, the odds of bets are determined by the betting companies (i.e. bookmakers), considering a variety of factors, and bets are presented for people to play. If people are placing on a particular bet, the odds are instantly revised by the bookmakers. These changes are reflected in the system by updating the odds as long as the bets remain open. In the scope of the study, only bets on the result of the match (i.e. the win of the home team, draw and win of the away team) were considered. Accordingly, the odds were asked for which of these three types of match results any person would want to bet and which odds would be abandoned, and the results were analyzed in accordance with the Prospect Theory principles.

31.
Atık Ekmek Probleminin Sistem Dinamiği Yöntemi ile Modellenmesi
System Dynamics Modelling of Bread Waste Problem
Elvan Gokalp
doi: 10.5505/pajes.2019.20726  Sayfalar 831 - 837
Ekmek israfı pek çok ülke için önemli bir mali ve çevresel sorun oluşturmaktadır. Bu problem, içinde pek çok geri besleme döngüsü içeren, dinamik ve karmaşık bir sistem problemidir. Bu çalışmada, ekmek israfının oluşumu sistem dinamiği yöntemiyle analiz edilmiştir. Sistem dinamiği yöntemi geri besleme döngüleri içeren dinamik problemlerin modellenmesine ve analiz edilmesine olanak sağlayan bir yaklaşımdır. Bu çalışmada sunulan model, ekmek üretim ve tedarik zincirinin çesitli aşamalarını kapsamaktadır. Oluşturulan model farklı parametre değerleri ve gelecek senaryoları altında test edilmiş, sonuçlar analiz edilmiştir. Simulasyon senaryolarında İstanbul şehrine ait veri seti kullanılmıştır. Senaryo sonuçları ekmek israfının önlenmesinde en önemli faktörün ekmeğin raf ömrü olduğunu göstermiştir. Ekmeğin raf ömrünün iki katına çıkarılmasının ekmek israfını %25 oranında azaltabileceği bulunmuştur.
Bread waste is a significant economic and environmental problem for many countries. In this paper, we propose a system dynamics approach for bread waste problem that involves significant complexities such as feedbacks and dynamic elements. System dynamics modelling is a simulation method that allows to model these complexities and investigate the impact of public policies on the system performance. We develop a system dynamics model of bread production and consumption dynamics within a geographical area. We design numerous computational experiments by using the related data from Istanbul, Turkey. The experiments suggest that the shelf life is the most important factor on the waste production: doubling the shelf life of the bread can reduce the bread waste by 25%.

32.
Sağlık Hizmet Binalarında Enerji Uygulamaları ve Çalışmalar: Sistematik bir Literatür Çalışması
Energy Applications and Studies for Healthcare Facilities- A Systematic Review
Serap Ulusam Seçkiner, Ali Koç
doi: 10.5505/pajes.2019.36845  Sayfalar 838 - 859
Sağlık tesisleri, büyük bir enerji tüketimine sahip ana binalardan biridir. Bu durum, enerji verimliliği ilkelerine ve bu tesisler için maliyet etkinliğine dayalı iyi bir enerji planlaması ve yönetimine duyulan ihtiyacı ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, 2006 ve 2018 yılları arasında enerji planlaması, enerji yönetimi, enerji verimliliği, alternatif enerji teknolojilerinin seçimi, farklı enerji kaynaklarının kullanılması, enerji yenileme / yenileme çalışmaları gibi sağlık kurumları için gerçekleştirilen enerji çalışmalarına ilişkin literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Araştırma sorularının ve arama aşamalarının tanımlandığı bir sistematik literatür taraması methodu kullanılmıştır. Bu literatür çalışması, Scopus veritabanında enerji ve sağlık ile ilgili anahtar kelimeler üzerine yapılmıştır. Scopus veritabanından elde edilen verilerin analizinden sonra, toplam 176 öncellikli çalışma enerji verimliliği, enerji planlaması ve enerji yönetimi ile ilişkilerine göre sınıflandırılmıştır. Her kategoride, önemli araştırma konuları, bulgular ve mühim görülen yönler analiz edilmiş ve raporlanmıştır. Bu analiz ile mevcut literatürdeki gelişmeler ortaya konmuş ve gelecekteki araştırmalar için potansiyel alanlar önerilmiştir. Elde edilen sonuçlar, sağlık tesisleri için enerji ile ilgili çalışmaların trend konular arasında olduğunu göstermektedir. Enerji için minimum maliyet ve maksimum fayda sağlamak amacıyla, alternatif enerji uygulamalarına yönelik olarak yöneylem araştırması ve mühendislik ekonomisinin çözüm yöntemlerini kullanan makalelerin özellikle ön planda olduğu belirlenmiştir. Enerji problemleri için çözüm yöntemi olarak, Karışık Tam Sayılı Doğrusal Programlamanın 20 makale ile en çok kullanılan yöntem olduğu görülmektedir. Öte yandan, enerji maliyetlerini ve atık enerjiyi mimimize eden ve büyük binalar için oldukça uygun olan kojenerasyon ve trijenerasyon uygulamalarının 83 makale ile üzerinde en çok çalışılan alternatif enerji uygulamaları olduğu görülmektedir.
Healthcare facilities are one of the main buildings that have a great energy consumption. This situation reveals the need for a good energy planning and management based on the principles of energy efficiency as well as cost effectiveness for these facilities. In this context, a literature review, between 2006 and 2018, on energy applications realized for healthcare facilities, such as energy planning, energy management, energy efficiency, selection of alternative energy technologies, using of different energy sources, energy renovation/refurbishment activities has been executed. A Systematic Literature Review (SLR) method was used, where research questions and searching stages were defined. This review study has been conducted on energy and healthcare relevant keywords in Scopus database. After a thorough analysis of the papers retrieved from the Scopus database, the total 176 prmariy articles have been categorized according to their relations with energy efficiency, energy planning and energy management. In each category, major research issues, findings and important aspects have been analyzed and reported. With this analyzing, developments in the existing literature have been put forth and potential areas for future research have been suggested. Findings pointed out that energy related studies for healthcare facilities are between trending topics. For the purpose of ensure minimum cost and maximum utility for energy, the articles using the solution methods of operations research and engineering economics regarding to alternative energy applications are especially popular. As solution method for energy problems, Mixed Integer Linear Programming (MILP) is widely used 20 studies. On the other hand, cogeneration and trigeneration applications, which minimize energy costs and waste energy and are very suitable for large buildings, are the most frequently studied alternative energy applications with 83 articles.

LookUs & Online Makale